Umut Huzmeleri

“So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers.” — Quran (3:139)

Med-Cezir Sonrası Sahilde Aya Bakan Denizyıldızına Ağıt Ekim 29, 2009

Kategori: Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ, Edebî İktibaslar — La Reverie @ 2:38 pm
Tags: ,

 aya meftun bir deniz yıldızı olsam aşkından karaya kurban düşsem 

“Eğer siz O’na (Rasûlullâh’a) yardım etmezseniz, (bu önemli değil); O’na, Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler O’nu, iki kişiden biri olarak (Ebûbekir ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; O, arkadaşına, «Üzülme, (çünkü) Allah bizimle beraberdir.» diyordu. Bunun üzerine Allah, O’na (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, O’nu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allâh’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.” (et-Tevbe, 40)  

Yâr:

 “-Nerelerdesin?” demiş, bu söze kurbân olmaz mı yârân?

“-Ortalarda görünmüyorsun?” demiş, zâhir olmaz mı her bir zerremiz?

“-Duydum.” demiş, “Mesnevî okutmaya başlamışsın.. Allah feyzini artırsın.”

Coşup taşmaz mı âcizlerin feyz arkları?..

Gülümsemiş bin cân ile cânân, der-i şikestemiz bin parçalı musaffâ bir aynaya dönüşüp çoğaltmaz mı o tebessümü? Şâd olsun her dem, vech-i mübâreği! Küşâd olsun her bahar, yârin gül-i handânı ve dahî söz goncası…

Yâr bize ümit beslemiş, bir ümit büyütmüş bizden yana. Sâfî mücevhere dönüşmez mi toprak yanımız… O ki, güneşidir âlemimizin. O böyle gözlerinden ümit huzmeleri sıza sıza bakar da kemâlâta ermez miyiz, hey hey!   “Ey müezzin, gel cenâzem üzre feryâd kıl Öldüğümden yâri âgâh eyle, rûhum şâd kıl” (Aşkî)   “Mûtû kable en temûtû / Ölmeden önce ölünüz.” buyurur da Tâcu’r-Rusûl -sallâllâhu aleyhi ve âlihi ve sellem-’den mîras lisânıyla, bin can ile kurban olmaz mıyız, ey âşıkân, O’nun yoluna, fedâke, fedâke, ey yâr!..

Yâr, bize güvenip vazife vermiş, nasıl eskisi gibi kalır her şey? Nasıl coşup semâ etmez Cafer-i Tayyar’ı içimizin? O böyle teveccüh etmişken âcize, fakîre, hiç’e; nasıl dökülmez sahte boyaları yüzümüzün ve yaprakları varlık ağacımızın?!

Yâr, endişe duymuş hakkımızda, içi titremiş ya, “Vazifesini hakkıyla yapamayacak mı?” diye korkmuş ya; çağlaları olgunlaşmaz mı bademlerin, kayısıların? Çatlamaz mı tohumları istidâdımızın, gayretimizin, himmetimizin?

Hâfız-ı Şirâzî, “Yârin bir yan bakışı için Buhâra’yı, Semerkand’ı veririm.” demiş. Bir başkası, “Bir nazarı için bütün şehri fedâ ederim.” demiş. Ben Mus’ab -radıyallâhu anh-’ın yaptığını yapmak isterim; kırk gün sonra mektup yazıp:

 “-Buyur gel!” demek isterim, “Gel ki Medîne’de adının geçmediği tek bir ev kalmadı!..”

Yâr -ki, Sahî’dir/cömerttir, Hazret-i Ebû Bekr’ini alıp yanına, gelmez mi hiç?..

* * *

Yâr, yine gel iklimime, yine bak yüzüme ki, varlığım göz göz olmuş sana bakıyor olacaktır o an… Yine yürüyüşünün rüzgârına tutulsun yüreğim, rûhaniyetinle aydınlansın geçmişim; genişlesin ufkum o aydınlıkta, ben bana bakayım durup bir süre, senin aynanda. Yıkanıp arınsın kalbim, o ümit pınarında…

Ayşenur Vural

 

Yusuf’u Hatırla.. Eylül 21, 2009

Kategori: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 3:25 pm
Tags: , , ,

 

 

“Ayağın kırıldı diye üzülme.

Allah sana belki kanat verecek.

Kuyu dibinde kaldın diye kırılma,
belki oradan bile bir kapı açılır.

Yusuf kuyudan sultan oldu..”

