.
Bak Ömer’in (r.a) haline!
…
İşte Senin derdin, işte benim derdim!
.
Bak Ömer’in (r.a) haline!
…
İşte Senin derdin, işte benim derdim!

Annesi tarafından zincire vurulur, dayısı tarafından eziyet edilir.
Ama 17-18 yaşında, sizin yaşınızda…
Nefsinin fatihi..
Benliğinin fatihi..
Büyük insan..
Mekke’nin en zengin insanlarından birisidir. İzdivaç için her gün belki birkaç tane teklif vardır; ama o Allah Resulünü, sallallahü aleyhi ve sellem, tanıdıktan sonra her şeyi kafasından çıkarıp atmıştır. Medine’ye bir muallime, mürşide ihtiyaç var, denilince de kalkıp Medine-i Münevvere’ye gitmiş ve bir senede 70 insanla Allah Resûlünün yanına dönmüştür.
Bir posta sarılmıştır..
“Şu delikanlıya bakın, giyecek bir elbisesi dahi kalmamış..”
Vur bir kılıç da oraya deyip boynunu uzatıyordu..
Yüzünü saklıyordu koca Mus’ab..
Hicabından yüzünü saklıyordu..
“Ya Resulullaha bir şey olursa, ya O’nun zülüflerine dokunurlarsa… “
“Başını örttük, ayakları açıkta kaldı.. Ayaklarını örttük, başı açık kaldı…”
…
Allahım O’nu anışımızdan haberdar eyle; ama daha önemlisi o yola bizi hidayet eyle..

Elhamdülillahi Rabbil âlemin…Vessalâtü vesselamü ala seyyidinâ Muhammedin Sallallahu Teâlâ aleyhi Ve Sellem… Ferdün Hayyün Kayyûmun Hakemün Adlün Kuddûs… Es’elüke Yâ Allah. Yâ Hüve Yâ Rahman. Yâ Rahim. Yâ Hayyü Yâ Kayyûm. Yâ Ze’l-Celali Ve’l-İkrâm. Yâ Erhamerrahimin.
Bütün cürmümüzle, seyyiat ve hatalarımızla beraber Habib-i Edibi’ne talim buyurduğun istikametten, evvela sana hamd ve sena ederek, Habib-i Edibi’ne salat-ü selam getirerek ve sonra O’nun diliyle Esma-i Azam diye ifade buyurulan, mübarek ism-i Azam’ı dile getirerek, dergah-ı nezd-i ehadiyetine dehalet ediyoruz Ya Rabbi!
Rasûlü Ekrem’den on dört asır uzakta bulunduğumuz için cürümlerimize bakmayarak, rahmetinle bizleri affeyle Ya Rabbi! Ya İlahe’l-Alemîn ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Biz seni bilemedik.. Kur’an’ın hakikatine akıl erdiremedik.. Peygamberi tanıyıp yoluna giremedik.. İşte bizim dualarımızı İlm-i İlahi’nle bilirken, Sem’i Sübhani’nle dinlerken, bu kadar perişan ve bu kadar sergerdanların duasını dinleme lütfûyla lütfedip dinle Ya Rabbi!
Ya İlahe’l-Âlemin ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Şu fani dünyada her birimiz sağda solda bir bülbül nağmesiyle senin mübarek adını dile getirmek, seni yeniden bütün âleme duyurmak istiyoruz. Bir bezim, bir perde kapanıverdi. Ve biz bu perdenin kapanmasına şahit olduk. Karanlık gecede yetiştik. Semasında şimşeğin çakmadığı nice geceler gördük. Bazen bir tek yıldızın bile göz kırpmadığına şahit bulunduk. Böylesine kalbî ve rûhi hayattan mahrum yetiştik. Onun için sahabe gibi hasbi olamadık.
Ya İlahe’l Alemin ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Senin lütfedip, bahşedip bizlere gönderdiğin Ramazan-ı Şerif ayını idrak ettik. Reyyan kapısından girmeye inşaallah liyakat kazandık. Cennete ehil hale geldik. Ben olmasam bile Müslüman cemaatin o yolda olduğu hüsn-ü zannını besliyorum. Onların duaları içinde ellerimizi kaldırıyor, Kadir gecesidir diyen, Ramazandır diyen saflaşmış insanlarla beraber sana dua ediyoruz. Dualarımızı kabul eyle Ya Rabbi! Bizi hâib ve hâsir eyleme Ya Rabbi!
