Umut Huzmeleri

“So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers.” — Quran (3:139)

Babacığım…evde misin? Kasım 12, 2009

uğur böceği 

-Çok güzel yapmışsın, aferin.. Eve gidince, bu resmi babana göster, tamam mı?
-Ama, öğretmenim…
-Evet?
-Anneme göstersem olur mu?

Minik parmaklarıyla çizip kalbiyle boyadığı uğur böceği resmini babasına
gösterememekten korkan o çocuğun öğretmenini yeni tanıdım. Adı Fazilet.
Güler yüzlü, idealist bir anaokulu öğretmeni. Evliliğine dair de idealleri
var şüphesiz. “Nişanlımla birlikte yazılarınızı hiç kaçırmıyoruz.” diyor.
Sıra anne-baba olmaya gelince, biraz endişeli… “Yuvamı büyük şehirde
kurmak istemiyorum!” diyor. Alıp başını gitmek istiyor. Minik
öğrencileriyle yaşadıkları, Fazilet öğretmene, evlerde giderek büyüyen,
büyüdükçe normal karşılanan, normalleştikçe de fark edilmeyen “anne-baba”
boşluğunu hatırlatır olmuş. O genç kafada devâsâ bir endişe büyümeye
başlamış. Bense bütün yüreğimle, Fazilet öğretmeni haksız çıkarmak
istiyorum. Yıllar sonra şöyle bir bakıp “Nasıl da hata etmişim!” dedirtmek
istiyorum. “Boş yere endişelenmişim!” desin arzu ediyorum.

Kabul edelim; evlerde bir uğur böceği resminin salınıp duracağı bir
boşluk var. Çocuklarımızın çocukluğunu ıskalıyoruz. Hele de babalar, hele
de babalar… Yanı başımızdan geçen cennet kokulu kelebeğe neredeyse dönüp
bakmıyoruz bile… Her defasında ilkbahar heyecanlara boğar beni… Nereye
koşacağımı, hangi köşede durup hangi çiçeği seyredeceğimi şaşırırım. Fakat
sonunda bakarım ki, güller tomurcuklarını açmış, ağaçlar çiçeklerini
savurup meyveye durmuş… Bazen olur ki, ancak güzün fark ederim baharı
ıskaladığımı. Acaba evimizin neşe dolu tomurcuklarını da ıskalıyor olamaz
mıyız?

Anneler, her şeye rağmen, canhıraş bir çabayla anne olmanın boşluğunu
doldurmaya çalışırken, babalar sanki koşmaktan yorulmuş gibi. Fazilet
öğretmen, “Demek ki babasını göremiyor.” diyor minik öğrencisi için. Ben
içimdeki daha kötü ihtimali söylemeye korkuyorum: Ya babasını görüyor da,
resmini gösteremiyorsa… O küçük bedende saklı büyük ruhun, sevdalarıyla
gökleri sarıp sarmalamaya hazırlanan masum kalbin kendini ortaya
koymasıdır resim aslında. Kâğıda düşen bir çocuk kalbidir; renklere renk
katan bir sonsuz bir çocuk hayâlidir. Uğur böceği resmi, “Ben buradayım;
bak artık bir şeyler yapabiliyorum” deyiştir. Gel gör ki, varlığın
vadilerine duygu duygu taşan, hayatın denizine coşkulu bir ırmak gibi
biriken minik ruhun yankılarına karşılık veren olmuyor. “Hoş geldin!”
“Şükür ki, buradasın! Seni seviyorum. Varlığını anlamlı buluyorum.”
diyecek baba bulunamıyor. Çocuğun hayata uzanan damarlarında nabız
yavaşlıyor. Çocuk kalbinin kıpırtıları boşlukta sönüyor. Bu boşluğu bir
ömür içinde taşımaya hazırlanıyor. Ve daha acısı, şimdiden boş yanının
farkında. Babanın eksikliğini biliyor ama kendisinden ummadığımız bir
nezaketle eksikliği içine atıyor. Biliyor ki baba eksikliği öyle ulu orta
söylenmez. Fazilet öğretmenden sakladığım bir ihtimal daha var ve daha da
acı: Ya babasına resmini gösteriyor da, babası resmini gördüğünü
göster(e)miyorsa… Çok tatlı bir yüzün aynasız ve ışıksız bırakılması
gibi… Güzeller güzeli bir tablonun duvardan indirilip mahzene atılması
gibi… Kalbini sevinçlere açacak bir gövdeden yoksun oluyor çocuk. Baba
var, resim var, resmi gören baba var; resmi yapanı görecek niyet ve
incelik yok…

Uzmanlar söylüyor. Çocukların yetim ve öksüz büyüdüğü bir çağda yaşıyoruz. Öyle bildiğimiz türden bir yetimlik ve öksüzlük değil söyledikleri.
Çocuklar annelerinin varlığına rağmen öksüzler. Çocuklar, babalarının
varlığına rağmen, hatta babalarının varlığı yüzünden yetim imişler.
Yokluğu hissedilmeyen ve dolayısıyla hiç aranmayan şeyden daha acı bir
kayıp var mıdır? Kimsenin yitiği değilseniz, kim bulur sizi? Evde fiziksel
olarak var oldukları halde, duygusal olarak yok olduklarını fark etmeyen
anne-babaların çocuklarını hangi yetimhane kabul eder? Yetimhanelerin
kabul etmediği çocuklardan daha yetimi var mı? Paranız yoksa, bilirsiniz
ki parasızsınız; para ararsınız, bulamazsınız ya da bulursunuz, ona göre
davranırsınız. Peki ya çok paranız olduğunu bilirken, birden, son anda
paralarınızın hepsinin sahte olduğunu fark ederseniz, ne yaparsınız?
Varmış gibi duran, ama aslında yok olan bir anne-baba daha çok yetim ve
öksüz etmez mi çocuklarını? Sokak çocuğu olduğu fark edilmiyorsa
çocuklarımızın, kim tutar ellerinden? Saçlarını okşamamız eksik kalıyorsa,
bakışımız gözlerinden uzakta duruyorsa, ellerinin sıcağı avuçlarımıza
dokunmuyorsa, çocuğumuzu kelimenin tam anlamıyla sokakta bırakmış olmuyor
muyuz? Köprü altına terk edilmiş gibi sevincini paylaşmamızdan uzağa mı
koyduk çocuğumuzu? Evden kaçmış bir çocuğu düşünün. Nasıl da pencere önüne
sessizce sokulur da, evinin sıcağını özler; anne-babasından sıcak bir
çağrı bekler… Vardığı her kapıda, için için beslediği ama kendine bile
itiraf etmekten çekindiği yuva özlemi içinde nasıl kaynayıp durur?

İlk fırsatta pencereden bir bakın; okuldan dönen çocuğunuz nasıl giriyor
eve? İtilip kakıldığı, unutulup sıradanlaştırıldığı bir yetimhaneye girer
gibi mi? Özene bezene çizdiği, parmaklarının arasına bütün bir ruhunu
akıtarak boyadığı uğur böceği resmine babasının kocaman ruhuyla karşılık
vereceğinden şüphe mi ediyor yoksa? Duyuyor musunuz minik dudaklarından
neler döküldüğünü: ?Baba burada mısın? Baba benimle misin? Baba benim
misin??

Tatlı mı tatlı bir yüzün kıpır kıpır kıvrımlarında, umut dolu gözlerin
ışıl ışıl bakışlarında kendimize yer edinemiyorsak, neredeyiz biz, ne
ederiz biz?

Nerede babalar… Yok da yok musunuz? Yoksa, var da yok musunuz?

Uğur böceği resminin üzerine tebessümünüzle kocaman bir güneş gibi doğup renklere renk katmaya, çocuğunuzu parmaklarınızın ucunda uğur böceği gibi geleceğe uçurmaya var mısınız?

