Umut Huzmeleri

"So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers." — Quran (3:139)

İşte senin derdin, işte benim derdim.. 13/03/2012

Filed under: M. Fethullah Gülen,Multimedia — La Reverie @ 16:15
Tags: , , ,

.

Bak Ömer’in (r.a) haline!

İşte Senin derdin, işte benim derdim!

 

Vefâ makami… 27/09/2011

Filed under: Yürekler Semaya-Yakarış — La Reverie @ 00:39
Tags: , ,
.
Bir  söz düşmüştü ana rahmine gökler ötesinden.
 Îman! Her an! Geçerken  zaman! Dağılırken  mekan! Bir îman sinmişti, gönüller hayran! Sınırsız diyarların  Mürebbisi bizlere terbiye vermişti! O halde O terbiye okuluna sadık  kalan talebeler olalım! Edeb ve adabı cebinde olan değil! Edeb adabı  gönlünde olanlardan olalım! Elest bezmindeki ahde vefaya vefâlı olalım!
Ahd-u  misak! Vallah’i hak! Gönlüne gir, eğil de bak! Vakit geldi geçiyor,  kalk! Haydari Kerrar (r.a) değilsin ki O ezeli sözünü hatırlayasın sen ey ahmak! Sen kim olduğunu bile bilemeyen, enelik davası güden nefis  sarhoşusun! Uyan! Önünde duran hakikatlere dayan! Sırat maratonunu  kazan! Alemleri yaratan! Allahtır inan!
“Elestü  birabbiküm?!” yüzler yerlerde! “kâlû bela”!!! Elbette!! Hem Ezelde hem  Ebedte sen bizim yegâne Rabbimizsin, her yerde!”ses yok ortalıkta!  Korkudan varlık tir tir titriyor! Hem yol yok başka! “bizim bundan  haberimiz yoktu”(araf) deme cüretinde bulunmak kimin haddine! “kâlu  belâ” korusunun akabinde vazifeler taksim edildi! Emanet verildi!  “Git, götür, kullan ama zerresine dahi zarar vermeden geri getir” dendi!  Ve bu emanet kristalden bir şişeye sokulup ellere verildi! Kırmadan!  Bırakmadan! Unutmadan! Geri dönüşe hazırlan! O şişeyi kırıp da emanet  sahibine hesap vermemek yok, inan! Emanete sahip çıkmayan nefis ihanet  etmiştir! Yalancı bir nefsin imanı nerede  ki? Ahde vefa! Seni insan olarak yaratan elest sahibine vefa! Vefan  yoksa “dinim” diye ağız kalabalığı yapma! Ahid! Ah ahdimiz! Ah ahdim!  Allah’ım başım yerde ahdimi hatırlıyorum! N’olursun bana ahdimi yerine  getirmek için kuvvetinden kuvvet ver ey Kaviy!
Buhari, Tirmizi, Muslim, Ebu Davud eyaletleri bize Muhammed (s.a.v) Devletinden haber verdiler ki; “Kıyamet günü Allah öncekiler ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız  için onu tanıtan bir bayrak dikilir ve bu felan oğlu felanın gadridir,  denilir!”
O  mucizevi soluk arasında baygınlık geçirirken ön tarafta bir perde  açıldı. Gözlerimiz kana döndü. Başımız döndü. Gel sen de beraber bakalım!  İnsanlar vardı. Değil insanlar derya misali varlıklar vardı! Ortalık  kaynıyordu. “halimiz nice olur ki?” diyenlerin fiskosları bir çığlık  gibi bedenime  ateş verdi! Bencil davranıp nefsimi aradım! Küfür ve iman toplulukları  iki hizada toplanmışlar! Lânet benliğime! Kendimi îman edenlerin arasında gezdim, bulamadım! Küfrün verdiği geç kalmış acıyla ikiye  kapanmış riyakar, alçak, gaddar, vefasız, zalim, hain nefislerin  arasında nefsime benzeyen birisine gözlerim takıldığı zaman bu acıya  dayanamayıp oradan gözlerimi Allah’ın Vefasına, Rahmetine, Merhametine  olan îmanıma çevirerek  ve suçluluk duygusu ile  susarak  ve hem de bedenimi ikiye bükerek , nefsime söverek, “N’olursun Ya Rahim”  derken uyunumdan akan yaşlar beni bir hicran tufanına sevk etti ki  dilerim orada olan nefsim şu tufanda helak olur ! …. Allah’ım merhamet!