 

~Mevlana Celaleddini Rûmi

 

 

Ümit Dinidir İslâm, Karamsarlık Yok Haziran 12, 2009

Kategori: Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ — La Reverie @ 9:31 am
Tags: ,

Ümit Dinidir İslâm, Karamsarlık Yok

 Rabbimizin hem (rahmeti) hem de (gazabı) vardır. Ancak Rahmeti mi, yoksa gazabı mı fazla? diye sorulan bir soruya Rabbimiz kendisi cevap vermektedir:
– Rahmetim gazabımı geçmiştir!

Evet, Rabbimizin rahmeti gazabını aşmış ve taşmıştır.

Bunu kulunun iyiliğine yazdığı sevapla, kötülüğüne yazdığı günahtan da anlamak mümkündür.
Kul bir iyilik yaparsa sevabını ondan başlatan Rabbimiz, bir kötülük yaparsa günahını birden başlatmakta, böylece rahmetinin gazabını geçtiğini de açıkça ilan etmiş bulunmaktadır. Kuran-ı Kerimde tekrarlanan âyetler de bunu ifade etmektedir:
– Kim bir iyilik yaparsa on sevap yazılır. Kim de bir kötülük işlerse bir günah kaydedilir. (Enam–160).

Görülen odur ki, kul bir iyiliğine on sevap aldığına göre ümitsizlik hissine girmemeli, sadece iyiliğini daha da çoğaltmayı hedef almalıdır. Zira bir iyiliğe on sevap yazıldığına göre kurtulması çok mümkündür. Rabbimiz de kulun kurtulmasını istediği içindir ki lehine koymuş hükmünü. Bir hayrına on sevap yazmayı takdir buyurduğunu ilan etmiştir kitabında. Hemen ilave edelim ki bu iyiliğin de zerresi zayi olmadan intikal edecektir mahşerdeki günah sevap terazisine.

Bunu da ilan etmiştir Rabbimiz (Zilzal) suresindeki âyetinde:
– Kim zerre kadar hayır işlerse karşılığını görecektir. Kim de zerre kadar şer işlerse cezasına uğrayacaktır. (Zilzal 7–8)

Bir gün bu âyetleri okuyan Efendimiz (sav)in huzurunda sahabeden Ebu Said el Hudri de vardı. Dikkatle dinledikten sonra sordu:
– Ya Resulallah, bu âyette Rabbimiz işlediğimiz hayrın da şerrin de zerresinin zayi olmayacağını haber veriyor, değil mi?
– Evet, öyledir, buyurunca, feryadı basıyor Ebu Said el Hudri:
– Yandın ey Ebu Said yandın, annen ağlasın haline…
Efendimiz (sav) soruyor:
– Seni yakan nedir ey Ebu Said?

– Ya Resulallah diyor, işlediğim şerrin zerresi dahi zayi olmayacaksa ben nasıl içinden çıkabilir, hesabını verebilirim bunca şerrin?
Efendimiz tebessümle izah ediyor:
– Ey Ebu Said diyor, senin zerresi zayi olmayan sadece şerrin değil ki. Hayır olan işlerinin de zerresi zayi olmadan terazinin sevap tarafına konuyor, böylece bire bir olan günahın karşısında bire on olan sevapların da tartıya giriyor, sevapların daha ağır geleceğinden seni inşaallah kurtarıyor. Yeter ki bire on kazandıran iyilik ve hayırlarını daha da çoğalt, lehine olan durumu daha da lehine çevirmekten geri kalma.

Evet, Rabbimizin rahmeti gazabını geçmiştir. Bir iyilik ve hayra on sevap verir, bunun da zerresini zayi etmeden terazisinde tartar, kulunu kurtarır. Yeter ki kul buna rağmen günahını ağır getirecek bir ihmal ve ilgisizliğe yönelmiş olmasın. Hayrı, şerrine galip gelsin.

Bundan dolayı söylenmiştir şu söz:
– Ümit dinidir İslâm, karamsarlığa yer yoktur!
– Çünkü Rabbimizin rahmeti, gazabından çoktur!

Ahmed ŞAHİN

 

Ümit makamı Şubat 1, 2009

Kategori: Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ, Edebî İktibaslar — La Reverie @ 11:35 pm
Tags: ,

y1pryo96tqb1kio_mdohxzjwzzghfsmvz1lvuqelg002z1wxeovl4sgry_wszcvoubz

Ümit makamında kızıl güller …içimde taşan bir nehir ve gözlerim okçu tepesinde.
Dizlerimde takatsizlik, omuz başlarımda ağırlık, teslim olmaya hazır esirinim.

Verilecek her ceza katında mükafat bilenecektir, bölünüp bin parça olsam da her zerrem seni tesbih edecektir.
Yüreğimde Yusufî ayetler, Meryem’in duası, Hu ile düşer başım secdene…

Çıkart beni bu melun karanlıktan.

