Umut Huzmeleri

"So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers." — Quran (3:139)

Belki bir gülümsemeyle başlar, hizmetin yolculuğu, kim bilir… 01/04/2012

Filed under: Edebî İktibaslar — La Reverie @ 13:03
Tags: , , ,
.
Belki bir gülümsemeyle başlar, hizmetin yolculuğu, kim bilir…
Kapısını çarpıp çıkmış gönlü kırık bir rûha rüzgar olur; nefes olur, yüzüne dokunur o tebessüm…
Bir adres sorana verilen saygılı bir cevaptır belki de, gönle işlenir gidilecek yer böylece…
Zannederiz ki, Allâh’ın yolunda hizmetin çeşitleri bellidir ve zannederiz ki, hizmet yolunda kariyer gerekir. Unutur gideriz, fark etmeyiz, bir… annenin diplomasız pişirdiği yemektir hizmet… Bir babanın evine ekmek götürme arzusudur kalbindeki… Evlâdın attığı adımdır okula giden, çözdüğü sorudur hizmet… Zaman gelir, her biri yerini bulur elbet… Rabbiyle şah damarından daha yakın bir muhabbete benzer bu kapının yürekteki varlığı… Ağza atılan lokma, niyetine göre değişir zevk ü sefâ da olur, cevr u cefâ da… Gönle düşen o sihirli kelime var ya, işte odur hayata kalite getiren… “Niyettir” bizi vardığımız yerde bekleyen…
Bazen bir belgesel izlenirken duyulan şaşkınlıktır hizmet… Ardından O Yüce Yaratıcı’nın idrâk ötesi mükemmelliğini keşfetmek… Çünkü an gelir, o şaşkınlık, cümle olur, başka kulaklardan içeri girer, zihinlere oturur. Ve hizmet, Yüce Yaratıcı’nın yeryüzündeki imzalarının dillendirilmesiyle mânâ kazanır, bereket olur.
Sevmektir hizmet… Rabbin yarattığı muhabbeti çoğaltmaktır ve çoğalmasına vesile olmaktır. Çünkü sevmek fedakârlık, sevmek duâ, sevmek candır… Sevilene emektir, sevene rahmettir. İçine işleyen sıcaklıkla üşütmemektir kimseyi, kollamaktır dışarıda kalmış kimsesizleri… Sevdiğinin hizmetini kendi yoluna eklemek ve bereketlendirmektir dünyayı…
Hizmet bir zincirdir, başlatan da kazanır, sona eklenen de… Ve hayat, Muhabbetin Sahibi’ne karşı hizmete dönüşür, nihayet iki dünya şenlenir…
Bir kusuru örtmektir, bir yanlışı affetmek, tahammülü zor olana sabretmektir hizmet… Göze çarpan hatayı gönlünle silmek, dilinle yok etmektir. Dosta-düşmana muhabbetin perdesini açmak, soğuk bir kalbi yeniden ısıtmaktır. Tanımadığın bir mezarlıktan geçerken okuduğun bir Fâtiha’dır, bir rûhun damlattığı gözyaşını silen, iki kelimelik cümledir hizmet… Bir sofraya alınan ekmek, bir fakire verilen bozuk paradır cepteki…
Ama biz fark etmeyiz, önümüzdeki bir niyet ile güzelleşecek, hizmete dönecek sadelikleri… Büyütürüz gözümüzde atılacak adımları, külfetle başbaşa bırakırız onları… İsimler takarız, bahanelerini hazırlar, tembelliğimize kılıf ararız. Kurulacak bir cümle, yüreğe kabul olmuş bir ruh, yüzdeki minik bir tebessümün mânâsını değiştirmedikçe niyetimizle, iflah olamayız; ne bugünümüzde, ne geleceğimizde…
Artık bilmeliyiz, zahmet değil, zorluk değil, niyet ile kendi kendine çoğalan güzelliktir hizmet… Ve bekler… Sadeliklerden doğan, bütün gönüllerden âhirete azık olmaya adanan yola çıkmayı ister… Bekler..
.
Fatma Aladağ
 