Allah’ım  öyle bir iman ki kelime-i şehadet dilinde olup kalbiyle ondan uzak  olanlardan eyleme beni! Al dilimi yalan söylerse! Al gözlerimi yalanı  görürse! Yarab al kalbimi yalanı duyarsa! N’olur ya rab! Hüccet-i  bâligan! Yaşayan! Ve yaşatan sensin Yarab! N’olursun beni yaşat Ya rab!  Beni “bir ben vardı benden içeru” kapısında yaşat Ya Rab! Söz verdiğimi  biliyorum Ya rab! Dilimde seni ve habibini zikr etmeye çalışıyorum. Hem o  zikri kalbime doğru salıyorum. Yol ağzında öyle gaddar ejderhalarla  dalaşıyorum ki! Sağa kaçıyorum ateş püskürüyorlar. Sola bakıyorum ateş  yağdırıyorlar. N’olur Ya rab! Ağzım kurudu! Belim kırıldı! Dayanacak  gücüm kalmadı! Beni En büyük Müderris  olarak aramıza gönderdiğin Habibinin ayak ucunda diz çöküp dikkatle  dinleyen , izleyen sadık bir benden eyle ya Rab! Kapına  gelirken elemimle değil de cennet içre amelimle gelmeyi nasib et! Akıl  yok bende Ya rab. Ama senin bana takdis ettiğin akılla bana öğret Ya  Rab!
Kudsîler kervanı allı pullu yollarına devam ederler. Elest  bezmini her gün yaşar ve yaşatırlar! Dillerden, akıllardan akan ilimler  onların gönüllerinde Muhammedî solukla devletleşir! Ve onlar yeryüzü  evlerinde kalpleşirler! Moskova’dakinin, Çin’dekinin, hem Sydney’dekinin, hem Leicester’dekinin ve daha nicelerinin  Muhammedî gönüllerinden çıkan o ilahî soluk yeryüzünde ki “firavn  nefisleri” yere çalar ve çalacak inşaallah! Firavn nefse gâlip gelen Musa  nefeslere selâm olsun!
“Vefâ”  dedin de verdin bir bacağını ey Süleyman muallim! “Vefâ” dedin de  verdin bu canı ey Haci Kemal! “Vefa” dedin de gelen bütün olumsuzlukları  üzerine alarak O kutlu Hatibe yer yer kanat olup Tuna gibi Gür Yaşadin!  Vefâ demiştin sen! O yüzden “arkadaşlarınız Orta Asya’ya benimle  gitmeyecekse benim orada ne işim var” diyerek biraz da hüzünlenerek  ötelere  orduvârî dualarla yürüyen ey Reis-i Cumhur! “Vefâ”  dedin de 80 kusur senelik hayatında işkenceler karşısında yılmadın ey  Hz. Üstad! Sen ey zamanın Hatibi “vefâ” dedin de memleketinden uzak kalma  vefasızlığını tercih ettin. Acıydı! Ancak sen İslama ve onun  yolcularına vefâlı olmak adına bu geçici ayrılığa sabredip gözyaşı  döktün…
Allah’ım beni affet!
Ve senin kapında elimdeki kristalden şişeyi kırmamaya çalışan vefadar bir köle eyle beni!
Amin!  
.
10/05/2006
Afyonî
 

Nefsinin Fatihi Mus’ab Bin Umeyr 05/10/2010

 

Annesi tarafından zincire vurulur, dayısı tarafından eziyet edilir.

 Ama 17-18 yaşında, sizin yaşınızda…

Nefsinin fatihi..

Benliğinin fatihi..

Büyük insan..