Kalp okkama batır kalemini nurun yazsın cihana:

“Kulum beni nasıl bilirse, öyle bilirim. “dediğini.

Hüsn-ü zannımı yenileyerek , Rahim ismine sığınarak,”la taknetu minallah” ayetinde hıçkıran imamın sesiyle, hasret zincirlerimi kırarak paramparça, “ne mutlu o gariblere ” nidasını duyunca ,cesaretimi korkaklığıma düğümleyerek düştüm kapına !…

Bad-ı sabada kapına geldim , nalan olan gönlümle
Aşkın şarabına bandım da geldim, firakına mübtela ömrümle

Ey hünkarım sana visal etmek kavlimle
tahammül kalmamış bu biçare halimle
lutfeyle mülkünden bir zerre ile
Şem’in de bir nur ver aydınlanayım
canan derim, canı vermektir istidadım
cilvegahından bir köz düşür de yanayım
tenha yerinde bağın
kırılır kan kırmızı gülleri
bülbül mecnun olur
sükut eder terennümleri

Derdimin şifası sendedir Ya Rab
Lâl olan dilimin sözü sendedir Ya Rab
üryan geldim kapına, günah defterim sendedir Ya Rab
düçar olmuş dertlerimin eczası sendedir Ya Rab

Şifamı tez eyle
dilimi söz eyle
günahımı setr eyle
meftun geldim kapına
beni sana ram eyle…

Filiznur Atalan

 

::: Gökkuşağı ::: Şubat 1, 2009

Kategori: Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ, Edebî İktibaslar — La Reverie @ 10:50 pm
Tags:

ii

Fırtınanın gücü ne olursa olsun,
eğer Allah’ın safındaysan,
seni bekleyen
bir

gökkuşağı
mutlaka vardır..

 

Med cezir Ocak 25, 2009

Kategori: Titrek Mürekkebim, Yürekler Semaya-Yakarış — La Reverie @ 11:16 pm
Tags: ,

yaramaz1kt9

Kıyıya vuran dalgalar gibi vur sineme, varsın derin falezler oluşsun kıyılarında yüreğimin..
Değil mi ki kopan her parçam sana kavuşacak, varsın karışsın sana her zerrem, sende kaybolandan gayrısını kaybettim zaten.
Haydi artık gelsin yüreğime senden bir darbe, mecalim yok;

sabrım az, çok bekletme,

gel etme, gel-git-me…

Ey ummanında kaybolunası yâr,

Gel- git-me

 

Senden ümit kesmem… Ocak 7, 2009

Kategori: Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ, Edebî İktibaslar — La Reverie @ 11:55 pm
Tags: , , , ,

 Image Hosted by ImageShack.us

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili

En sevgili
Ey sevgili

Ey sevgili- Sezai Karakoç

 

Bir yer var hayalimde… Ağustos 11, 2008

Kategori: Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ, Edebî İktibaslar — La Reverie @ 12:08 pm
Tags: , ,

Bir Yer Var Hayalimde…

Gözlerimi kapadım…

Bir yer var hayalimde…

Kalbimin tatilinde gezintiye çıktım…

Hissediyorum, son nefesime kadar içime çektiğim tüm duygularım peşimden koşuyor…

Hayallerim arkamdan ağlarcasına bana bakıyor..

Bir yer var hayalimde…

Temiz bir sayfa açılır ya yüreğinde, işte öylesine bir huzur veren mekân…

Dinlenmekse, ardında bırakmaksa, iyi-kötü her şeyi ve tüm korktuklarından arınmaksa, işte, ben onu bekliyorum…

Ve kazanmaya çalışıyorum, dünya denen sahnede rolümü iyi oynamaya adıyorum aldığım her nefesi…

Attığım adımları bu senaryonun sahibine, yaradanıma yöneltiyorum.

Ve tüm yaptığım güzelliklerin yanına bir tebessüm konduruyorum…

Bir yer var hayalimde…

Ne zaman okusam, ondan bahseden en yüce ve en son kelamı, bir mutluluk ilişiverir yanıma..

Bir beyazlık kaplar içimi…

Gezdiğim hiçbir yere benzememeli ve daha önce kimsenin düşlerine girmemeli..