Yok da yok musunuz?

Yoksa, var da yok musunuz?

 

 

“Namaza durmak meyveye durmak gibidir.” Kasım 12, 2009

 

"Namaza durmak meyveye durmak gibidir."

 

“Namaza durmak meyveye durmak gibidir.” [İsmet Özel] Meyvesiz olduğu vakit ağaçlar pek ağaca benzemez. Odunlaşmış dallarından çiçek umulmaz. Taşlaşmış köklerinden hayat beklenmez. Kurumuş dal uçlarına meyve yakıştırılmaz. Bahar gelip meyveye durduğunda ise, ümit kestiğimiz ağacı baştan ayağa ümit olarak okuruz. Meyveye durmuş ağaç, dal budak hayata dönüşür, çiçek çiçek tebessüm olur, yaprak yaprak umut açar. Namaza durmuş insan da, insana dair umutlarımızı yeni baştan yeşertir. Namaza durmuş insan insanlık adına yeni bir umut olur. Namaza durmuş insan kendi kendine ümit verir.

Senai Demirci

 

 

“Sofraların Mahcubu…” Ekim 2, 2009

 "Sofraların Mahcubu..."

Dünya, “aşağı yer” demekti kutsîler lügatinde. Dünya: “Olmamız gereken yerden aşağıda…” Dünya: “Yetineceğimizden çok daha az miktarda.” Dünya: “Kalmaya razı olamayacağımız kadar uzakta…” Dünya: “Kalbimize lâyık sevda yok bu sofrada…”

 

“Dünyanızdan…” diye başlardı sözüne…”Dünyamızdan…” diye başlamazdı. “…bana üç şey sevdirildi” diye devam ederdi.  “…ben üç şeyi sevdim” de diyebilirdi. Demezdi.

 Oysa, dünyamıza küskün değildi. Aksine, dünyamıza en incelikli davranan yine kendisiydi. Dünyamızın cansız, sessiz dağlarına bile selam veren O’ydu. Taşları bile incitmemek istercesine nezaketle yürürdü. Ağaçlara, çalılara, kumlara, bulutlara hal hatır sorardı her bakışında… Hele insanlara… Kendini paralarcasına, onların hiç dert edinmediği felâketlerini ve saadetlerini derdi edinmişti. Kendini ateşe atanlara, kendini ateşe attığını bilmeyenlere, kendini ateşe attığını bile bile küstahlık edenlere bile, mütebessimdi. Çürüyecek cesedin tenine bile taş değmemeliydi O’nun nazarında. “..yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile/dönünce bütün gövdesiyle döndü…”

Dünya, “aşağı yer” demekti kutsîler lügatinde. Dünya: “Olmamız gereken yerden aşağıda…” Dünya: “Yetineceğimizden çok daha az miktarda.” Dünya: “Kalmaya razı olamayacağımız kadar uzakta…” Dünya: “Aradıklarımızı bulamayacağımız ve bulduklarımızla yetinemeyeceğimiz bir çöl gibi ayaklarımızın altında…” Dünya: “Kalbimize lâyık sevda yok bu sofrada…”

O, “dünyamız”ın hatırını, güzel kokudan, kadından ve “gözünün nuru” namazdan ötürü sayardı. Eşyanın ruhunun habercisi olduğu için güzel koku… Dünyadan öte aşkların müjdecisi olduğu için, kadın… Sonlu bir ömürden, eskiyen bir bedenden, tükenen nefeslerden, uçup giden hecelerden bir sonsuzluk inşa ettiği için, namaz.

Dünyada ama dünyadan değil O. Burada ama buralı değil. Yanımızda ama yanımızda olanlara razı değil. Dünyadan ötesine görmeyen gönlümüze müşfik bir eğiliş. Buralıları buradan öteye taşıyan merhametli bir el uzatış. Yanımızdakileri sonsuzluğa taşıran bir nazik bir uyarış. Dünyayı, “dünyamız” diye/bilmemize karşı yumuşacık bir anlayış. “Dünyamız”a “dünyanız” diyecek kadar yüce bir duruş, yüksekçe bir bakış…

Yaslanabildiğinde dünyaya, üzerine bir de yemek isteyemeyecek kadar mahcup. Yemeğini yediğinde, bir de yaslanıp keyfetmeye yüzü tutmayacak kadar utangaç. İkisini birden hak etmediğini düşünüyor O. İkisini birden çok görüyor kendine. Dünyayı fazla görüyor kendine…

Şimdi anlıyorum, yemek yerken arkasına hiç yaslanmadığını… Aynı anda hem minderine yaslanıp hem de yemeğini yiyecek kadar “yerleşik” değil dünyada… Yemeğinden yerse, minderini, döşeğini, duvarını, rahatını kenara bırakıyor. Minnet etmiyor. Yaslanacak olursa, yemeğinden suyundan vazgeçiyor. Aç kalıyor. Kök salmıyor dünyaya. Eğreti duruyor.

Yaslanabildiğinde dünyaya, üzerine bir de yemek isteyemeyecek kadar mahcup. Yemeğini yediğinde, bir de yaslanıp keyfetmeye yüzü tutmayacak kadar utangaç. İkisini birden hak etmediğini düşünüyor O. İkisini birden çok görüyor kendine. Dünyayı fazla görüyor kendine… Dünyadan fazlasını istiyor. Yolda olduğunu söylüyor. “Geçiyordum uğradım.” edasında… Bir gölgenin altından çekiliveriyor yolcu hafifliğiyle… “Dünyanızdan…” diyor o yüzden.  “Dünyanızdan…”

Ben, “dünyamızda” rahatça yaslanacak bir koltuk bulmadan yemeğe oturmuyorum. Yolda olduğumu unutup, terk edeceğimi/terk edeceğini unuttuğum gölgeliklerde uyuya kalıyorum. Hiç mahcup olmuyorum. Her şeyi hak ettiğimi düşünüyorum. Hiç hayret etmiyorum. “Ne kadar az şükrediyorum…”

Senai Demirci

 

“Ana Yürekli”miz Eylül 15, 2009

Kategori: Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 2:57 pm
Tags: ,

 

Mohammad "Ana Yürekli"miz

Ufacık bir bıkkınlığı, azıcık bir kaş çatmayı, bir kerecik bile yüz asmayı çok görmekte oğullara ve kızlara. Bir annenin göz bebeklerinde lekesiz ve gölgesiz hürmet fotoğrafına dönüşmemiz için çırpınmakta hâlâ… Âlemlere rahmet. Sadece “Müslümanlara” değil, sırf “iman edenlere” değil, herkese rahmet…

 

Bebekler gibi şaşkındık. Dünyada, “aşağı/yer”de bulduk ayaklarımızı. Nereden geldiğimizi bilmezdik, O ezelden söz açtı. Nereye gittiğimizi sormayı akıl edemezdik. O ebede, sonsuzluğa çağırdı.

Kim olduğumuzu, ne iş yaptığımızı aklımıza, O fısıldadı. Yetim buldu her birimizi. Küsmüş gibiydik kendimize. Kalbimiz sonsuz aşklar isterken, ecelin eşiğinde tökezliyordu. Aklımız yüktü başımızda. Dünden hüzünler taşırdı bugünümüze.

Yarından korkular taşırırdı an’ımıza, şimdimize. Sahipsiz ve umutsuzduk. Her yanımız karanlıktı. Duyduğumuz sesler hep feryattı. Baktığımız yüzlerin hepsinde matem vardı. Işık tuttu yolumuza. Dağı taşı, yıldızı ve güneşi aşinamız kıldı.