Mekke’nin en zengin insanlarından birisidir. İzdivaç için her gün belki birkaç tane teklif vardır; ama o Allah Resulünü, sallallahü aleyhi ve sellem, tanıdıktan sonra her şeyi kafasından çıkarıp atmıştır. Medine’ye bir muallime, mürşide ihtiyaç var, denilince de kalkıp Medine-i Münevvere’ye gitmiş ve bir senede 70 insanla Allah Resûlünün yanına dönmüştür.

Bir posta sarılmıştır..

“Şu delikanlıya bakın, giyecek bir elbisesi dahi kalmamış..”

Vur bir kılıç da oraya deyip boynunu uzatıyordu..

Yüzünü saklıyordu koca Mus’ab..

Hicabından yüzünü saklıyordu..

“Ya Resulullaha bir şey olursa, ya O’nun zülüflerine dokunurlarsa… “

“Başını örttük, ayakları açıkta kaldı.. Ayaklarını örttük, başı açık kaldı…”

Allahım O’nu anışımızdan haberdar eyle; ama daha önemlisi o yola bizi hidayet eyle..

:(

 

“Biraz da bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!” 05/09/2010

Filed under: Yürekler Semaya-Yakarış — La Reverie @ 23:39
Tags: , , ,

 

Elhamdülillahi Rabbil âlemin…Vessalâtü vesselamü ala seyyidinâ Muhammedin Sallallahu Teâlâ aleyhi Ve Sellem… Ferdün Hayyün Kayyûmun Hakemün Adlün Kuddûs… Es’elüke Yâ Allah. Yâ Hüve Yâ Rahman. Yâ Rahim. Yâ Hayyü Yâ Kayyûm. Yâ Ze’l-Celali Ve’l-İkrâm. Yâ Erhamerrahimin.

Bütün cürmümüzle, seyyiat ve hatalarımızla beraber Habib-i Edibi’ne talim buyurduğun istikametten, evvela sana hamd ve sena ederek, Habib-i Edibi’ne salat-ü selam getirerek ve sonra O’nun diliyle Esma-i Azam diye ifade buyurulan, mübarek ism-i Azam’ı dile getirerek, dergah-ı nezd-i ehadiyetine dehalet ediyoruz Ya Rabbi!

Rasûlü Ekrem’den on dört asır uzakta bulunduğumuz için cürümlerimize bakmayarak, rahmetinle bizleri affeyle Ya Rabbi! Ya İlahe’l-Alemîn ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Biz seni bilemedik.. Kur’an’ın hakikatine akıl erdiremedik.. Peygamberi tanıyıp yoluna giremedik.. İşte bizim dualarımızı İlm-i İlahi’nle bilirken, Sem’i Sübhani’nle dinlerken, bu kadar perişan ve bu kadar sergerdanların duasını dinleme lütfûyla lütfedip dinle Ya Rabbi!

Ya İlahe’l-Âlemin ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Şu fani dünyada her birimiz sağda solda bir bülbül nağmesiyle senin mübarek adını dile getirmek, seni yeniden bütün âleme duyurmak istiyoruz. Bir bezim, bir perde kapanıverdi. Ve biz bu perdenin kapanmasına şahit olduk. Karanlık gecede yetiştik. Semasında şimşeğin çakmadığı nice geceler gördük. Bazen bir tek yıldızın bile göz kırpmadığına şahit bulunduk. Böylesine kalbî ve rûhi hayattan mahrum yetiştik. Onun için sahabe gibi hasbi olamadık.

Ya İlahe’l Alemin ve Ya Ekrame’l-Ekramin! Senin lütfedip, bahşedip bizlere gönderdiğin Ramazan-ı Şerif ayını idrak ettik. Reyyan kapısından girmeye inşaallah liyakat kazandık. Cennete ehil hale geldik. Ben olmasam bile Müslüman cemaatin o yolda olduğu hüsn-ü zannını besliyorum. Onların duaları içinde ellerimizi kaldırıyor, Kadir gecesidir diyen, Ramazandır diyen saflaşmış insanlarla beraber sana dua ediyoruz. Dualarımızı kabul eyle Ya Rabbi! Bizi hâib ve hâsir eyleme Ya Rabbi!