Habib-i Edibi’nin söylediği her şey senin aleminden esip gelen şeylerdir. O, sözleri arasında bize şunu duyuruyor ve vicdanlarımızı doyuruyor, “Bir insanın elleri Rabbi Rahimine inanarak kalkarsa Allah (c.c.), o elleri sıfır olarak geriye çevirmeyecektir.” Sana inanarak ellerimizi tevcih ediyor, ebedi mihrabımız olan kapına teveccüh ediyoruz.
Belki, şu ana kadar çok büyük günahlar ve cürümler işledik. Nedamet ederek bir daha işlememeğe azm-ü cezm-ü kast eyliyoruz. Sen bizi Dergah-ı Nezd-i ehadiyeti’nde kabul eyle Ya Rabbi!
Ya İlahe’l-Âlemin ve Ya Ekremel Ekremîn! Hadiseler bizi boğacak hale geldi. Üstesinden kalkamaz hale geldik. Neslimizi sokağa döktüler, şahit olduğumuz her manzara artık gırtlağımızda hıçkırığımızı düğümletecek hale geldi. Sen bu vaziyette bizi daha fazla devam ettirme Ya Rabbi! Keremin ve Lütfun engindir Senin. Bu millete lütfedip kerem ve lütfunla muamele eyle Ya Rabbi! Bu millet ki Ya Rabbi! Bir zamanlar Senin Yüce adını bayraklaştırıp âfâk-ı âlem’de dolaştırıyor ve ölürken en büyük ümniye ve ideal olarak senin mübarek adının âfak-ı âlem’de şehbal açmasını istiyordu. Bu millet, onların torunu ki Balkanlar’da sinesinden yediği hançerle Sana doğru kanat çırpıp yükselirken, “Attan inmeyesüz, Allah’ın adını âfâk-ı âlem’de gezdiresüz.” diyordu. Onların ahfadı olan bizleri de aynı şerefle şerefyab eyle Ya Rabbi!
Afak-ı âlemde adını dalgalandırmak istiyor, Hazreti Muhammed’in adını bugüne kadar gitmediği ufuklara götürmek istiyoruz. Doğusuyla batısıyla bütün insanlık, imandan ve Kur’an’dan mahrumiyetin bunalmışlığı içinde. Bütün bunalmışlara âb-ı kevser gibi götüreceğimiz Kur’an, onları idam-ı ebediden kurtaracak, cennetnümun bir hayata ulaştıracak. Bizim liyakatımız olmasa bile daha evvel ecdadımızın yerine getirdiği bu vazifenin hakkı ve hürmeti için bizleri bu vazife ile şerefyab ve serfirâz eyle!
Son şiire kafiye koymak istiyoruz, yaban ellerde gezen Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in atının zimamından tutup dokuz asır Türkün yağız delikanlısının koşturup durduğu Anadolu’da dolaştırmak istiyoruz. “Biraz da bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!” diyoruz. Sen bu yağızları Malazgirt’ten, Çanakkale’den, Belgrat’tan çok iyi bilirsin. Bingazi’den, Maraş’tan, Gaziantep’ten bilirsin Yâ Resûlallah! Palandöken’de elinde satırıyla koşturan ninesiyle bilirsin. Duvağını atıp Çanakkale’ye koşan geliniyle bilirsin. “Kafir tarafından işgal edilmiş vatanda yaşamak benim neyime” diyen genç kızıyla ve mert delikanlısıyla bilirsin. Bütün bunları neslim ve milletim adına zat-ı Nübüvvetine sadaka olarak takdim ediyorum. Bilirsin Yâ Resûlallah, senin için çok terledik. Terlemiş cemaatin terlerini, aziz şehit kanı gibi bir bardağa koyup şu mübarek geceler içinde, şu mübarek Ramazan-ı Şerif içinde, Zat-ı Nübüvvetine, Ruh-u Muazzezine fatihaların hasıl edeceği sevaptan daha aziz bir sevap olarak sana takdim etmek istiyoruz. Ve bununla seni davet ediyoruz. Kabul buyurursan bunu sana bir davetçi olarak gönderiyoruz. Medineli’lerin seni davet ettiği gibi seni yurdumuza davet ediyoruz. “Ne zaman geleceksin?” diyoruz. Canımız dudağımıza geldi. Gayri artık dayanamayacağız. Sensiz olan bir dünyayı da istemiyoruz. Eğer hâla bizi liyakatsız buluyorsan, ben nefsim adına arz edeyim, sana hiçbir zaman layık bir ümmet olduğumu iddia edemedim. Fakat bilirsin, senden başkasına da türkü söylemedim. Allah’tan başkasına Mabud-u Mutlak, Maksud-u bi’l İstihkak demedim.