Göğün yüzünü tanıdık eyledi gözlerimize. Geçmişin hüznünü giderdi, geleceğe dair korkuları yatıştırdı. Feryat sandığımız sesleri sonsuzluk vaadiyle neşe ve sevince boğdu. Yanmayalım diye yandı yakıldı. Biz bilmeden ateşe koşan pervanelerdik. Kül olacağından habersiz, sarhoşça alevden uçurumlara uçan kelebeklerdik.

O ve biz, gecede ateş yakan adam ve kelebekler gibiyiz. Ateş etrafındaki şeyleri aydınlatınca, pervaneler içine atılırlar. O ateşten korumak için bizi eteğimizden tutmak istiyordu. Ama yine de biz ısrar edip, şefkatli avuçlarından kaçıp ateşin içine atlamaya koşuyoruz.1 Bin ana yüreğini kuşanarak ateşe düşmekten alıkoydu biz can parelerini. Aramızda 2şimdi de…

Anne ile kızı arasında şimdi. Çünkü anneyi evladına anne eyleyen mayayı çalmakta ruhumuza hâlâ. Evlatlar ve ana-baba arasında şimdi. Oğulları ve kızları annelerine “annelik” edercesine hürmete ve şefkate çağırmakta. Kısacık bir “öf” sesinin bile eşiğinden geri döndürmekte bizi.

Ufacık bir bıkkınlığı, azıcık bir kaş çatmayı, bir kerecik bile yüz asmayı çok görmekte oğullara ve kızlara. Bir annenin göz bebeklerinde lekesiz ve gölgesiz hürmet fotoğrafına dönüşmemiz için çırpınmakta hâlâ… Âlemlere rahmet. Sadece “Müslümanlara” değil, sırf “iman edenlere” değil, herkese rahmet…

Analık sunuyor her varlığa… Kaş çatsa da, ateşten söz etse de, anne gibi felaketten uzak tutmak içindir “nezir”liği, “uyarıcı”lığı… “Müjdeci”dir insanlığa; karanlıkta kalmış gönüllere, şaşkınlık içinde bocalayan akıllara müşfikçe haberler sunmakta hâlâ: Peygamberimiz. “İmam”ımız. “Ana yürekli”3 liderimiz.

Şefkat yüklü önderimiz. Kılımıza zarar gelmesin diye titreyen anaç kalplimiz. Ümmetinin kurtuluşu için kendini paralarcasına çırpınan göklü yüreğimiz. Anaları yavrularına ana eyleyen, analara ana şefkati bahşedenin “Raufurrahim” diye en anaç isimlerle övdüğü, serin şefkat pınarımız.4

Anaların ayaklarının bastığı her yeri “cennet” diye tarif eden “ana/ç bakışlı”mız. Bugün bir kez daha ellerine varıp bağlılığımızı tazelemeli değil miyiz?

1. “Benim misalim, büyük bir ateş yakan kimsenin misali gibidir. Ateş etrafı aydınlatınca, kelebek ve ateşe düşen şu hayvanlar, ateşe düşmeye başlayınca o kimse, hayvanların ateşe düşmelerine engel olmaya çalışırken, hayvanlar ona üstün gelip şiddetle ateşe düşerler. İşte bu, benimle sizin misaliniz gibidir. Ben sizin kuşağınızdan tutmuş ateşe düşmenize engel olmaya çalışıyor ve ateşten uzaklaşın, ateşten uzaklaşın, diyorum, siz ise, bana üstün gelerek kendinizi ateşin içine atıyorsunuz.” ( Müslim, hadis no: 4235
2.Hucurat 7:  Hem bilin ki, içinizde Allah’ın elçisi vardır.
3. Arapça’da “önder” anlamındaki “imam” kelimesi, “anne” anlamındaki “ümm” kelimesiyle aynı kökten gelir. Bu durumda, “imam”, “ana yürekli adam” demeye gelir. (Mustafa İslamoğlu’ndan alıntıyla.)
4. Bkz. Tevbe,128

Senai Demirci

 

Gözlerim Gözlerine Bakmak İçindir Efendim… Ağustos 17, 2009

Kategori: Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 9:09 pm
Tags: ,

Gözlerim Gözlerine Bakmak İçindir Efendim

Bir geldin. Hasretini bıraktın zindanıma.

Karanlık karanlığa düştü. Gece gecenin üstüne indi.
Parmaklıklar dağıldı; yüzün esir aldı beni. Taşlar toz oldu; özlemin taş  kesildi. Gözlerine zincirlediler gözlerimi. Gidişin hüzünlü bir sonbahardı, unutmadım.

Yıldırımlar düşürdün bakışından göğsüme… Saçlarım beyaz alev aldı. Yandım.
Taş üstünde taş oldum. Suskunluğum utançtan duvarlar ördü. Sağnak sağnak
yağmur oldum, yağdım küskünlüğümün çölüne. Çığ olup kendi yalnızlığıma
katlandım. Uzaklığını yorgan yaptım çıplak ruhuma. Sözün güneşin yüzünü
güldürürdü, unutmadım.

Sessizliğin yeniden yeniye yanmış bir kül gibi. Rüzgâr aldı nefesimi. Buzdan
sütunlara çarpıldı sesim. İçimin içinde bir gurbet oldun. Sen gittin gideli,
dağlar yollardan saklanır oldu. Öyle derinleşti ki vadiler; gölgeler içine
girmeye nazlandı. Bütün çöllerin tozlarını yutmuş gibi dudaklarım, ah
etmekten bile usandı. Susuşun ibret dolu bir kitaptı, unutmadım.

İçimde hep su sesi arıyorum. Denizler kurumuş… Lâl dudaklar susmuş..
Kıyılardan çekilmiş hayat; kemikler un ufak olmuş. Çöllerinden geçiyorum
sensizliğin. Sessizliğin çığlığını büyütüyorum yüreğimde. Gelişin bir taze
bahardı, unutmadım. Kalbine girdiğim yollara pusular kurulmuş. İnsan insana
kavuşmuyor artık. Anka kuşları dirilmiyor yeniden. Küller bile yanmış
yakılmış; ateş yeniden kendine gebe kalmıyor artık. Hıçkırıklar yalanın
harmanına karışmış; gelmiyor gelemiyor yittiği yerden. Bakışın canlara can
katardı, unutmadım.

Bütün bağlardan kurtuldum. Geceleri gecelerin koynuna sürdüm. Bütün ışıkları
gözlerinin karasına çaldım. Yanağının kıyısına geldim. Ellerinin ateşinden
serinlik umdum. Gözlerim seni gördüğü için güzel. Işık senin yüzüne vurduğu
için aydınlık. Yağmur senin göğsüne dokunduğu için serin. Rüzgâr senin
tenine vurduğu için nefeslenir. Dualar senin dudağına dokundu diye göklerin
kapısına dayanır. Duruşun dağların başını dik tutardı, unutmadım.

Günahlarımı biliyorum, utanıyorum. İsyanlarım çok oldu; yüzüme bakamıyorum.
O kadar unuttum ki, unuttuğumu hatırlamıyorum. Bana nasıl bakacağını merak
ediyorum. Ürperiyorum. Ürperiyorum. Ya tanımazsan beni… “O beni sevmedi!”
dercesine görmezden gelirsen ağlayan gözlerimi? Hayır, hayır, böyle
olmayacak, emin olmak istiyorum. Senin müşfik bakışında, toprağın yağmura
doyması gibi sonsuz bir serinliğe kavuşacağım. Senin bakışında sonsuz bir
hülyânın eteğine varacağım. Özlemin cennetin kokusu bana, sana susadım.

Ne hüznü eksilir ne sana doyar bu gönül. Sen gittin, çiçekler ezildi
dünyada. Sen gittin, rüyaları boğuldu bebelerin. Sen gittin, sesi duyulmaz
oldu derelerin. Sen gittin, yüreklerden kan çekildi. Sen gittin, can tenden
usandı. Sen gittin, dağ dağa küstü. Sen gittin, alev üşüdü. Sen gittin, aşk
kalplerden çekildi. Kıyılara vurdu aşıkların cesedi. Vuslatın cennet çiçeği
bana. Baharlardan hep seni sordum.