Habib-i Edibi’nin söylediği her şey senin aleminden esip gelen şeylerdir. O, sözleri arasında bize şunu duyuruyor ve vicdanlarımızı doyuruyor, “Bir insanın elleri Rabbi Rahimine inanarak kalkarsa Allah (c.c.), o elleri sıfır olarak geriye çevirmeyecektir.” Sana inanarak ellerimizi tevcih ediyor, ebedi mihrabımız olan kapına teveccüh ediyoruz.

Belki, şu ana kadar çok büyük günahlar ve cürümler işledik. Nedamet ederek bir daha işlememeğe azm-ü cezm-ü kast eyliyoruz. Sen bizi Dergah-ı Nezd-i ehadiyeti’nde kabul eyle Ya Rabbi!

Ya İlahe’l-Âlemin ve Ya Ekremel Ekremîn! Hadiseler bizi boğacak hale geldi. Üstesinden kalkamaz hale geldik. Neslimizi sokağa döktüler, şahit olduğumuz her manzara artık gırtlağımızda hıçkırığımızı düğümletecek hale geldi. Sen bu vaziyette bizi daha fazla devam ettirme Ya Rabbi! Keremin ve Lütfun engindir Senin. Bu millete lütfedip kerem ve lütfunla muamele eyle Ya Rabbi! Bu millet ki Ya Rabbi! Bir zamanlar Senin Yüce adını bayraklaştırıp âfâk-ı âlem’de dolaştırıyor ve ölürken en büyük ümniye ve ideal olarak senin mübarek adının âfak-ı âlem’de şehbal açmasını istiyordu. Bu millet, onların torunu ki Balkanlar’da sinesinden yediği hançerle Sana doğru kanat çırpıp yükselirken, “Attan inmeyesüz, Allah’ın adını âfâk-ı âlem’de gezdiresüz.” diyordu. Onların ahfadı olan bizleri de aynı şerefle şerefyab eyle Ya Rabbi!

Afak-ı âlemde adını dalgalandırmak istiyor, Hazreti Muhammed’in adını bugüne kadar gitmediği ufuklara götürmek istiyoruz. Doğusuyla batısıyla bütün insanlık, imandan ve Kur’an’dan mahrumiyetin bunalmışlığı içinde. Bütün bunalmışlara âb-ı kevser gibi götüreceğimiz Kur’an, onları idam-ı ebediden kurtaracak, cennetnümun bir hayata ulaştıracak. Bizim liyakatımız olmasa bile daha evvel ecdadımızın yerine getirdiği bu vazifenin hakkı ve hürmeti için bizleri bu vazife ile şerefyab ve serfirâz eyle!

Son şiire kafiye koymak istiyoruz, yaban ellerde gezen Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in atının zimamından tutup dokuz asır Türkün yağız delikanlısının koşturup durduğu Anadolu’da dolaştırmak istiyoruz. “Biraz da bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!” diyoruz. Sen bu yağızları Malazgirt’ten, Çanakkale’den, Belgrat’tan çok iyi bilirsin. Bingazi’den, Maraş’tan, Gaziantep’ten bilirsin Yâ Resûlallah! Palandöken’de elinde satırıyla koşturan ninesiyle bilirsin. Duvağını atıp Çanakkale’ye koşan geliniyle bilirsin. “Kafir tarafından işgal edilmiş vatanda yaşamak benim neyime” diyen genç kızıyla ve mert delikanlısıyla bilirsin. Bütün bunları neslim ve milletim adına zat-ı Nübüvvetine sadaka olarak takdim ediyorum. Bilirsin Yâ Resûlallah, senin için çok terledik. Terlemiş cemaatin terlerini, aziz şehit kanı gibi bir bardağa koyup şu mübarek geceler içinde, şu mübarek Ramazan-ı Şerif içinde, Zat-ı Nübüvvetine, Ruh-u Muazzezine fatihaların hasıl edeceği sevaptan daha aziz bir sevap olarak sana takdim etmek istiyoruz. Ve bununla seni davet ediyoruz. Kabul buyurursan bunu sana bir davetçi olarak gönderiyoruz. Medineli’lerin seni davet ettiği gibi seni yurdumuza davet ediyoruz. “Ne zaman geleceksin?” diyoruz. Canımız dudağımıza geldi. Gayri artık dayanamayacağız. Sensiz olan bir dünyayı da istemiyoruz. Eğer hâla bizi liyakatsız buluyorsan, ben nefsim adına arz edeyim, sana hiçbir zaman layık bir ümmet olduğumu iddia edemedim. Fakat bilirsin, senden başkasına da türkü söylemedim. Allah’tan başkasına Mabud-u Mutlak, Maksud-u bi’l İstihkak demedim.