Sen bir sultansın. Sultana sultanlık, dilenciye dilencilik yakışır. Bağlı ellerimizi çözüp dağılmış kakülümüzü okşayıver, toz toprak içinde kalmış zülüflerimize mübarek elini gezdiriver. Gayba doğru uzanan ellerimizle Akabe’dekiler gibi elini sıkmak istiyoruz. Ya Resûlallah, elini uzat, elimizi sık. Türkün yağız delikanlısı sana Medine’nin Ensarı gibi el uzatacaktır. Başımızı okşa, kırık kalplerimizin kırıklığını gideriver. Sütü birkaç defa döktük, birkaç defa kusur işledik. Fakat vallahi hane-i Nübüvveti’nden dışarı çıkmadık. Vallahi senden ayrılmadık. Vallahi Kur’an’a karşı inkar vaziyetine girmedik.
Hele filizlerinle Ya Resûlallah, öyle bir dem öyle bir hava aldık ki, ben şu yarım halimle bunlara baktıkça ürperiyor ve kalbim duracak hale geliyor. Sen ki Ravza-ı Tahire’den bunları görüyorsun, şu hıçkırıkları duyuyorsun. Senin ümmetinden delikanlı ve çocukların havasına nigehban bulunuyorsun. Ali’lerin, Ebubekir’lerin, Osman’ların çektiği zimamı, Türk’ün eline veriver. Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Arnavuduyla bir Anadolu milleti göğüslerini gerip senin için dayandılar Ya Resûlallah! Mescidlerini koruyup minareler yaptılar, her şeye rağmen günde beş defa Muhammedü’r-Rasulüllah dediler ve bunu demeye azmettiler Ya Resûlallah!
Ve bugün yaptıkları herşeyi şart-ı âdi olarak vesilen ve vasıtanla dergâh- nezd-i ahadiyete takdim etmek istiyoruz. Huzur-u rabbülâleminde “Bunlar da bendendir” der misin Yâ Resûlallah! Bizleri Havz-ı Kevser’in başından kovulanlar içinde kovulma zilletine maruz kalmaktan masun ve mahfuz eyle Yâ İlâhe’l-âlemin! Bizlere şefaat elini uzat, elimizden tutup evc-i kemali insaniyete çıkar Yâ Resûlalllah!
Yâ ilâhe’l-âlemin ve yâ Ekreme’l-Ekremîn! Seyyidim ve pişdârım; rehnümam ve rehberim; Muktedây-ı kül ve rehber-i ekmelim olan Hazret-i Muhammed aleyhi’s-salatü ve’s-selama dehalet ederek dergâh- nezd-i ehadiyetine girmek istiyorum. Kirli yüzlerimizle doğrudan doğruya sana müracaatı sû-i edeb saydım. Habîb-i edibin vesâyâsı altına girmek istedim. Gönlümü evvela ona teslim edeyim dedim. Ve sonra da onun gölgesi altında Senin huzuruna çıkayım. Bir kıtmir gibi bacakları arasında dolaşayım, sadakatimi izhar edeyim. O da yüzüme baksın. Ellerini yüceler yücesi Sana kaldırsın. Desin ki “Bu da bizdendir” Yâ İlahe’l-Âlemîn. Ve ben de kendimden geçeyim. Hıçkırıklar içinde boğulayım. Bazı şehidler kanının şehidi olur. Ben de ağlamanın ve hıçkırığın şehidi olayım. Bu lütfu bizden esirgeme yâ Rabbi!
Sana sadık olmaya söz veriyoruz; gecemizi gündüz eyle yâ Rabbi. Kışımızı bahar eyle yâ Rabbi! Neslimize can ve dirilik ihsan eyle yâ Rabbi! Bükük belimizi doğrult yâ Rabbi! Kaddimize istikamet, dizlerimize derman ihsan eyle yâ Rabbi! Bu gece Kadir gecesi yâ Rabbi! Senin kadrini bilenlerin, kadir bilenlerin, kadrini bilip kadirşinaslık içinde huzuruna gelenlerin gecesi yâ Rabbi!
