Kadir gecesini öyle ihya edin ki..
Kadir gecesi duası M. Fethullah Gülen
Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Sultanahmet Camii’ne her gittiğinde orada iki gözü iki çeşme ağlayan yaşlı bir zata rastlamaktadır. Bu yaşlı zat, başından geçen çok ilginç bir olayı kendisine anlatınca, Mehmet Akif Ersoy bundan çok etkilenir. Bu anıyı Hocaefendi bir sohbetinde böyle heyecanla dile getiriyor.
*
Mehmet Akif anlatıyor:
“Her sabah Sultanahmet Camiine erkenden giden bir zat vardı. Mihrabın bir kenarında saçı-sakalı bembeyaz olmuş bu ihtiyar adam, ümitsiz bir şekilde durmadan ağlıyordu. Nihayet bir gün yanına sokuldum:
-”Muhterem” dedim. “ALLAH’ın rahmetinden bu kadar ümitsizlik olur mu? Niye bu kadar ağlıyorsun?”
Bana:
-”Beni konuşturma, dedi ”Kalbim duracak.”
Çok ısrar edince anlattı:” -Ben Abdülhamid devrinde bir binbası idim. Anam-babam vefat edince sadarete bir dilekce gönderdim. Dedim ki; Mallarımız gayrimenkullerimiz var. Bunların bir nezaretçiye ihtiyacı vardır. Kabul buyurulursa istifa etmek istiyorum.
Sadaret benim dilekçemi Padişaha göndermis. Bana doğrudan doğruya Hünkardan bir yazı geldi.” İstifa kabul edilmedi” deniyordu.
Ben bir daha gönderdim. Yine aynı cevap geldi.
Bizzat huzura çıkıp şifahi görüsmek istedim. Ben o celadetli Padişahın huzuruna çıktım:
-Sultanım, istifamın kabulünü istirham edeceğim. Durumumuz budur, dedim.
Derin derin biraz düsündü. İstifa etmemi istemiyordu. Yüzünden belli idi. Israrıma da dayanamadı. Öfkeli bir edayla elinin tersi ile beni iter gibi:
-Haydi istifa ettirdik seni, dedi.
Ben dönüp işimin başına geldim.
Gece mana aleminde orduların teftiş edildigini gördüm. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) Yıldız
Sarayı’nın önünde duruyordu. Bütün Türk ordusunu teftiş ediyordu. Osmanlı Padisahlarının ileri gelenleri orada idi. Sultan Abdülhamid edeple kemerbeste-i ubudiyet içerisinde Fahri Kainat Efendimiz’in arkasında duruyordu.
Derken benim birliğim geldi. Başında kumandan olmadığı icin darmadağınıktı.
Efendimiz (s.a.v.):
-Abdulhamid, nerede bunun kumandanı? diye sordular.
-Ya Resulallah cok ısrar etti. İstifa ettirdik, dedi.
Resulullah ( s.a.v.):
- Senin istifa ettirdiğini biz de istifa ettirdik, buyurdular. Ben ağlamayayım da kim ağlasın?…
***
Katiyyen bileceksiniz ki; İslam adına atılan her adımın arkasında Resulü Ekrem vardır! İslam vazifesi, irşad ve tebliğ adına atılan her adımın arkasında Resulü Ekrem vardır.
Arkanızda aleyhissaletu vesselam’ı zahir, başınızda yardımcı ve murakıb olarak görmek istiyorsanız; -vazifenizi idrak şuuru içinde- herkes hayat-ı içtimaiyede hissesine düşen mevkide vazifesini yapmaya çalışsın!
…
“Ve limen hâfe makâme Rabbihi cennetân”
“Rabbinin huzuruna cikmaktan korkan icin iki cennet vardir”
(Rahman s. ayet:46)
Allah Resulü (sav) :
Bir gün benim adım,
Güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır, diyor.
Gaybi bir haberdir bu,
Fakat, gaybi bir haberden daha çok
Bizim için gösterilen bir ufuk,
En büyük ve asıl olması gerekli gaye-i hayaldir,
Bize verilmiş bir hedeftir.
Diyor ki ümmetim!
Siz benim adımı, Nâm-ı Celilimi,
Güneşin doğup battığı her yere götürün;
Malınızla ve canınızla cihâd ederken
Fâniliğinizi güzel bir şekilde bâkileştirirken
En büyük idealiniz bu olsun.
Bizden öncekilerin yaptığı gibi
Onlara bir vefâ gereği olarak,
Bizden sonrakilere ulaştırılacak bir emanet olarak..
İslam zincirinin, aşk yolunun önceki halkaları
Dünyanın dört bir yanına
O, Nâmı Celil-i Muhammedi’yi (as) götürmek için
At koşturdu durdular..
O, Âlil merkez hareketin,
Merkez kaç hareketin gücü
Bir yere kadar gitti, durdu.
Bu merkezden hızını alan güç
Bir yerde bitti, durdu.