Sen bir sultansın. Sultana sultanlık, dilenciye dilencilik yakışır. Bağlı ellerimizi çözüp dağılmış kakülümüzü okşayıver, toz toprak içinde kalmış zülüflerimize mübarek elini gezdiriver. Gayba doğru uzanan ellerimizle Akabe’dekiler gibi elini sıkmak istiyoruz. Ya Resûlallah, elini uzat, elimizi sık. Türkün yağız delikanlısı sana Medine’nin Ensarı gibi el uzatacaktır. Başımızı okşa, kırık kalplerimizin kırıklığını gideriver. Sütü birkaç defa döktük, birkaç defa kusur işledik. Fakat vallahi hane-i Nübüvveti’nden dışarı çıkmadık. Vallahi senden ayrılmadık. Vallahi Kur’an’a karşı inkar vaziyetine girmedik.

Hele filizlerinle Ya Resûlallah, öyle bir dem öyle bir hava aldık ki, ben şu yarım halimle bunlara baktıkça ürperiyor ve kalbim duracak hale geliyor. Sen ki Ravza-ı Tahire’den bunları görüyorsun, şu hıçkırıkları duyuyorsun. Senin ümmetinden delikanlı ve çocukların havasına nigehban bulunuyorsun. Ali’lerin, Ebubekir’lerin, Osman’ların çektiği zimamı, Türk’ün eline veriver. Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Arnavuduyla bir Anadolu milleti göğüslerini gerip senin için dayandılar Ya Resûlallah! Mescidlerini koruyup minareler yaptılar, her şeye rağmen günde beş defa Muhammedü’r-Rasulüllah dediler ve bunu demeye azmettiler Ya Resûlallah!

Ve bugün yaptıkları herşeyi şart-ı âdi olarak vesilen ve vasıtanla dergâh- nezd-i ahadiyete takdim etmek istiyoruz. Huzur-u rabbülâleminde “Bunlar da bendendir” der misin Yâ Resûlallah! Bizleri Havz-ı Kevser’in başından kovulanlar içinde kovulma zilletine maruz kalmaktan masun ve mahfuz eyle Yâ İlâhe’l-âlemin! Bizlere şefaat elini uzat, elimizden tutup evc-i kemali insaniyete çıkar Yâ Resûlalllah!

Yâ ilâhe’l-âlemin ve yâ Ekreme’l-Ekremîn! Seyyidim ve pişdârım; rehnümam ve rehberim; Muktedây-ı kül ve rehber-i ekmelim olan Hazret-i Muhammed aleyhi’s-salatü ve’s-selama dehalet ederek dergâh- nezd-i ehadiyetine girmek istiyorum. Kirli yüzlerimizle doğrudan doğruya sana müracaatı sû-i edeb saydım. Habîb-i edibin vesâyâsı altına girmek istedim. Gönlümü evvela ona teslim edeyim dedim. Ve sonra da onun gölgesi altında Senin huzuruna çıkayım. Bir kıtmir gibi bacakları arasında dolaşayım, sadakatimi izhar edeyim. O da yüzüme baksın. Ellerini yüceler yücesi Sana kaldırsın. Desin ki “Bu da bizdendir” Yâ İlahe’l-Âlemîn. Ve ben de kendimden geçeyim. Hıçkırıklar içinde boğulayım. Bazı şehidler kanının şehidi olur. Ben de ağlamanın ve hıçkırığın şehidi olayım. Bu lütfu bizden esirgeme yâ Rabbi!