Senin serinlettiğin suları içiyor ceylanlar. Martılar senin yürüdüğün
göklerde geziniyor. Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor
kanatlarını. Bebelerin senin tebessümünü içiyor ana sütünden evvel. Şu dar
göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki
dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle n’olur! Her hecenin arefesinde
seni duymak istiyorum. Hitabın denizleri taşırıyor kıyılarıma, nereye baksam
sana dokunuyorum.

Sev beni cananın olayım. İçimden aksın bütün ırmaklar. Senin kıyılarını
kucaklayan kocaman bir derya olayım. Rüzgârlar savursun beni, yağmurların
hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen
kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar
ve inişler bitsin ki yürüdüğün yollara toz olayım. Senin hasretinle yanar
her yanım, bütün ufuklardan seni umarım.

Çöldeyim, susuzum. Dudağın bana Leylâ. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana
Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana deryâ. Sancılar içinde
Meryem’im. Bakışın bana İsâ. Yaralar içinde Eyyub’um. Hasretin bana şifâ.
Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musallâ.

Senai Demirci

 

Kalbinin çağır(ıl)dığı yerde misin? Şubat 23, 2009

Kategori: Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 11:27 pm
Tags:

afaf

Basit ama kesin bir fizik kuralıdır: Bir yerde bulunman için diğer yerleri terk etmen gerekir. Bir anda iki yerde bulunmak mümkün değil. Sadece bir yeri tercih etmen gerekir. Bunun bedeli de bulunabileceğin başka bütün yerlerden çekilmektir.

Şimdi buradasın. Gözlerin bu satırlarda… Aklın satırların arasında, arkasında… Değdiğini düşünüyorsun ki, başka halleri terk ettin, başka yerlerden çektin gözlerini. Aklın sadece burada, başka yerde değil. Okuyorsun. An’ın hakkını vermeye çalışıyorsun. An/lamak kaygısındasın. Başka işleri yüzüstü bıraktın.

Kaçılmaz bir kader bu! Yapıp ettiğin tek iş alış-veriş. Aldığın her şey için bir şey/ler vermen gerek. Tercih ettiğin her yer için bir yerleri terk etmen gerek. Verdiğince alıyorsun. Nefesin bile alışta verişte.

Şimdi buradasın. Başka bir zamanda değilsin. Başka hiçbir yere değmiyor ayakların. Gövdenin bütün ağırlığıyla mekânın ortasındasın. Yüzün bu an’a dönük. Kalbin bu yerde atıyor, yeniden yeniye dolup boşalıyor. Gitmeyeceksin bu yerden. Vazgeçmeyeceksin bu hâlden. Yakanı çekip çekiştirseler itiraz edeceksin. Dikkatini dağıtsalar engelleyeceksin.

Terk ettiklerine değdiği için bu yerdesin. Hiçbir şey bedelsiz değil. Bulunamadığın yerlerin güzelliğince pahalı şu anda bulunduğun mekân. Gözlerini bir gündoğumuna kilitlemiş olabilirdin şimdi, ama burada, bu satırlarda dolaşıyorsun. Kaçırdığın gün doğumları kadar eder mi bu kara harflerin tesellisi? Kulaklarında bir çağlayan sesi çoğalıyor olabilirdi ama şimdi beni dinliyorsun. Uzaklarda bıraktığın deniz köpüklerine, kulağını kapattığın kuş cıvıltılarına değer mi bu kuru sözler?

Bedel ödüyorsun. Hem de çok! Terk ettiklerincedir tercih ettiklerinin değeri. Arkada bıraktıkların çoğaldıkça, yanına vardıklarının, önüne aldıklarının bedeli artıyor. Nereye gidiyorsun şimdi? Hangi yolu geride bırakıp hangisine yolcu oluyorsun? Neyi alıp neleri veriyorsun? Neleri arkana attın da, nelerin peşindesin? Tercih ettiklerin terk ettiklerin kadar kıymetli mi? Seçtiklerin geçtiklerinden daha güzel mi?

Yoksa, alışverişte görmüyor musun kendini? Kaçtın mı dükkândan? “Oynamıyorum ben!” mi demelerdesin? Tercihsiz misin? İradeni iptal mi ettin? Hiç seçimsiz mi yaşıyorsun? Öyleyse, kendini sıfırlamayı tercih ettin demektir. Kendini hiç saymaya kalktın demektir. Kendinden geçtin yani. Kendini arkaya attın. Aldığı verdiğinden çok az bir ziyankârsın.

Kaçamazsın işte! Yine seçimdesin. Yine alışveriştesin. Bir şeyleri terk etmeden edemiyorsun. Bir şeyin eksilmesi kaçınılmaz ömrünün cüzdanından. Dünü terk ettin, bugünü tercih ettin. Bugünü harcıyorsun, yarına erişmeyi umuyorsun.

Bir şey almasan da veriyorsun sürekli. Bedeller ödüyorsun. Nefesini tüketiyorsun. Bedenini eskitiyorsun. Ömrünü eksiltiyorsun. Sepetine bir şeyler koymaya yanaşmasan da, varlığından gün düşülüyor sürekli. Kazanmayı/kaybetmeyi dert etmesen de, kaybediyorsun günleri gülleri. “Bana ne!” deme hakkın yok! Hiçbir şey istemesen de, ödüyorsun sürekli. Her an harca(n)maktasın. Işığı kullanıyorsun. Bedenini kullanıyorsun. Göğün altında yer işgal ediyorsun. Sevdiklerinin gönlünde arsa arıyorsun. Gözünü işletiyorsun. Aklını pazara sürüyorsun.

Senin için harcananlara karşılık vermeyeceksen, boşuna yer işgal ediyorsun. Boş yere nefes alıyorsun. İsraf ediyorsun kendini. Saçıp savuruyorsun sana verilenleri. İyice kaybetmeyi tercih ediyorsun. Yitirmeyi seçiyorsun. Anlamsızlığı önceliyorsun. Zararı ziyanı istiyorsun.

Şimdi ne kaldırabilirdi seni yerinden? Hangi şey şimdi ve burada olmandan daha hayatî olurdu senin için? Kim burada şu halde bulunmaktan daha sevimli, daha kârlı, daha tatlı bir hal teklif edebilirdi sana? Arkana bile bakmadan bu odayı, bu bilgisayarı, bu sayfayı, bu koltuğu sana terk ettirecek bir seçenek yok mu sence?

Sen “Allah ve Elçisi’nin çağırdığı yer”den daha güzel bir yer biliyor musun? “Allah ve Elçisi’nin çağırdığı hâl”i arkada bıraktıracak, elinin tersiyle ittirecek, terk ettirecek, unutturacak, göz ardı ettirecek bir hâl var mı acaba? “Orada bulunmaktansa burada bulunmam daha kârlı, daha anlamlı, daha yararlı” diyebileceğin bir yer tarif edebilir misin? Seni senin kadar düşünmeyenlerin çağırdığı yer, sana senin kalbinden de yakın Bir’inin çağırdığı yerden daha kârlı olabilir mi? Senin kalbinin gizli arzularını ve mahrem fısıltılarını hiç duymayan, duysa da önemsemeyen, önemsese de elinden bir şey gelmeyen birilerinin çağırdığı hâl, senin kalbine senden de yakın Bir’inin çağırdığı halden daha sevimli olabilir mi?