Bayrak taşıyan kollar bir yerde yoruldu,
Bayrak bırakıldı.
At çatladı,
Silah işlemez oldu,
Kılıç köreldi,
Yay açılmaz oldu,
Ok gitmez oldu.
Ve gele gele bize geldi,
Öncekiler götürebildikleri yere kadar götürdüler..
Bize getirenlerin ruhu şâd olsun!
Biz bir asya milletiyiz,
Onlar hicreti seniyenin sekseninci senesinde
Buhara’ya gelmeselerdi;
Kırkıncı senesinde,
Mavereunnehir’e ulaşmasalardı
Biz nerden Müslümanlığı öğrenecektik.
O ilk Müslümanlar islamı çok iyi yorumlamasalardı,
Bizim anladığımız manada seslendirmeselerdi
Nasıl böyle bir Müslümanlığı anlayacaktık.
Ama her bir fani gibi onlarında bir ömrü vardı
Onlarda ömürlerini ömrü tab-ilerini
Ve imtihanlarını tamamladılar,
Ve göçüp gittiler Allah’a (cc)
Vazife başında gittiler.
Şimdi gele gele bu vazife bize düştü
Ahde vefayla, enametle sınanma sırası..
Ama acıdır çok;
Allah Resulü’nün (as) Nam-ı Celil’i
Güneşin doğup battığı her yere gidemedi henüz;
Dünyanın her yerine
Namı Celil’i Muhammedi’nin (sav) götürülmesi..
Bunun için güneşin doğup battığı her yere
Mutlaka ulaşmamız lazım;
Bunu ister bir emir telakki edersiniz sahibinden,
İster bir gaye-i hayal telakki edersiniz;
Bizim için bir ufuk, bir hedeftir;
Buraya ulaşın demiştir ümmetine..
Ve isterseniz onu henüz vakti gelmemiş
Gaypten verilen bir haber telakki edersiniz;
Demek ki Allah resulü (as) olacak bir şeyi söylüyor
Madem bu olacaktır öyleyse,
Bunu oldurmaya çalışmalıyız
Bu hayırlı amaçta istihdam edilip vesile olmalıyız..
Bunca nimetlere şükür borcu olarak,
Geçmiştekilere hıyanet etmeme adına
Ve en önemlisi kendi nefsimizin
Allah’tan (cc) satın alınması için…
O olacak şeyin yanında Allah’ın (cc) inayeti vardır,
Allahın keremi vardır,
Resul’ün (as) şefaati vardır,
Allah (cc) sizi tutup kaldıracaktır…
Allahın inayet ve keremiyle..
Eğer tutulup kaldırılmayı düşünüyorsanız,
Dağınıklığının giderilmesi
ve toparlanmayı düşünüyorsanız,
Bu işe, Namı Celili Muhammedi’yeye (as) sahip çıkın
İslamın dağınık şemnini bir araya getirin
Ki Allah’ta (cc) sizi dağınıklıktan kurtarsın
Derlenip toparlanmanıza yardımcı olsun
Ve tutsun sizi, tutup kaldırdığınız Hâkk’la beraber kaldırsın
Hâkkı koyacağı yere koysun
Hâk sahiplerini ihkak-ı hak yapanları
Hâkkı kaldırıp koyduğu yere koysun..
Başlatılan Kur’an hizmetlerini devam ettirmeliyiz
Allah (cc) aşkına Resul’ün (as) hatırına, şanlı tarihinizin hatırına..
Tarihimizde garip bir hadise değil bu;
O kadar çok tekerrür etmiş, o kadar çok baskısı yaşanmış,
O kadar çok şablonu var ki;
Size diyorum bu kanavçe üzerinde,
Hayatınızı ördüğünüz zaman, örgülediğiniz zaman,
Bu kendi kendine gerçekleşecektir;
Allah’ın (as) inayet ve keremiyle..
Başlamış bir iş yarına bırakmayın,
Bir kırık plak gibi kalmasın,
Bu ses, bu beste tamamlansın Allah (cc) aşkına!
Bunu arkadan gelenler dinlerken
Yahu tamam olmuyor bu şiir demesinler,
Bu beste tamam olmuyor demesinler,
Dinlesinler ve tamamlayanlara rahmet desinler,
Başlamış bir şey;
Başlamışı bitirin İnşallah!