Rezonans olmak için, münasebet kurmak için bütün şartlar hazırdır yâ Rabbi! Sen kendin ta’lim, tebliğ buyuruyorsun. Ya Rabbi, yâ Allah dendiği zaman Sen “Lebbeyk kulum” diyorsun. Bu bişareti bize veriyorsun. Gönlümüzü sevince gark ediyorsun. Avazımız çıktığı kadar, benim boğuk ve kesik sesimle değil, şu cemaat içinde samimi sesler hürmetine Sana yâ Rabbi, Yâ Allah diyoruz. Yâ Hayy-ü yâ Kayyûm diyoruz. “Lebbeyk” de yâ Rabbi! İmdadımıza yetiş yâ Rabbi! Evc-i kemal-i insaniyete bizleri i’lâ eyle yâ Rabbi! Dik gezmişleri, iki büklüm gezmekten halâs eyle yâ Rabbi! At üstünde senin adını taşımışları yerde sürünür olmaktan halas eyle yâ Rabbi!
Tel’in ve bedduaya amin de demiyoruz. Belki onların hidayetlerini diliyor ve dileniyor, Mefhar-i mevcudat efendimiz gibi, “Allahım cemaatimizi hidayet eyle, zira bizi bilmiyorlar” diyoruz. Sen O Rahmanu’r-rahimsin ki, İkrime’nin, Ebu Süfyan’ın kalbini yumuşattın. Sen O Rahmanu’r-rahimsin ki, Safvan ibn-i Ümeyye’nin kalbini yumuşattın. Onlar ki hayatları boyunca Resûl-ü Ekrem’e karşı çıktı. Onlar ki, hayatları boyunca Lat ve Uzzâ için kavga ettiler. Biz ki, Yâ İlahe’l-Âlemîn cürmümüzle beraber Lat ve Uzza’ya secde etmedik. Senden başkasının kapısına gitmedik. Kalbimiz onların kalbinden daha katı değilse bizlerin kalbine de rikkat ihsan eyle ya Rabbi! Haib ve hasir olarak ellerimizi indirmekten bizi masun ve mahfuz eyle ya Rabbi!
Dualarımızı dergah-ı Zat-ı uluhiyyetinde birini bin eyle ya Rabbi! Bir dileğimizde bin lütufta bulun ya Rabbi! Bir arpa boyu hizmetiyle senin yoluna hizmet edenleri azîz ve şerif eyle ya Rabbi! Bu belde halkını soldurma ya Rabbi! Topyekün vatanımızı da güldür ya Rabbi!
Takabbel minnâ bi hürmeti’l-Fâtiha.
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 20 Ağustos 1979 tarihinde, Kadir Gecesi münasebetiyle Soma’da verdiği vaazın sonunda yaptığı duanın transkripsiyonudur. Allah c.c. ebeden razı olsun..
:(
Bazı kimseler kendilerini feda etmelidirler.
Bazı kimseler ölmelidirler ki, hatta manen ölmelidirler.
Hatta ben Cennetten bile ümidimi kesmeliyim.
Bu toplum içinde onlara bir şeyler vermeye çalışken, bir şeyler anlatırken cennet ümidini de içimden atmazsam Cennet sevdasıyla yapılması gerekli olan bir kısım şeyleri yapamam.
Maddi manevi füzüat hislerini atmalıyım. Cehennem korkusunu da atmalıyım kafamdan.
Cehenneme dayanamam, cennetsizliği de dayanamam ama bununla beraber ümmeti Muhammed’in derdi o kadar çok büyüktür ki ben bana ait terki, aşılması imkansız gibi görünen bazı şeylere de evet dedim. Bunları da yapmayacağım.
Hz. Muhammed’in davası uğrunda birkaç hasbiye ihtiyaç varsa şayet, bu hasbilerden biri olmayı yakalamaya çalışacağım, elli küsur yaşına kadar yakalayamadım ama ümidimi yitirmedim.
Yakalama adına ümidimi korudum.
Varıp bende delireyim bu mecnunlardan birisi olayım varsın bana da deli desinler.
Böyle bir insana ihtiyaç varsa o ben olayım.
…
Fazilet furuşluk için fahr için arz etmiyorum bunu, tek düşüncem olsun ve Allaha o kadar niyaz ettim ki;
“Allah’ım ölürken cüzdanımı kurcalasınlar içinde kefenime yetecek kadar dahi para bulamasınlar”
Bir kere daha…
…
Ben kıtmirliğimle iffetimle bu işi götürmeye çalıştım.
Bana bir şey demesinler, elalem gözü küfür yobazlığı ile dönmüş bana zeytinlik, taksiler isnat edebilir
“Allah’ım benim hiç bir şeyim olmasın ibrahim ethem gibi gideyim” dedim.
