Umut Huzmeleri

“So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers.” — Quran (3:139)

Zafer! Aralık 9, 2008

istanbul_arkandan_gelir_1024

Yüce duygu ve yüksek idealleri gönlünde abideleştiremeyenler;
şahsi istek ve arzularına karşı koyamayanlar;
hakka saygı ve hakka esaretdeki zevki idrak edemeyenler,
bir baştan bir başa bütün cihanı fethetseler dahi asla
zafere ermiş sayılmazlar…

 

Bu Ağlamayı Dindirmek İçin Yavru Aralık 8, 2008

çiko, ağlayan çocuk

SENİN için bu yola atıldık. Acılarına ortak olmak ızdıraplarını dindirmek, gönlünü abad etmek için. Bize gönül koyma, aheste – revlik ettik, vaktinde imdadına yetişemedik. Ama inan, sinemizde hep Yakub’un gadri efganı, içimizde Zeliha’nın aşkı hicranını taşıdık durduk. O ab-endam kametinin iki büklüm olduğunu her gördükçe, perişan kâkül’ün gibi kalbimde dağılıp durdu. Buruk boynun ve mahzun bakışların karşısında kaç defa kaddim büküldü, gözlerim doldu. Her feryadıma senin türkünden bir nağme katıp destanını dile getirmek istedi isem de, iniltin içimi yaktı; derdin gözümde büyüdü, içim burkuldu.

HEM de sana el uzatmağa utanıyordum.. Aba-ı kenaiseyye-i hatırlatan cali şefkatimle karşına çıkmağa ar ediyordum zira sana, gözümün önünde kıydılar, zülüflerini tar-u mar edip, bu hale koydular. Beynini söndürürken, kalbini kursağına yedirirken, görmüştüm olup bitenleri ve uzatamamıştım günahk6r elimi eline… Sızlanışına rağmen uzatamamıştım… Kader’in, Faust’un kaderi, ama Mefiston kim? Kim reva gördü bunları sana? Emin bir ülkede idin. Sıcak bir yuvan vardı. Rızkın başının ucunda ve işin yolundaydı. Sonra şu vahşetzare geldin. Geldiğine bin pişman oldun. Ama gelmek elinde değildi. Etrafını büsbütün boş bulup halini aşina kimse göremedin. Asıl efganını sadece sen duyuyordun. Ve koşanlar, midenin ahü vahına koşuyorlardı. Bu günkü canhiraş feryatların, ta o zaman başlamıştı. Ta o zaman terk edilmiştin. Hem de can-feza iken. Sen başkalarının keyif ve eğlencesi olarak elde idin, kucakta idin; bir gül gibi göğüste idin, dudakta idin Ama senin için yapılan şeylerde sana ait olanı bulmak mümkün değildi. Gariptin. Yalnızdın. Ve sahipsizdin.

DÜNÜN bu gününü doğurdu ve bu günün ne olacağı belirsiz yarınlarını hazırlamakta. Yolların ayrımındasın yavrucuk… Şimdi bana müsaade et de, şu badirede Bahadır’ın olayım. Mızrabımı senin için vurup, feryadımı ruhuna duyurayım. Bu fırtına ve bu yangında gerektiği an imdadına koşamadığım için de kaldırım taşı gibi şu mücrim başımı ayaklarının altına koyayım. Ve bütün mücrimler adına senden özür dileyeyim: Bir keyif uğruna varlığına sebebiyet verenleri, etme – kemiğine bağlanıp gönlünü unutanları, bir geçici dem için ebediyetine kıyanları, ruhuna hoyratlık aşılayıp sefaletini hazırlayanları affeyle yavrucuk.

Sızıntı Şubat 1979 Yıl :1 Sayı :1- Başyazı

 

“Ben de hep onu bekledim.” Eylül 30, 2008

Kategori: Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ — La Reverie @ 7:49 pm
Tags: ,

Gün gelir kalem yazmaya başlayıverince, Yeşerir her taraf, yeniden nevbahar olur; Karlar-buzlar eriyip de mevsimi gelince, Her yanda güller açar, her taraf lâlezar olur.

 

Hülyalı Mevkilerde Geceler Eylül 28, 2008

Kategori: Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ — La Reverie @ 10:33 am
Tags: , ,

Her zaman ayrı bir ışıkla tüter geceler,
Rûh o sessizlik içinde Sonsuz’u heceler..

Aşanlar, kendi serhaddini gecede aşar..
Ve insan bu ufkuyla hep ötelerde yaşar.

Gecede sessizlik huzûru besleyen şarkı,
Budur bence karanlıkların ışıktan farkı.

Her gece kudret gök kapılarını aralar,
Bu büyülü mavilikte tüllenir verâlar..

Renk, şekil, koku bütünüyle silinir gider;
Gecede iç içedir havf-recâ, sevinç-keder.

Yer yer her yanda visal esintisi duyulur
Ve duygular matkap salınmış gibi oyulur..

Anlar anlayan, O her yerde Hâzır ve Nâzır,
Bir araya gelmiş gibidir Musa ve Hızır.

Lâhûtun sînelere çarpan akislerinden,
Duyulur kul olmanın neş’esi tâ derinden..

Leylîler mest ü mahmur, dudaklarında kevser,
Gecede rüzgârlar vuslat kokusuyla eser.

Sıyrılır gönül varlığın dar hendesesinden,
Ne nefis besteleri sunar kendi sesinden.!

Her yana büyüleyen bir uhrevîlik siner,
Sonra rûhlara dalga dalga vâridât iner…

Denizler gibi coşar ve köpürür duygular,
Rûhlar iç dökecekleri tenha bir koy arar:

Baş-ayak aynı yerde, öper alnı seccade,
İşte, insanı yakınlığa taşıyan cadde..!


* Kırık Mızrap’tan