Siz bitirmeye azmederseniz,
Allah sizi çoğaltmakta, sizi ikmal etmekte, itmam etmekte
Ve bu işi bitirmede size yardımcı olacaktır inşallah…
Ya Ebu Akil’e ne demeli, vefanın ve sadakatin böylesi…
Bedre çıkıyor bir kıyasıya savaşıyor ki eğer benimle cennete girme arasında perdeler, hailler şu adamların eliyle ölmekse bu cana minnet; fakat heyhat Bedirde ölümü bulamıyor. Aradığı şahadeti bulamıyor. Herkes sevinçle giderken Ebu Akil fevkalade mahzundur. Uhud ki orada çokları şahadet şerbetini içti, fakat Ebu Akil yine mahzun döner. Ahzap’ta bekler nasip olur mu diye fakat o kadehi yine sunmazlar. O kadeh çok kutsi bir kadehtir. Düşünün ki alemi islamın bütün ibadeti taat u bir yana Dr.İkbal yarım şişe kan dolduruyor bunu, başkasını değil sana Ya Resulullah. İşte o bardağın içindeki kanı arıyor Ebu Akil. Nihayet Yemame’ye kadar sürdürüyor bunu tam gününü buldum diyor. Bu gün o gün ki Kuran ayaklar altına alınıyor Bu gün o gün ki Kuranın hafızlarından 70 kişi şehit oldu.
Ebu Akil bugün de eğer sen o bardağın içindeki kutsi şeyi içemezsen talihine ağla. Eğer bu tatlı günde sen onu içemezsen talihine ağla. Ciddi savaştı. Ağır yara aldı. Ve bir kolu kopacak gibiydi, sadece kolunun bir etiyle duruyordu. Ravi hadis ibni Ömer kılı kırk yaran adam ve arkasında da halife-i ruyi zemin Hz.Ömer var. Yorumcusu. Sürüye sürüye çadıra getirdik. Ben başındayım diyor ibni Ömer. Üzerine bir bez örttük. Fakat İslam saflarında yer yer çatlamalar oluyor, sahabi feryatları duyuluyor, bir yerde Nesibe’nin feryadı duyuluyor, çocuklarını kurban etmiş sıra bende diyor, bir yerde Salim’in feryadı duyuluyor, o Salim ki Hz. Ömer hayatta olsaydı yerime onu tavsiye ederdim. Bir yerde koca Ammar’ın sesi duyuluyor: “Ben ki Allah Resulü önünde savaştım bu gün kaçar mıyım” diyor ve bir ses ortalığı velveleye veriyor. İbn-i Ömer diyor ki: “Ölüyor diye ben bekliyordum, Ebu Akil kılını dahi kıpırdatmayacak şekilde ölüyor diye bekliyordum. Birden çadırın önünden geçen bir sahabinin dudaklarından şu ses döküldü:
“Yalel ensar kerreten kekereten huneyn”. Ey bozguna uğrayan ensar huneyn de olduğu gibi toparlanın. Yeniden hücuma geçin. Bezin altındaki Ebu Akil birden bire hortladı diyor. Hortladı kaçıyor, gitme öleceksin dedim. “Duymuyor musun beni çağırıyorlar.” dedi. Ensar dediler “Men ensarı ilallah, Hz. Mesih Men ensarı ilallah” Allaha giden yolda yardımcılarım kimdir? Onlar “nahnu ensarullah”, Allahın yardımcıları bizleriz dediler. Ya lel ensar ,ya lel ensar dediler ensar yetişin yetişin yardım günüdür. Tulumbanı al yetiş imdada yangın var, Resulullahın bayrağı dalgalanıyor yangın var, devrilecek yangın var, Namı celili Muhammedi sarsıntıda yangın var. Kuran sarsıntıda yangın var. Ya lel ensar, yalel ensar kendinizi ensar yerine koyun Ya lel ensar kerreten kekerrete Huneyn. Duymuyor musun bizi çağırıyor. Kolunun kendisine iliştiğini gördü bir aralık kılıcını soluna aldı ayağıyla koluna bastı kopardı. “Ya Allah!” dedi. Düşman dağılıyordu. Düşman dağılıyor, o koşuyordu. Ben de arkadan onu takip ediyordum. Ama bu dev devrildi. Dr.İkbalin şişesine kan gönderiyordu. Sarsılan felç olan İslam’a kan gönderiyordu. Ölmüş yüreklere kan gönderiyordu. Yaşarmayan gözlere derman gönderiyordu. Devrildi koca şehit. Devrildi, gittim; ama kütükte doğranmış et gibi tanımak mümkün değil. Dudakları hala kıpırdıyordu ama ne mahzun, ne tasalı. Bütün bir mevsimin bulutları yüzünde teraküm etmiş gibi. Ya saflarımız dağıldıysa, ya cephe yıkıldıysa, ya Hz. Muhammed’in (Sav) ordusu bozulduysa diye bütün bulutları yüzünde teraküm etmiş gibi. Yanına sokuldum O, bir iki seslendim hiç ses vermiyordu. Ses verecek hali de yoktu. Sonra dedim ki “ebşir ya eba akil fe inna aduvvallah katl kutil” Müjdeler olsun Ebu Akil, Allah düşmanı öldürüldü. Bulutlar birden bire zail oldu. Tebessüm ediyordu ve parmağını kaldırıyordu. Bu demeden bunu duymadan olmasaydı bu ölüm, Eşhedü ella ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühu ve rasulühü.O ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi benim yurdumun üstünde inlemeli…