Öyleyse, “Ne zaman Allah ve Elçisi [seni] hayat[verecek şeyler]e çağırırsa, hemen git. Bil ki Allah [senin]le kalbi[n] arasına girer.” [Bak. Enfal/24] Yani, seni şimdi bulunduğun yeri terk etmeye çağıran Allah [ve O'nun adına Elçisi] sana senin kalbinden daha yakın ve senin kalbine de senden daha yakındır. Sana senin kalbinden daha yakın Bir’inin çağrısı, seni kalbinden uzaklaştıran bütün çağrıları uzakta bırakmaya değmez mi? Senin kalbine senden daha yakın Bir’inin çağrısı, kalbini unutarak/kırarak/küstürere

k/ağlatarak gittiğin yerlerin hepsini terk etmeye değmez mi?

Hem zaten, başka yerlere gitsen de fark etmez. Eninde sonunda yine O’na kalacakmışsın. İster istemez “O’nun huzurunda toplanacak”mışız. [Enfal/24]

Bütün odaları terk edeceğin, tüm şehirleri arkada bırakacağın, cümle kıyılardan çekileceğin, bakışların hepsinden vazgeçeceğin, hevâ ve heveslerini yüzüstü bırakacağın bir adresin var mı?

Senai Demirci

 

En güzel uyku dünyadan uyanmaktır… Ocak 11, 2009

En güzel uyku, ashab-ı kehfin uykusudur. Öyle ya, uyandıklarında, uyuduklarından daha farklı ve daha güzel bir dünyaya uyandılar. Uyandıklarında, zalimlerin kahrolup öldüğünü gördüler. Uyandıklarında, şikayetçi oldukları küfür ve gafletin dağılıp yok olduğunu fark ettiler. Uyandıklarında, sayıca az da olsalar direnmelerinin ezici çoğunluğun zulmünü önlediğine tanık oldular. Uyandıklarında, cılız da olsa direnerek, varlığın toprağına attıkları gerçek tohumunun çiçek çiçek bahara durduğunu bildiler. Paraları geçersizdi sadece, önemsemediler. Mevki ve makamlarını terk edip, uykunun aczine teslim oldular, zamanın lehlerine işlediğini fark ettiler. Bak ki, sen de her sabah, uyuduğundan farklı ve güzel bir dünyaya açıyorsun gözlerini. Uyandığında, seni kıyama durmaktan alı koyan yorgunluğunun dağılıp gittiğini gördün. Uyandığında, kalbini yaralayan, aklını iğdiş eden dünyalık telaşların bir göz kapağının ardında dur/ul/duğunu fark ettin. Uyandığında, tek bir secdenin bile yeryüzü ve üzerindekilerden daha kıymetli olduğunu bildiğin sabah namazı seccadesinin yanı başında buldun bedenini. Uyandığında, tek bir “Allah” deyişle ebedi saraylar inşa edebileceğin kutlu bir vaktin , seherin, kucağında buldun kendini. Uyandığında, unuttuğun bedenin, göz ardı ettiğin varlığın uyandığında yine yeniden sana verildi. Unutulmuşluğun kuyusunda unuttuğun, unuttuğunu bile unuttuğun, uyanmasan da uyanman gerektiğini bile bilmediğin o gidişten, gözleri de gönlü de açılmış biri olarak döndün. Uyuduğuna değmiş değil mi?

Senai Demirci

 

Ne kadarsan, o ‘kader’sin! Ocak 7, 2009

 b4db89b7e0c5123941484af43c5798dfv1

Kader deyince, sizin aklınıza da, yaşayışımızla ilgisini kaybetmiş, gecemizi gündüzümüzü ciddiye almayan, ne çektiğimizi unutmuş, ilgisiz ve duyarsız, değiştirilemez ve dokunulmaz kalın ve koyu yazılar geliyor mu? Böylesine uzak ve ilgisiz bir kader, haliyle “kötü” oluyor, “zalım felek” diye anılabiliyor.

Üzerimize bir kâbus fotoğrafı gibi iliştiriyoruz kaderi. Bizi biçimden biçime sokuyor, bize format atıyor, bizi oradan oraya sürüklüyor ama biz ona hiç itiraz edemiyoruz, tek satırını değiştiremiyoruz.

Bu yüzden, hep kadere karşı direndiğimizi iddia ediyoruz. Yazgımıza karşı çıkıyoruz kendimizce. “Kırışıklık kaderin olmasın!” diyebiliyoruz meselâ. Sanki -bir şekilde olacaksa- kırışıksız halimizi kaderden kaçırıyormuşuz gibi. Ya da “Düş yakamdan ey kader!” dercesine ilgisizliğe mahkûm edildiğimizi varsayıyoruz. Başına acılar üşüşmüş bir kız çocuğuna bakıp “ah kadersizim!” deyiveriyoruz. Belki de “Ne halin varsa gör!” vurdumduymazlığı ile yazgımızla boğuşmaya terk edildiğimizi düşünüyoruz. Hapse düşmüşsek, “kader mahkûmu” sayıyoruz kendimizi. Madalya alanın kaderle işi yok sanki… Şampiyon olanlar kadere rağmen şampiyon oluyor gibi. “Kaderin hükmü” değil altın madalyalar. Başarıdan başarıya koşan kaderini bozuyor, yazgısının kara kutusunu parçalıyor sanki. Dik duranlar alın yazısını siliyor. Burnunun doğrusuna giden, inatçı, vurdumduymaz, aldırışsız, acımaz, karagözlüklü bir adam gibi hayal ediyoruz kaderi. Tekdüze davranışlar, muhataplarını sıradanlaştırmalar… Detayları önemsememeler. Durup da bakmaz bir çocuğun gözlerinin içine… Paçalarını sıyırıp da ayağını sulara sokmaz kader… Büyük işlerin adamı, ince işlerden habersiz… Ara sıra geri dönüp de el sallamaz ardı sıra bakana… Siyah takım elbiseli. Kopkoyu camlı bir arabasıyla kalabalığı dağıtır gibi.

Kader, yapıp ettiklerimizi de edemediklerimizi de, elimizden gelenleri de gelmeyenleri de, kazandıklarımızı da kaybettiklerimizi de hep birlikte kuşatan, sarıp sarmalayan şeffaf bir örtüdür oysa. Kader de bizimle birlikte nefes alıp veriyor. Göğsümüzün iniş kalkışlarına eşlik ediyor. Kalbimizin kıpırtılarınca kıpırdıyor. Eğiliyor gözlerimizin içine. Parmak uçlarımıza kadar dokunuyor. Elini omzumuza koyuyor usulca. Yokuşlarda bizimle birlikte yoruluyor. Ter döküyor yanı başımızda. Kalabalıkta gelip buluyor bizi. Kuyrukta beklerken yanaşıyor yanımıza. Ayağımız kaydığında o da kanıyor günaha. Parmakları sızlıyor bizimle birlikte. Soğukta kartopu oynuyoruz çocukça. Bizimle acıkıyor, bizimle susuyor. Seviniyor yarım çiğnenmiş çikletimizi yeniden bulduğumuzda.

Yo, yo, öyle uzak değil bize kader. Öyle habersiz geçmiyor yanımızdan. Öyle kaygısız değil dertlerimize. Güneş ne kadar uzak görünür bize. Oysa, göz bebeklerimizin tâ içine sızmaktadır, tenimizin her noktasına dokunmaktadır. Güneş ne kadar kaygısız durur kederlerimize. Oysa, her ışıltısı sevinç bahşeder gönlümüze, göğsümüze. Ne kadar da küçümser gibidir hayatımızı güneş. Oysa, her köşeye, her kıvrıma, her gölgeliğe ve aydınlığa sarılıverir. Sıcacık. “Bu kadar!” dediğimiz her köşede bekler bizi kader. Nefeslerimizi kesen “Buraya kadar!”ların eşiğinde tebessümle bakar bize kader.