Sana sadık olmaya söz veriyoruz; gecemizi gündüz eyle yâ Rabbi. Kışımızı bahar eyle yâ Rabbi! Neslimize can ve dirilik ihsan eyle yâ Rabbi! Bükük belimizi doğrult yâ Rabbi! Kaddimize istikamet, dizlerimize derman ihsan eyle yâ Rabbi! Bu gece Kadir gecesi yâ Rabbi! Senin kadrini bilenlerin, kadir bilenlerin, kadrini bilip kadirşinaslık içinde huzuruna gelenlerin gecesi yâ Rabbi!

Rezonans olmak için, münasebet kurmak için bütün şartlar hazırdır yâ Rabbi! Sen kendin ta’lim, tebliğ buyuruyorsun. Ya Rabbi, yâ Allah dendiği zaman Sen “Lebbeyk kulum” diyorsun. Bu bişareti bize veriyorsun. Gönlümüzü sevince gark ediyorsun. Avazımız çıktığı kadar, benim boğuk ve kesik sesimle değil, şu cemaat içinde samimi sesler hürmetine Sana yâ Rabbi, Yâ Allah diyoruz. Yâ Hayy-ü yâ Kayyûm diyoruz. “Lebbeyk” de yâ Rabbi! İmdadımıza yetiş yâ Rabbi! Evc-i kemal-i insaniyete bizleri i’lâ eyle yâ Rabbi! Dik gezmişleri, iki büklüm gezmekten halâs eyle yâ Rabbi! At üstünde senin adını taşımışları yerde sürünür olmaktan halas eyle yâ Rabbi!

Tel’in ve bedduaya amin de demiyoruz. Belki onların hidayetlerini diliyor ve dileniyor, Mefhar-i mevcudat efendimiz gibi, “Allahım cemaatimizi hidayet eyle, zira bizi bilmiyorlar” diyoruz. Sen O Rahmanu’r-rahimsin ki, İkrime’nin, Ebu Süfyan’ın kalbini yumuşattın. Sen O Rahmanu’r-rahimsin ki, Safvan ibn-i Ümeyye’nin kalbini yumuşattın. Onlar ki hayatları boyunca Resûl-ü Ekrem’e karşı çıktı. Onlar ki, hayatları boyunca Lat ve Uzzâ için kavga ettiler. Biz ki, Yâ İlahe’l-Âlemîn cürmümüzle beraber Lat ve Uzza’ya secde etmedik. Senden başkasının kapısına gitmedik. Kalbimiz onların kalbinden daha katı değilse bizlerin kalbine de rikkat ihsan eyle ya Rabbi! Haib ve hasir olarak ellerimizi indirmekten bizi masun ve mahfuz eyle ya Rabbi!

Dualarımızı dergah-ı Zat-ı uluhiyyetinde birini bin eyle ya Rabbi! Bir dileğimizde bin lütufta bulun ya Rabbi! Bir arpa boyu hizmetiyle senin yoluna hizmet edenleri azîz ve şerif eyle ya Rabbi! Bu belde halkını soldurma ya Rabbi! Topyekün vatanımızı da güldür ya Rabbi!

Takabbel minnâ bi hürmeti’l-Fâtiha.

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 20 Ağustos 1979 tarihinde, Kadir Gecesi münasebetiyle Soma’da verdiği vaazın sonunda yaptığı duanın transkripsiyonudur. Allah c.c. ebeden razı olsun..