Şimdi sabrediyorum ve bekliyorum kalbimin tatilini…

Ne zaman arınırsa sahte putlardan, ne zaman bir güneş sızarsa içerisine ve

bir gün durmak için emir alırsa, işte o zaman çıkacağım asıl olan tatile… Bu

hayata göre, düş sayılan gerçek âleme yol alacağım… Ve ardıma bakmadan

koşacağım, beklediğim derinliklere…

Bir yer var hayalimde…

Günahıma “dur” diyen bir eldir, o içimde… Ne zaman kötülüğe dalsam ve

karanlıkları çağırsam aklıma, hayalimdeki o yer gelir ve dağılır tüm

sahtelikler, tüm vesveseler…

Bir değer katar, bir anlamı olur hayatın… Çünkü bu dünya olmadan onu hiç tanıyamazdım. Hiç sevemezdim, önüme çıkan hayatın engellerini…

Asıl yerimin orası olmasını ne çok ister yüreğim… Ümitlerimi hep saklarım,

tâ ki, son âna dek, son nefesimde hep yaradanımı zikrederek kabul edilmeyi

isterim, ruhumun tüm keşfedemediğim sırlarına elveda diyerek…

Bir yer var hayalimde…

Düşlerime sığdıramadığım, rüyalarıma ağır gelen bir güzellik temellerinde…

Uğruna canlar feda edilen, adına şiirler yazılan, yaradanımın büyük vââdi olmaya layık olan harikalar diyarı…

Şimdi heyecanlıyım… Kazanmalıyım… Hayallerime giden yolda nefsimle

oyalanmamalıyım… Ardıma bırakmalıyım şeytanın benle uğraşlarını… Vakit

var mıdır bilmezken ilerlemeliyim ve hatta koşmalıyım dosdoğru yol üzerinde…

Eğer rüzgar eserse yüreğimde, bir fırtına koparsa, hayallerimin üzerinde,

sarılmalıyım Rabbimin emirlerine ve değişmeliyim hayallerimi, o güzel mekânı

ve huzurumu, dünyanın vââdlerine…

Çünkü bir yer var hayalimde…

Adına “cennet” denen bir yer… Özlüyorum… Bekliyorum… Ve kalbimde ona koşuyorum…

-Fatma Aladağ-

 

Umutlarını kuyuya attığın demde… Temmuz 27, 2008

Umutlarını kuyuya attığın demde bin Yûsuf tesellisidir o Gülsîma…

Geç kaldığın yerde bir Yûsuf sözlü bekler seni

O gül yüzlünün yüzünden kovulduğu andan sonra, hiç kimse ona bakmadı, hiç kimse onunla konuşmadı. Mekke’ye doğru yürüyen koca ordunun içinde, Ebu Süfyan ve oğlu yapayalnızdı. Geç kalmıştı… Geç kalmaya dair lügatlerde, meydanlarda, köşelerde, şiirlerde ne kadar acı söz söylenmiş ya da yazılmışsa, hepsi birden amansız arı vızıltıları gibi doluştu kulaklarına. Kaçırılmış şeylerin hepsi, ama hepsi, bir gülücük belki, bir güzel kucaklaşma, bir tatlı bakış, kardeşçe bir dokunuş omuzlarına indi.
Geç kalmışlıkların cümle pişmanlıkları alev alev cehennem olup yakasına yapıştı. Dudakları kurudu. Sesi iç çekişlerine söz olamadı utancından. Geç kalmışların, gafillerin, haksız yere unutanların, kadir kıymet bilmeyenlerin yanı başında, eşsiz bir kadirşinaslıkla suskunca bekleyen o “Ah!” sesi bile, korkup geri çekildi dudaklarından. “Ah ki, ah çekemediğime ah!” Çöllerin bile birbirine eklenerek anlatamayacağı, dağların omuz omuza verseler de güç yetiremeyeceği uğursuz bir uzaklığın beri ucunda kalakalmıştı Görmek istediğine görünmemek için saklandı önce. Saklanmak zorundaydı. Çünkü dostluğuna geciktiğine göstereceği yüzü bir “düşman” yüzüydü. Kimliğini taşıyan yüzü “sevilmeyesi” bir yüzdü, bakışını besleyen gözü “bakılmayası” bir gözdü, umutlarını besteleyen sözü “güvenilmeyesi” bir sözdü. Saklanması o yüzdendi, o gözdendi, o sözdendi. Huzuruna vardı. Yüzünü mahçup gölgelerden çıkarıp usulca onun gözlerine bıraktı. Gül yüzünün coğrafyasında başını sokabilecek daracık bir kuytuya da razıydı ama….