Sevgide peygamberâne tesirin güç ve sihiri vardır. 01/04/2012

Filed under: Edebî İktibaslar — La Reverie @ 01:49
Tags: , ,
.
Sevgi, insan ruhuna hitap eden sözsüz-kelimesiz evrensel bir lisandır. O, gönülleri büyüleyip kendine çeken, hiç kimsenin hatta en vahşi ruhların bile karşı koyamayıp teslim olduğu sihirli bir güç kaynağıdır.. evet böyle bir güç kaynağıdır ve hiçbir şeyden anlamayan bedevîler bile, onun o yumuşaklardan yumuşak mûnis dilinden mutlaka bir şeyler anlar ve mest olurlar.
Sevgide peygamberâne tesirin güç ve sihiri vardır. O, kendine mahsus beyânıyla benliğimizin enginliklerine yağmaya başlayınca, onunla anlatılmak istenen şeyleri rûhumuzun bütün derinliklerinde duyar ve verilecek mesajı hemen kabullenmeye hazır hâle geliriz.
Gönüller sevgiyle attığı, çehreler samimiyetle tüllendiği ve gözler kendilerini o büyülü tebessümlere saldığı zaman, insan hiçbir şey konuşmasa da, derûnundaki kitabı bütün fasıllarıyla, bâblarıyla muhataplarına intikâl ettirmiş sayılabilir.
Sevginin sesi-soluğu, samimiyet ve sıcaklığın derecesine göre, hemen ekseriyetle hislerimizi coşturur ve bizi itimattan teslime, teslimden kabule, kabulden güvene yükselterek ruhlarımıza en beliğ hitapların, en meşhur kitapların anlatamayacağı en enfes mânâları fısıldar.
Sevginin müphem nağmeleri gönül yamaçlarında her zaman bir bülbül sesi gibi duyulur ve bir beşik ninnisi safvetiyle bütün benliğimizi sarar.. hem öyle bir sarar ki, onun karşısında sevinçten, neşeden, bir çocuk gibi diz çöküp hıçkıra hıçkıra ağlayasımız gelir.
Sevgi, o sımsıcak anne kucağı gibi havası ve her kapıyı açabilen anahtarlar gibi büyüsüyle, bütün varlığın usâresini ve her türlü ledünnî alâkanın mânâsını gönüllerimize boşaltan bir sihirli musluktur. O saf musluktan akan muhabbet kevserini duyabildiğimiz ölçüde, duygularımız öylesine şahlanır, ruhlarımız o denli heyecanlanır ve köpürür ki, benliğimizin tavanı delinip de göklerin ebedî neşvesine erecekmişiz gibi oluruz.
.
Sızıntı, Ocak 1995, Cilt 16, Sayı 192
 