Kaderden ayıracağımız/ayıklayabileceğimiz bir şey yok ki… Kaderin bize ilgisiz kaldığı bir an yok ki.. Dediği gibi şairin: “Kader beyaz kağıda sütle yazılmış yazı/Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı.” (Necip Fazıl) Beyaz kâğıt ne kadar canlı ve somutsa elimizde, “sütle yazılan yazı” o kadar taze, o kadar sıcacık. Beyazlarımızın hepsi sütün içine akıyor. Süt, beyazlarımızın hepsini içinde ağırlıyor.

Kırışıksızlık kaderden kaçırılmış bir şey değildir meselâ. Kırışıklığı düzeltecek ilaç bulma becerisi de kaderin içinde. Herkese rağmen sivrilip ayakta durmak da, direnip sağ kalmak da kaderin hükmüne dahil. Şampiyon da mahkûm kadar “kader mahkûmu”. “Kitabın anası benim yanımda” diyor Rabbimiz. “Dilediğimi değiştiririm, dilediğimi sabit bırakırım.” Hakkımızda, kaderimizi bile değiştirebilir sandığımız bir kaderin takdir edilmesi ne kadar sabitse, değiştiremeyeceğimizi sandığımız sabit kaderlerimizin de değiştirilebilirliği o kadar sabit. Sabit olan O’nun dilemesiyle değişebilir; değişebilen O’nun dilemesiyle sabitleşebilir. Ne olursa olsun, hep O’nun dileme sınırları içinde yürüyoruz. Yazgının anası, kaderin aslı O’nun dilemesidir. Olan olmuşsa, O’nun dilediğidir. Olmamışsa, O’nun neyi dilediğini bilemeyiz. Dilemesini bekleriz. Öyleyse, ne unutulduk, ne gözden çıkarıldık ne de bir yazının soğukluğuna mahkûm edildik. Kader hep bizimle akıyor. Bizimle yazılıyor. Bize O’nun dilediği kendi dilediğimizce yazılıyor.

Şu anda yazının tam ortasına b/akıyorsun. Sen ne kadar titriyorsan yazı da o kadar.

 

Fatma: Kalbi kıyamda… Kasım 20, 2008


Yürüyebilseydi, bu kadar yakınıma gelebilir miydi? Tutsaydı ayakları,adım atabilseydi meselâ, gönlümüze bu kadar teklifsiz girebilir miydi?Kasları o amansız kıpırtısızlığa doğru eriyor olmasaydı, kaçıp gider miydi yoksa bizim gibi? Çağrıldığı yerden uzakta mı gecelerdi avuçları?Beklendiği köşelerden ıraklara mı düşerdi sesi, nefesi? Kalkabilseydi tekerlekli sandalyesinden, terk eder miydi tercihe en lâyık yerleri?
Köşesinde oturuyor Fatma. Buruk bir şiir gibi. Epeydir eski kapaklarıarasında mahcup bekleyen sahaf kitabı gibi. Dağ başında bir koyakta unutulmuş bir göze sanki. Dupduru. Zayıf. Ama kaynıyor. Akışıyor.Yolunu ancak garip aşıkların bildiği bir dağ evi gibi. Sadece kuşların bildiği adresinde. Oturuyor. İnsan aklının varlık üzerindeki duruşunu temsil edercesine…

Dini lüzumsuz bilgilere boğan, gereksiz ayrıntılarla bulandıran, kulile Rabbi arasına çetrefilli cinnetler sokan, Kitab’ın duruluğunu tuhaftekniklerle bulandırmaya yeltenen “çok bilmiş”gillerin Fatma’nınümmiliğinden öğrenecekleri çok şey var… Utanmayı unutmamışlarsa, benim gibi yüzlerini yerde saklayacakları kesin. Çok şey bilmenin o metal kabını kırıp kalplerine azıcık nefes aldırabilirlerse, göz yaşlarının gecikmişliğine yanacakları kesin.
İstanbul’u tarif ediyor Fatma… Bin bir zahmetle, sadece bir kerecik geldiği İstanbul’un kalbine ilk görüşte giren o: “Çok sıcaktı. Bir de nem vardı. Sanki terliyordu İstanbul. Tabii ya, içinde Eyyub Sultan yatınca, Fatih’ler yatınca, sen olsan sen de terlersin…”

Tarif edemediğim o ses o sabah çağırınca, Berat (Demirci) hocamınközlenmiş mantarlı kahvaltısını bile gözden çıkarıp köyüne kadarvardık. Annesi karşıladı kapıda. Hiç şaşırmadı. “Biliyordum sürpriz yapacağınızı.” dedi. O köşede, kitapları yanı başında, mealiyle okuduğu Kur’ân’ı başucunda karşıladı bizi Fatma. Nasılsa bilemez de ben dearaya nasihat sokuştururum diye sorduğum sorulara verdiği karşılıklar,benim ve dostlarımın dilini bir anda felç ediverdi. Sustuk ve ağladıksadece. Konuşmaya mecalim olduğunda, Fatiha’dan açtım bahsi: “-‘Din’ ne demek Fatma?” “-‘Borç’ demek hocam.” “-‘Din günü’ peki?” “-Herkesin borçlu olduğu gün… Herkes borç içinde. Her an her şey her şeyden borç istiyor, borç alıyor. Herkes borçla var oluyor. Ödünç yaşıyor.”“-Öyleyse ‘Mâlik’ ne demek söyleyebiliriz artık…” “-Kimseye borcu olmayan. Herkesin borç aldığı. Herkesin varlığını ödünç aldığı… Asıl Sahip.” “-Demek ki, kim kime ne veriyorsa hepsi O’ndan alıp da veriyor.Şu ‘borç günü’nde hepimiz her teşekkürü O’na borçluyuz. Yani…Elhamdülillah…”

Bütün şarkıları yarım bırakıyor Fatma’nın sesinde saklı o yumuşacık bilgelik. Sözlerin hemen hepsi kuru kalıyor içine doğru kanayarak büyüttüğü hikmet deryasının yanında. O da bildiğimiz gençlerden işte.Tek farkı, yürüyememesi. Sadece 22 yaşında. Onlu yaşlarından bu yana giderek gücünü kaybeden kaslarıyla fiziksel olarak hızla yaşlanmanın dramını yaşamış. Önce ayak uçlarına basa basa da olsa yürümeler. Sonra dizlerinde zorlanmalar. Gençleştikçe ihtiyarlama. Çaresiz oturup kalma.Yaşı ilerledikçe aczin arttığı o ihtiyarlık günlerini gencecik yaşında tamamlamak nasıl bir duygu olsa gerek?

Ayrılırken, tembihledim. “Sana gelen herkese her gün sadece bir ayetbir de hadis anlatacaksın.” İtiraz etmedi. Fırsat bulduğumda ben de alıyorum ayet ve hadis haberlerimi Fatma’dan. En son “Bugünkü ayetiniz Kevser Sûresinin hepsi olsun…” dedi. Fizik Tedavi seansınıbekliyordu. Araya tarif edemeyeceğim tatlılıktaki o gülüşünü kattıktan sonra ekledi:“Benim Kevser’im annem! Ya sizinki?” Durdum sadece. Sustum. Göğsüme doğru iniveren soğuk hançeri bir yerinden yakalamaya çalıştım. Nasılgafletti bu? Onca yıl oku oku da, bir kere olsun “Sana Kevser’iverdik…”diyen Rabbinin sözünü üzerine alınma… Neydi sahiden Kevser’imbenim? Neydi?