 :(

 

Kadir Gecesi 04/09/2010

Filed under: M. Fethullah Gülen,Multimedia — La Reverie @ 23:59
Tags: , , ,

 

 

Hiçbir Sevdamız Olmadı 19/03/2010

Filed under: M. Fethullah Gülen,Multimedia — La Reverie @ 22:33
Tags: , , ,

 

Bazı kimseler kendilerini feda etmelidirler.
Bazı kimseler ölmelidirler ki, hatta manen ölmelidirler.
Hatta ben Cennetten bile ümidimi kesmeliyim.
Bu toplum içinde onlara bir şeyler vermeye çalışken, bir şeyler anlatırken cennet ümidini de içimden atmazsam Cennet sevdasıyla yapılması gerekli olan bir kısım şeyleri yapamam.

Maddi manevi füzüat hislerini atmalıyım. Cehennem korkusunu da atmalıyım kafamdan.

Cehenneme dayanamam, cennetsizliği de dayanamam ama bununla beraber ümmeti Muhammed’in derdi o kadar çok büyüktür ki ben bana ait terki, aşılması imkansız gibi görünen bazı şeylere de evet dedim. Bunları da yapmayacağım.

Hz. Muhammed’in davası uğrunda birkaç hasbiye ihtiyaç varsa şayet, bu hasbilerden biri olmayı yakalamaya çalışacağım, elli küsur yaşına kadar yakalayamadım ama ümidimi yitirmedim.
Yakalama adına ümidimi korudum.
Varıp bende delireyim bu mecnunlardan birisi olayım varsın bana da deli desinler.
Böyle bir insana ihtiyaç varsa o ben olayım.

Fazilet furuşluk için fahr için arz etmiyorum bunu, tek düşüncem olsun ve Allaha o kadar niyaz ettim ki;
 “Allah’ım ölürken cüzdanımı kurcalasınlar içinde kefenime yetecek kadar dahi para bulamasınlar”
Bir kere daha…

Ben kıtmirliğimle iffetimle bu işi götürmeye çalıştım.

Bana bir şey demesinler, elalem gözü küfür yobazlığı ile dönmüş bana zeytinlik, taksiler isnat edebilir
“Allah’ım benim hiç bir şeyim olmasın ibrahim ethem gibi gideyim” dedim.
Ve size de öyle seslendim!
Zira İslam’ın maruz kaldığı sıkıntılar ancak bu türlü hasbilerle bertaraf edilebilir.

Hiçbir sevdam olmadı, Hiçbir sevdam!…
Gencin gençliğinde duyduğu sevdalara sevdam olmadı.
“Hayatta yolunu değiştirirsen fetih ölür”

İslam’ın dünya çapında bir ikbali olacaktır, bunun önünün de kimse alamayacaktır. O gün gelecektir.
Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın.

Ben ne dedim;
“Üç, beş sesimi duyanlar onunla heyecana ulaşanlar olmuşlardır,
Allah’ım Din-i mübin-i İslama bir istikbal vaat edeceksen bahtına düştüm o günleri bana gösterme” dedim. Zira hiçbir şeyin peşinde olmadım.

Bu saf hayat tarzını bulandırmak isteyenler olacaktır. Bizim hiçbir talebimiz yok.

Girdik reh-i sevdaya, cünunuz,
Bize namus lazım değil.
Ey dil ki bu iş şane düşer mi?
Bana Hz Muhammed gerek.

Sokaklarda aramıyor; sinelerimizde arıyoruz.
İslam parlaklığını gösterecektir,
İman gönülleri fethedecektir,
Kuran muhtaç gönüllere girecektir,
Camiler bağrında herkesi toplayacaktır
ve asayişin, nizamın bekçileri sulh-u sükûn içinde bu vazifeyi yapacaktır.

Biz muhabbet fedaileriyiz husumete vaktimiz yoktur deyip emn-i eman içinde hareket edeceksiniz.

Şartları aleyhinizde ağırlaştıranlar olacaktır.
Atmosferi sizin için yaşanmaz hale getirmek isteyenler olacaktır.
Oysaki Allah’a binlerce hamd ve sana olsun;
Ekilen tohumlar neşvünema buluyor, gözyaşlarından dökülen damlalar çiçekler halinde açıyor.
Hz Muhammed hoşnut tepenin öbür tarafında sizi bekliyor. Onun gibi yaşayın onun gibi yürüyün ona varın ve bütünleşin.