Gönül Deryamdaki İnci 29/03/2012

Filed under: Edebî İktibaslar — La Reverie @ 23:30
Tags: , , ,
.
Gecenin simsiyah sessizliğinde yine seni anıyorum ey sevgili. Yine seni anıyorum büyük bir hasretle, büyük bir sevgiyle…
Kayaları döven hırçın dalgalar gibi, deli deli esen çöl rüzgarları gibi, damla damla yağan yaz yağmurları gibi yine seni anıyorum ey sevgili, yine seni…
Acı poyrazlar bitmiş yerine koyu bir sükûnet dumanı çökmüştü.çaresizlik son demlerini yaşıyordu. Gül diyarının biricik gülü, sen ey resul yakıcı çöl sıcaklığında serin bir meltem gibi okşuyordun gönülleri. Sevginin doruklarına doğru bir tırmanış başlamıştı şimdi. Ruhsuz, kupkuru çöllerden gönül bahçelerine!
Sensizliğin soğukluğu titretirken vücudumu efendim, seni düşledim hicranla, umudun demir atmış limanlarında. Seni birilerine anlatmak, gönül ikliminden kopup gelen duyguları paylaşmak istedim. Belki kalbimdeki ateşi birazcık dindirebilir hissiyle. Yaradan aşkıyla dolu yüreğini biraz da olsun hissedip gözyaşı dökme umuduyla… umutlarımın boşa çıkmayacağı dileğiyle kalemimi sana açıyorum ey sevgili. Hoş geldin sayfama, hoş geldin kalemime, hoş geldin hasret dolu yüreğime diyorum.
Sonbahar mevsimine döndüm ey sevgili. Her geçen gün bir şeyler eksiliyor bedenimden. Kurumuş yapraklar gibiyim. Bir o yana, bir bu yana sallanıyorum. Sensizlik beni bilinmezliklere sürüklüyor, sensizlik beni uçurumlara yuvarlıyor. Ucu bucağı görünmeyen nihayetsiz uçurumlara.
Dipsiz bir azabın kuyusundayım ey sevgili. Sensizlik yüreğimi hançerliyor, tıpkı görünmez bir kamçı gibi şaklıyor ruhumun en derinine. Seni düşünmeden bir anım bile geçmiyor, seni düşünmeden bir günüm bile geçmiyor…bu çaresizlik omuzlarıma ağır bir hüzün gibi çöküyor. Gönül ağacımın dalları hasretine tahammül gösterip eğildi; ama henüz kırılmadı. Bu hazin tablo ne kadar sürer bilmiyorum. Ey sevgili, tek bildiğim sana kavuşmadan bu hasretin bitmeyeceği.
Kalbime damlayan hüzün damlalarında seni duyuyorum ey resul. Sana olan hasret kalmışlığımı gözyaşlarına vuruyorum. “kalp hüzünlenir,göz yaşarır” demiştin ya işte bu yüzden. Belki senin sahabelerin gibi ağlayamıyorum. Ömerin gibi, fatıman gibi olamıyorum; ama yine de senin aşkınla ağlıyorum, yüreğimi yakıp kavuruyorum. Aklıma senin için ağlayan hurma kütüğü geldi. Hani her zaman hutbeni okurken ona dayanırdın. Bir zaman sonra ashabın minberini yapınca ona dayanmaktan vazgeçmiştin. Bunun üzerine senin yokluğuna dayanamayan kütüğün, iniltilerini duymuştun da onu teselli etmiştin. Şimdi, ey sevgililer sevgilisi bizim iniltilerimizi kim duysun, kim duysun da bizi teselli etsin?
Gönül deryamın en derinindeki inci, susuz topraklara su getiren sevgili, gönül bahçemde açan güller boyunlarını büktüler. Seni soruyorlar, seni arıyorlar. Güllerin efendisini arıyorlar. Gökyüzünde hüzünlenen bulutlar sana ağlıyorlar. Gözyaşlarını döküyorlar denize, seni arıyorlar sevgililer sevgilisini arıyorlar…
Sis dağının perdelerini aralayarak mübarek hayatından kesitler geliyor gözlerimin önüne. Uhud’daki kahramanların geliyor. Senin öldüğünü zannedip hüzne kapılan ashabına, “niye burada oturuyorsunuz, o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?”diyen sahaben canlanıyor gözlerimde. Öyle bir atılmıştı ki savaşa bu cesur yiğit, savaş sonunda kız kardeşi onu sadece tırnaklarından tanıyabilmişti şimdi ey resul, sana verilen onca can varken biz sensiz yaşayıp da ne yapalım?
zifiri bir karanlık çöküyor gönül alemimde. Umutsuzluğun derin uçurumlarında yuvarlanıyor gibiyim. Düşündükçe senin bize anlatmak istediklerini anlamayışımızın hüznü vuruyor ıstıraplı çehreme. Umutsuzluğun dipsiz kuyusunda acılara doğru yol almaktayım artık. Sessiz çığlıklar yankılanıyor bu dipsizlikte. Tam umutlarım tükendi derken bir ışık huzmesi yayılıyor karanlığın bağrına. Önce yaradan’ın rahmeti, sonra ey sevgili senin dilinden “kişi sevdiğiyle beraberdir” hadisi. Tekrar tüm umutları yüklenip yol alıyorum hayata. Umut ve umutsuzluk arasında sevgimi yaşamaya çalışıyorum. Umut, güz yaprakları gibi birer birer dökülürken her sonbaharda yere, ben yine de her baharda yeşereceğini biliyorum. Çünkü bahar sensin, umutsuzluğumu saran umut sensin!
Ey kainatın gülü seni sevince her mevsim bahar, her yağmur rahmet, her gece gündüz oluyor bana. Seni sevince hayat gül bahçesine dönüyor, dikensiz gül bahçesine… yüreğimde köpük köpük kabaran sevgi tomurcukları oluşuyor. Bu tomurcuklara yüreğimi teslim ediyorum. Bu tomurcuklara kendimi teslim ediyorum…
Sevgi dedim de, hz ebubekir düştü aklıma. Dost ebubekir, sıddık ebubekir… mağaradaki haliniz canlanıyor gözümde. Hani mübarek başını koymuştun ya dostun dizine, o da sen rahatsız olmayasın diye kıpırdamaktan bile çekiniyordu. Ebubekir kalbiyle ve duygularıyla ölçemediği bir ruh halindeydi. Bu an bir ömre bedeldi sanki. Ama birden iliklerine kadar işleyen bir sancı duydu o güzel dost. Bir yılan sokmuştu ayağını. Ama bu sancı engellemedi o anki saadeti. Kıpırdamıyordu, Resulullah rahatsız olmasın diye. Ancak acıya daha fazla dayanamayarak iki damla yaş düşmüştü dostun gözlerinden, mübarek yüzüne. Sadece iki damla… ne güzel sevgi, ne güzel sabır. Sevgili’ye duyulan ne büyük bir muhabbet!
Ey sevgili, hasret kabuğum çatlamak üzere. Damarlarımdaki kan, vuslat için hücuma geçti. Yüreğimdeki sönmek bilmeyen ateş kıvılcımlar saçmaya başladı. Sensizliğin ufkunda kayboluyorum. Nereden estiği bilinmeyen bir fırtınaya yelken açtım gidiyorum. Öyle bir gidiş ki, geri dönmek imkansız…
Ey sultanım, alınlarda pırıl pırıl yanan, ahlakı kur’an olan sultanım. Biz senin gibi sahip çıkamadık çaresizlere, düşkünlere. Senin gibi sevgi gösteremedik onlara. Düşkünlerin kanadı, çaresizlerin ilacı olan sultanım, çöl sıcaklığında bile üşür, üşütür olduk insanları! Oysa biraz sevgi, biraz şefkat, biraz hoşgörü yeterdi.
Gönül dünyama rahmet meltemi estiren elçi, penceremi açan rüzgardan aldım kokunu. O rüzgarda bir kez daha hissettim senin yokluğunu. Bir kez daha sensizliğin soğuk şerbetinden doyasıya içtim. Durmadan kanayan yaramın aslında sensizlik olduğunu bir kez daha hissettim.ey sevgililer sevgilisi gönül kapılarını aralayarak hasret perdesini açıyorum. Hasretin kara saplı bir bıçak gibi sivrilip saplanıyor bağrıma. Çok acı veriyor bana, çok…
Gönüllere sükûnet veren,kalplere sevgisini serpen, “ümmetim, ümmetim!” diyen gönül rehberim, hasretin alevlendi. Yanık yüreğim hasret yumağına döndü. Sen gittin ya ey resul, cürüm tohumları boy saldı bedenlerde. Şehirler, hicretteki mekke sessizliğine büründü. Sevgin beni bir hâl etti.ey sevgili bu nasıl sevgi; sesini duymadan, yüzünü görmeden,gözlerine bakmadan ey sevgili bu ne dehşetli sevgi? Hasretin vurdu tüm gönülleri. Hani baharı sessizce bekler ya tohum, işte öyle bekliyoruz seni ey sevgili. Sevgiyle, hasretle ve umutla…
Vehbi Akşit