Fatma’nın ziyaretine birlikte gittiğimiz sevgili dostum Ahmet Bulut, Hilal TV’deki Namazla Diriliş programında yayına bağlayınca en sık gördüğü rüyayı anlattı Fatma. Program konuklarını da seyircileri de gözyaşlarına boğan rüyayı belki ben hiç göremeyeceğim: “Namaz kılarken kıyama kalktığımı görüyorum hep. Uzun uzun kıyamda duruyorum. Namazı kıyamla kılınca kendini önce rükuda, sonra secdeye doğru küçülttükçe küçültüyorsun.. Öyle güzel oluyor ki…(O tatlı gülüşler giriyor araya yine.) Sanki Rabbim beni sevindirmek için rüyamda hep ayağa kaldırıyor…”

Söz verdim. Ben de kıyamlarımı uzun tutacağım… Hem sadece kalıbımı değil kalbimi kıyama kaldıracağım.

Senai Demirci

 

99 Esma 99 Dua Ekim 20, 2008

Kategori: Yürekler Semaya-Yakarış — La Reverie @ 8:39 pm
Tags: , ,

Ya Rabbi! Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler
Sen güzel isimlerini asikar etmezsen ruhum karanlikta kalir
Esmaül Hüsna’na sahit yaz beni

ALLAH(cc)!
Sensin Allah(cc) sanadir kullugum
Sendedir çarem seninledir varligim
Seni arar ruhum seni anar kalbim
Baskasina degil sana muhtacim
Baskasini degil seni çagiririm
Baskasi yaratilmistir sen yaradansin
Baskasi devamsizdir sen daimsin ve daim eyleyensin
Baskalari muhtaçtir sen ihtiyaçsizsin ihtiyaçlari görensin
Baska ilah yok sen Allah(cc)’sin
Sen ki esi benzeri olmayansin
Sen ki bütün eksiksiz sifatlarin sahibisin
Cemaline çevir yüzümü baskasina ragbet ettirme kalbimi

Ya Rahman!
Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olur
Rahmetinden bir parilti sonsuz mutlulugumdur
Rahmetinin bir damlasi herkesin rizkina kefil olur
Su çorak gönlüme merhametini indir
Su fani ömrümü sonsuzluga eristir.

Ya Rahim!
Öylesine rahimsin ki kulagini sözüme muhatap eylersin
Aklima vahyinle tenezzül edersin
Öylesine Rahimsin ki istendiginde zaten verirsin
Istenmediginde de lütfedersin
Öylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsin
Hak etmeyene bile çok bahsedersin
Öyle Rahimsin ki dünyayi bu kadar güzel eylersin
Ahireti ondan daha güzel eylersin
Ya Rabbi! Korkudan emin eyle beni
Yüzünden azad eyle kalbimi
Atesten uzak eyle beni
Hicrana düsürme kalbimi

Ya Vehhab!
Yokluga sirf yok oldugu için varlik bahsedersin
Nankörlerin bile rizkini kesmez inkar edenlere bile nefes verirsin
Varligin senin lütfundur senin ihsanindir
Aciz varligima lütfunu ihsanini daim eyle

Ya Rezzak!
Hazinende yok yoktur ol dersin her sey olur
Yarattigin her canlinin rizki senin katinda saklidir
Vahyin mümin kalplerin selin akillarin rizkidir
Ya Rabbi! Sana muhtaç olmak en büyük zenginligimdir
Senin fakirin eyle beni
Senin verdiginle doymak en büyük lezzetimdir
Sofranda agirla benine

Ya Melik!
Kimsenin kimseye fayda vermedigi gün hüküm senin
Gökler yarilirken sahibim sensin
Yildizlar dagilirken sahibim sensin
Varligim bana ait degil varim yogum senin
Elimde olanlar benim degil sahiplendiklerim de senin
Yokluga düsürme beni an senin
Darlik verme kalbime mekan senin

Ya Kuddüs!
Sensin kuddüs kutsiyet sendendir bundan öte laf olmaz
Sen dilemezsen hiçbir sey pak sayilmaz
Gönlüm sana yönelmedikçe saf olmaz
Kanimi her nefeste temizledigin gibi nefsimi arindir pak eyle
Temizlenenlere muhabbet edersin gönlümü muhabbetinle temizle

Ya Selam!
Sensin selam sendendir selam
Emrini dinler ates ki Ibrahim(as) için serin ve selametli olur
Ibrahim(as) gibi dostluguna kabul eyle beni
Ibrahim(as) gibi atesi gül eyle tenime
Gül gibi atesten çiçekler açtir ruhumda
Selamini sebnem gibi dokundur kalbime

Ya Mümin!
Sen hidayetini göndermezsen kalpler nasil mutmain olur
Sen kalplere itminan vermezsen kim inandigindan emin olur
Sen inandirmazsan kim mümin kalir
Revamin tuzagina düsürme beni nefsimin diline birakma beni
Öyle mümin eyle ki beni pismanliklarim beni sana döndürsün

Ya Müheymin!
Sensin gariplerin siginagi
Sensin kimsesizlerin dayanagi
Sensin hakki himaye eden
Sensin aklimi aldanislardan kollayan
Sensin ayagimi tuzaklardan kurtaran
Sen ki zayiflari kuvvetlilerin serrinden himaye edersin
Mazlumlarin hakkini zalimlerden almayi vaat edersin
Sen ki benim en küçük, en önemsiz,
En gizli arzularimi da bilir bana merhamet edersin
Nefsimin aldatmalarina kanmaktan koru beni
Asagilarin asagisina yuvarlanmaktan koru beni

Ya Aziz!
Izzet senindir sendendir izzet
Sen dilersen kimse zillete düsmez
Sen vermezsen kimsede izzet kalmaz
Kalbim yalniz sana kanar
Yakindiginla aziz eyle kalbimi
Ruhum yalniz seni arar
Huzurunla aziz eyle ruhumu
Halim yalniz sana asikar
Baskalarinin yaninda rezil etme beni

Ya Cebbar!
Sen ki magrurlari gururlarina esir eylersin
Sen ki kibirlenenlerin boynuna kibirlerini tasma eylersin
Sen ki zor kullanip zulmedenleri vicdanlarinin pençesine
hapsedersin
Bir sinegi vasita eyle de Nemrutlardan kurtar beni
Bir asayi vesile eyle de firavunlara galip getir beni
Ebabilleri gönderde Ebrehlerin fillerinden koru kalbimi
Nefsimin beni isyana zorlamasina izin verme
Aklimin beni saptirmasina geçit verme
Hep itaat üzre sabit kil beni

Ya Mütekebbir!
Ben acizim sen Kadir’sin
Ben fakirim sen Rahim’sin
Ben ölüyüm sen Hayy’sin
Ben çaresizim sen Ehad’sin
Ben muhtacim sen Samed’sin
Ben sagirim isiten sensin
Ben körüm gören sensin
Ben dilsizim konusan sensin
Ben yaratiliyorum yaradan sensin
Ben yokum var eden sensin
Ben hiçim ama emellerim büyüktür
Ben yoksulum ama isteklerim çoktur
Ben isterim çünkü sen büyüksün
Sahit yaz büyüklügüne bu küçük kalbimi

Ya Halik!
Sen ol deyince her sey oluverir
Ol de olayim yarattiklarinin arasinda kalayim
Halk ettigin gibi ahlaklanayim
Sen yarattin diye güzel olayim
Hep en güzel kivamda kalayim

Ya Musavvir!
Yokluga varlik suretini giydiren sensin
Hiçlige varlik boyasini çalan sen
Güzeli güzel kilan ancak senin tasvirindir
Sen ki yüzümü benim için biricik sevdiklerim için tanidik
eylersin
Katinda makbul olan güzellikle tasvir eyle suretimi

Ya Gaffar!
Gizli düsmanliklarimi bilen sensin
Gözyaslarima deger veren sensin
Bilirim rahmet denizini bulandiramaz cümle günahlar
Rahmetinle arindir bagisla beni

Ya Fettah!
Damla kadar da olsa sevabim lütfeylede cennetini aç bana
Saskinda olsa aklim kerem eyle de sana gelen yollari aç bana