Ve size de öyle seslendim!
Zira İslam’ın maruz kaldığı sıkıntılar ancak bu türlü hasbilerle bertaraf edilebilir.
…
Hiçbir sevdam olmadı, Hiçbir sevdam!…
Gencin gençliğinde duyduğu sevdalara sevdam olmadı.
“Hayatta yolunu değiştirirsen fetih ölür”
İslam’ın dünya çapında bir ikbali olacaktır, bunun önünün de kimse alamayacaktır. O gün gelecektir.
Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın.
Ben ne dedim;
“Üç, beş sesimi duyanlar onunla heyecana ulaşanlar olmuşlardır,
Allah’ım Din-i mübin-i İslama bir istikbal vaat edeceksen bahtına düştüm o günleri bana gösterme” dedim. Zira hiçbir şeyin peşinde olmadım.
Bu saf hayat tarzını bulandırmak isteyenler olacaktır. Bizim hiçbir talebimiz yok.
Girdik reh-i sevdaya, cünunuz,
Bize namus lazım değil.
Ey dil ki bu iş şane düşer mi?
Bana Hz Muhammed gerek.
…
Sokaklarda aramıyor; sinelerimizde arıyoruz.
İslam parlaklığını gösterecektir,
İman gönülleri fethedecektir,
Kuran muhtaç gönüllere girecektir,
Camiler bağrında herkesi toplayacaktır
ve asayişin, nizamın bekçileri sulh-u sükûn içinde bu vazifeyi yapacaktır.
…
Biz muhabbet fedaileriyiz husumete vaktimiz yoktur deyip emn-i eman içinde hareket edeceksiniz.
…
Şartları aleyhinizde ağırlaştıranlar olacaktır.
Atmosferi sizin için yaşanmaz hale getirmek isteyenler olacaktır.
Oysaki Allah’a binlerce hamd ve sana olsun;
Ekilen tohumlar neşvünema buluyor, gözyaşlarından dökülen damlalar çiçekler halinde açıyor.
Hz Muhammed hoşnut tepenin öbür tarafında sizi bekliyor. Onun gibi yaşayın onun gibi yürüyün ona varın ve bütünleşin.
…
Bana hakkınızı helal edin.
Heyhat!
Nağmeyi tutturamadım! Mızrabımı bamteline vuramadım! Sineleri uyaramadım! Size bir şey söyleyemedim!
Çok acı gelecek bana… Sizi çok özleyeceğim ama gelemeyeceğim. Size gelemeyeceğim.
…
Yapamayacağım. Tekrar ediyorum hakkınızı helal edin.
Nurforum.org
O erler 1
O erler 2
O erler 3
O erler 4
O erler 5
..
Yaptığı her fenalığı başına inmiş bir balyoz gibi duyar.
Hepsi ciddi bir günah korkusuna giriyor, hepsi tir tir titriyor…
****
Dinliyor…
Dinliyor ve geriliyor…
Dinliyor, duyuyor ve yeni bir hale geliyor.
****
Bizim güç kaynağımız : Lâhavle ve lâkuvvete illâ billâhil-aliyyil azim
(Kuvvet ve kudret ancak Cenab-ı Allah’tadır.)
****
En büyük ihsan-ı ilahi, kullarına ihsanını hissettirmemektir.
Şımarıklığa girebilirsin, kendini beğenmeye düşebilirsin.
Kazanıyor zannettiğin kuşakta kaybedebilirsin.
****
Ey Kimsesizler Kimsesi (c.c), Bize Kimse Ol…
Yolun çetinliğine rağmen, hadiseler karşısında pes etmeyin.
Çokları bir miktar yürürde bu yolda, dönemecin birinde başlarından gelenlerden bıkar; tedbir der, etliye sütlüye karışmazlar ve rahat ederler. Ama yol bu değildir.
Bin dönemeç karşınıza çıksa sarsılmadan hep aynı şeyi söyleyeceksiniz. Bir güfte bestesini siz yapacaksınız :
” Çıktık dikenli yollara, dönmemeye karar verdik geriye… ”
Çıktık dikenli yollara,
Söz verdik Allah’a, geriye dönmeyeceğiz!
Bizim bestemiz olsun!
Söz verelim…
Ancak o zaman mesafelerin canını okuyacağız, ancak o zaman aşılmaz köprüler geçilecek… Tepeler bel kıracak, ‘geç!’ diyecek.
Son Yorumlar