 

Sevginin tartısı fedakarlıktır 12/03/2012

Filed under: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 20:01
Tags: ,

.

Dünyada herşeyin bir ölçüsü, bir tartısı vardır.

Sevginin tartısı da fedakarlıktır.

Fedakarlık yapmayanların sevgisine inanılmaz..!

 

Muhabbet 05/03/2012

Filed under: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 23:08
Tags: , , , ,

.

Ben muhabbet üzerine bir rüşvet, bir ücret,
Bir mukabele, bir mükâfat istemiyorum.
Çünkü,
Mukabilinde bir mükâfat,
Bir sevap istenilen muhabbet zayıftır, devamsızdır.
.
Risâle-i Nûr
 

Japon ve Kertenkele 29/02/2012

Filed under: Öykü- Anı,Kıssadan Hisse — La Reverie @ 00:25
Tags: , ,

.
Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun için evinin bir duvarını yıkar.
Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. Duvarı yıkarken, orada dışarıdan gelen bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanır da, kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce. Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştı. Nasıl olmuştu da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmıştı?
Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalıydı.
 Sonra bu kertenkelenin 10 yıldır hiç kıpırdamadan nasıl 10 yıl yaşadığını düşündü- ayak çivilenmişti!
Böylece çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar, ne yiyor acaba?
Sonra nereden çıktığını fark edemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle!
İnanılmaz! Adamı sersemletir gördüğü manzara. Bu nasıl bir sevgi?
Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır diğer kertenkele tarafından beslenmekteydi…
 
 

Sevgiliye verilen en güzel hediye… ♥ 20/02/2012

Filed under: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 16:57
Tags: , ,
.
Sevgiliye verilen en güzel hediye sadakattir…
.
~Hz. Ali r.a
 

Ebedî saadete götürecek köprü… 19/02/2012

Filed under: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 23:08
Tags: , , , ,

.
“Eşleriniz sizi ahirette ebedî saadete götürecek köprü gibidir
Sevgi ve saygıyla bu köprüyü sağlamlaştırın.”
.
Hz. Ömer (r.a.)
 

“Her kişi münasip olduğuna meyleder.” 18/02/2012

Filed under: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 11:42
Tags: , , , ,
.
Ruhlar arasındaki uyum,
Aşkın en kuvvetli sebeplerindendir.
“Her kişi münasip olduğuna meyleder.”
.
Aşıklar Kitabı
 

Sevmek… 09/02/2012

Filed under: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 22:45
Tags: ,

.

Sevmek; Rabb’imin olduğu bir kalpte, yer isteyebilmektir.♥
Mehmet Kayaokay
 
 

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 129 other followers