Bana hakkınızı helal edin.
Heyhat!
Nağmeyi tutturamadım! Mızrabımı bamteline vuramadım! Sineleri uyaramadım! Size bir şey söyleyemedim!

Çok acı gelecek bana… Sizi çok özleyeceğim ama gelemeyeceğim. Size gelemeyeceğim.

Yapamayacağım. Tekrar ediyorum hakkınızı helal edin.

 

Nurforum.org

 

O Erler ki… 14/03/2010

 

O erler 1

O erler 2

O erler 3

O erler 4

O erler 5

 

 ..

Muhteşem bir derleme, Rabbim O’nlardan ve videoları hazırlayanlardan ebeden razı olsun,

Hakkıyla istifade edebilmek dileğiyle..

 

Şöyle bir Muhasebe… 26/02/2010

Filed under: M. Fethullah Gülen,Multimedia — La Reverie @ 01:19
Tags: , , ,
 
Gözüne bir haram girdi;
Anında bir mescid bulup, başını yere koyup: ”AFFET!”  diyebilmek. 
 

Yaptığı her fenalığı başına inmiş bir balyoz gibi duyar.
Hepsi ciddi bir günah korkusuna giriyor, hepsi tir tir titriyor

****

Dinliyor…
Dinliyor ve geriliyor…
Dinliyor, duyuyor ve yeni bir hale geliyor.

****

Bizim güç kaynağımız : Lâhavle ve lâkuvvete illâ billâhil-aliyyil azim
                                              (Kuvvet ve kudret ancak Cenab-ı Allah’tadır.)

****

En büyük ihsan-ı ilahi, kullarına ihsanını hissettirmemektir.
Şımarıklığa girebilirsin, kendini beğenmeye düşebilirsin.
Kazanıyor zannettiğin kuşakta kaybedebilirsin.

****

Ey Kimsesizler Kimsesi (c.c), Bize Kimse Ol…

Hz. Nuh (as) sıkıştığı zaman:
Rabbî innî mağlub, der..
Rabbî innî mağlub..
(Rabbim, yenildim)
Rabbî innî mağlub..
Rabbena innâ mağlubûn…
Fentasir Ya Erhamerrahimiyn…
Fentasir Ya Erhamerrahimiyn…
 
:(
 

Senin adın bu: Dönmeyen 22/02/2010

Filed under: M. Fethullah Gülen,Multimedia — La Reverie @ 23:01
Tags: , , ,

 

Yolun çetinliğine rağmen, hadiseler karşısında pes etmeyin.

Çokları bir miktar yürürde bu yolda, dönemecin birinde başlarından gelenlerden bıkar; tedbir der, etliye sütlüye karışmazlar ve rahat ederler. Ama yol bu değildir.

Bin dönemeç karşınıza çıksa sarsılmadan hep aynı şeyi söyleyeceksiniz. Bir güfte bestesini siz yapacaksınız :
” Çıktık dikenli yollara, dönmemeye karar verdik geriye… ”

Çıktık dikenli yollara,

Söz verdik Allah’a, geriye dönmeyeceğiz!

Bizim bestemiz olsun!
Söz verelim…
Ancak o zaman mesafelerin canını okuyacağız, ancak o zaman aşılmaz köprüler geçilecek… Tepeler bel kıracak, ‘geç!’ diyecek.

Ama azmetmek lazım!
Söz verecek ve dönmeyeceğiz.
 
Adasam kendimi, sarsılsa bile devrilmeyen olsam!
İkram-ı İlahiler serpişiyor gözüme, zikrimle meşgul olsam…
Fikren ve kalben, oyuncak olmasa elimde dertler…
Adım bu olsa ;
Dönmeyen; hep içimde duysam!
 

Ya Ebu Akil’e ne demeli, vefanın ve sadakatin böylesi… 03/02/2010

Filed under: M. Fethullah Gülen,Multimedia — La Reverie @ 15:21
Tags: , , , ,

 

 

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 129 other followers