Gülleri güldüren o yüz çevrildi yüzünden. Yüz bulamadı. “Kardeşim!” deyip de sarılması ne büyük cennetti ona. Cennete alınmadı. Eskiden olduğu gibi aynı memeden aynı ılık sütü içer gibi mesafesiz bir yakınlıktı umduğu. “Süt kardeşi”nin dudağındaki tek bir kıpırtı dağ gibi pişmanlıkları yıkabilirdi. Kirpiklerinin ucundan yol bulacak tek bir müşfik bakış, yüreğinin bütün yangınlarına su olabilirdi. “Benden yüzünü çevirince, yüzünü çevirdiği tarafa geçtim. Yine yüzüme bakmadı, öbür tarafa çevirdi yüzünü. Utandım. Yakın uzak her şey beni sıkmaya başladı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ona çok sıkıntı vermiş, çok kırmıştım. O benden yüz çevirince, dostları da yüz çevirdi.” Gülücüklerimizin hepsini borçlu olduğumuz o yüz, o sabah, Ebu Süfyan bin Hâris’e dönmedi. O gül yüzlünün yüzünden dostluk görmeyi en çok istediği, en çok hak ettiği kişiydi. Amca oğluydu. Süt kardeşiydi. Çocukluk arkadaşıydı. Ne yazık ki O’nun müjdeli çağrısını ilk reddedenler arasında oldu. Bu çağrıyı O’nu dostlarını aç ve susuz bırakarak susturmak isteyen zorbaların yanında yer aldı amcasının oğlu. Daha da ileri gidip O’nu aşağılayan şiirler yazdı. O gül yüzlünün yüzünden kovulduğu andan sonra, hiç kimse ona bakmadı, hiç kimse onunla konuşmadı. Mekke’ye doğru yürüyen koca ordunun içinde, Ebu Süfyan ve oğlu yapayalnızdı. Ebubekir’e [ra] koştu önce.. Sonra Ömer’e [ra]… Cevapları aynı oldu: “Allah’ın elçisinin yüz çevirdiği kişiye ben dost olamam…” Olmadı.

Amcası Abbas’a [ra] yalvardı. “Sana yakınlık gösterirsem, onu üzmekten ve kırmaktan korkarım…” cevabı umutlarının kanatlarını kırdı. Ali’ye [ra] gitti en sonunda. Sızlandı. Sızlandı. Ali’den [ra] de çare yoktu. Utancı kaldı sadece yanında. Neden sonra, Ali [ra] yaklaştı. Çareyi fısıldadı. Çöllerin hepsini kurutan, dağları yerinden oynatan bir umuttu dudağından dökülen: “O’na arkasından yaklaş ve Yusuf’a [as] kendisini kuyuya atan kardeşlerinin en sonunda pişmanlıkla söylediğini söyle….” Geç kalan adam, yüzünden yüzünü sakınan Gül Yüzlü’ye yaklaştı. Fısıldadı. Bir ayetti nefesine sımsıcak dolanan, sesine terü taze umutlar saran: “Vallahi, Allah seni bize üstün kıldı; biz sana yaptıklarımızla hatta ettik, suçluyuz.” [Yusuf, 91] Gül yüzlü ilk defa çevirdi yüzünü süt kardeşine. Geç kalan adam ilk defa sevindi. Ama utancı daha ağırdı. Yüzü yerdeydi. Yûsuf’un [as] kardeşlerine söylediği söz yeniden ete kemiğe büründü Muhammed [asm] diye göründü, utançla kanayan kardeş yüzüne serin bir gül tesellisi olup dokundu: “Bugüne kadar yaptıklarınızdan kınanmayacaksınız. Allah sizi bağışlasın. O merhametlilerin en merhametlisidir.” [Yusuf, 92] Geç kaldığın yerde bin Yûsuf tecellisidir; umutlarını kuyuya attığın demde bin Yûsuf tesellisidir o Gülsîma…

Senai Demirci

 

Umuda Meftûn Bakışlar Temmuz 21, 2008

Kategori: Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ, Işık süvarileri, Titrek Mürekkebim — La Reverie @ 10:04 pm
Tags: , ,

çık yola, gönülden çık

beden kalıbından arınıp kalbe sığarcasına

aşıp o dereyi/deriyi ummanlara koşarcasına

gönül koymadan engellere, baş koy bu sevdaya

sabırla erit elemleri, azimle göğüsle özlemini

hatırla ki,

yakınmamalı ki yakınlaşmalı o en yakına

iştiyakla çal kapılarını ürkek gönüllerin

ümit ve inşirah üfle yorgun düşlere

yılmadan, yorulmadan..

yürekler paslı, çehreler karanlık; ne bir huzme var ne de aydınlık.

umuda meftûn bakışlarla yak biçâre gönüllere nurdan bir ışık

yol açık,

haydi yola çık

La rêverie