Ya Alim!
Senin için bilmenin basi yoktur
Ben ancak sonradan bilirim
Senin bilmedigin bir an yoktur
Ben ancak bazen bilirim
Sen açik edip söyledigimi de bilirsin
Sen susup kendime sakladigimi da bilirsin
Unutup kendimden sakladigimi da bilirsin
Kendi kuyularima aklimin iplerini salarim
Kendime aklim ermez sen beni benden çok bilensin
Kalbimin kuytularinda el yordamiyla dolasirim
Kendime kendim yetmez sen bana benden çok sirdassin
Bildigimi bilenlerden eyle beni bilmedigimi bilenlerden eyle beni
Sana malum olan ayip ve kusurlarimla utandirma beni

Ya Kabid! Ya Basit!
Dara düsürüsün genislik verdiginde sükretmeyeni
Genisletirsin dara düstügünde de sükredeni taktir senindir
Ya Rabbi! Sen ki imkansizi mümkün kilarsin
Darda koyma beni dara düstügümde de sükredenlerden eyle beni
Sen ki asillari yaninda tutarsin gölgede birakma beni

Ya Hafid!
Öyle Hafid’sin ki yokluga yuvarlarsin varligiyla gurura
düseni
Öyle Hafid’sin ki zillete düsürüsün kendisini yücelteni
Gururdan azad eyle nefsimi zillete düsürme kalbimi

Ya Rafi!
Secdelerimle sultan eyle beni
Kullugumla sereflendir beni
Katinda rütbelendir beni
Iyiler arasinda an beni
Yükseklere al beni

Ya Muizz!
Izzetim varsa ancak senin verdigin kadardir
Yalniz sana itaat etmenin izzetini ver bana
Izzetine ayine et fakiri

Ya Müzill!
Sana boyun egisim en tatli sevincimdir
Senin kapina gelmeyen sonsuz çaresizlikler içindedir
Sana muhtaç olusum en büyük serefimdir
Cevapsiz birakma beni

Ya Semi!
Yare açik yare yare açmaya yare ne hacet
Feryadim duyulur asikare dile dökmeye ne hacet
Güllerim döndü hare hare küsmeye ne hacet
Dil avare dudak bi çare parelenmeye ne hacet

Ya Basir!
Körüm körlügüme bile
Körüm gördügüme bile
Körüm gösterdiklerine bile
Vaat ettigin cennetine bile körüm
Senin görmenle görür cümle gözler
Aç gözlerimi

Ya Hakem!
Sen ki varlik agacini yoklugun karanlik köklerinden çikarip
vücuda getirensin
Sen ki kalbimi bir nutfe gibi rahmetini rahminde besleyip büyütensin
Kalbime degen sizilari ince ince söz eyle
Yüzüme degen gözyasimi damla damla rahmet eyle
Dudagima degen heceleri deste deste dua eyle

Ya Adl!
Sensin zulme ugrayanlarin dayanagi
Sensin mahzun kalplerin siginagi
Senin adaletindir sigindigim senin nizamindir güvendigim
Nefsime zulmetmekten koru beni
Adaletine razi eyle nefsimi
Egrilmekten koru kalbimi
Rizana göre ölçülendir beni
Mizaninda güzel eyle akibetimi
Kolay eyle sorgu sualimi
Hesap verme inceligiyle yasat beni
Zulmetmekten uzak eyle beni
Zulme ugramaktan koru beni

Ya Latif!
Senin hükümlerin her seyin her haline inceden inceye nüfuz eder
Hükmüne razi olmayi lütfet bana
Lütfunu hakkimda hükmün eyle
Hükmünü hakkimda latif eyle

Ya Sükür!
Sen ki bana iman verdin dalalette birakmadin
Bense sana sükrümde hep eksik yetersiz kaldim
Sükrünün lezzetini her dem tattir kalbime dilime
Sükredebilmek bile senden gelen bir nimettir
Bu nimetin suuruna erdir fakiri

Ya Aliyy!
En güzel sifatlar bile seni nitelemeye yetmez
Senin lütfunun sulesidir bütün güzel sifatlar
En mükemmel vasiflar bile seni vasfetmeye yetmez
Senin cemalinin gölgesidir bütün mükemmel vasiflar
Sen her türlü tasavvurun ötesindesin
Sen her türlü hayalin üzerindesin
Sifatlarina hayaller erisemez yüceligine akil sir ermez
Senin lütfunla ulviyet kazanir alemler
Senin tenezzülünle mertebeler kazanir insan, cin ve melekler
Aczime yüce kudretinle medet eyle
Fakrima ulvi yakinliginla imdat eyle
Sen ki içimin içinde olup bitenleri bilirsin yakindigina al beni
Sen ki yüceler yücesisin senden baskasina boyun egdirme beni

Ya Kebir!
Cümle efkar dar kalir senin kibriyani anlamaya
Cümle sözler sig kalir senin büyüklügünü anlatmaya
Bir seni büyük bilenlerden eyle beni
Büyüklügünü bilmekle genislet fikrimi
Kibriyani anlayacak akilla donat beni
Celalini görmekle genislet kalbimi

Ya Hafiz!
Hifzinin hazinesinde alem bir noktadan ibarettir
Hifzinin ayinesinde ay ve günes sönük bir pariltidan ibarettir
Bahar kisa döner birgün gün aksama çikar
Sabahlar sendendir koru beni sabaha eristir
Yildizlar söner birgün daglar yerinden oynar
Gökler senindir koru beni kapina yetistir
Göklerde ölür birgün yer yerinden oynar
Her yer senindir koru beni menzile eristir
Kuslar dagilir birgün denizler kaynar ufuklar senindir
Koru beni ötelere eristir
Ismim unutulur birgün sesim boslukta çinlar
Yakinliklar sendendir
Koru beni yakinligina eristir
Defterim açilir birgün günahlarim çok tutar
Taktir senindir koru beni affini yetistir
Sözüm biter birgün sessizlik uzar kelam senindir
Koru beni müjdeni yetistir

Ya Mukit!
Sen ki herkesin her ihtiyacini her an görüp gözetirsin
Sana ayandir her türlü niyet ve hareketim
Sen ki sonsuzluk istedigini kalbime ilham edersin
Sana malumdur bütün dualarim ve isteklerim
Sen ki zayif ve acizleri yetim ve yoksullari kollayip gözetirsin
Senin asinadir acizligim ve yetimligim
Sen ki öncelikle yoksullara keremde bulunmayi seversin
Sana asikardir sevapça yoksullugum ve eksikligim
Niyetlerimi güzellestir ihlasa eristir beni
Ömrümü ebede bitistir cennetine yerlestir beni
Yoksullugumu rahmetine ayine eyle baskasina el açtirma
Günahlarimi gufranina bahane eyle yüzümü kara çikarma

Ya Hasib!
Emellerim hesaba gelmez arzularim sayiya dökülmez
Defterimden yanlislarimi çikar ki hesabim kolay olsun
Ihtiyaçlarimin en küçügüne hayallerimin hiçbirine elim
yetismez
Kalbimin sizilarini topla ki hesaba gelir bir duam olsun

Ya Kerim!
Ya Rabbi! Kereminle güzel eyle her halimi
Kereminle sevindir kalbimi
Sen ki en çok acizlere zayiflara ikram eylersin
Sen ki hiç sebepsiz hiç hesapsiz kerem eylersin
Sen ki bir avuç tohumda bir bahçenin agacini saklarsin
Cennetine al hiç bitmeyen ikramina eristir beni
Kerem et bu acize az sevabini çok eyle

Ya Rakib!
Ömrümün her aninda seni anmak dilerim
Lakin halim el vermez unuturum
Kalbime zikrini yerlestir uyandir beni
Ölüm animi sen anarak yasamak isterim
Lakin mecalim yetmez susarim
Dualarimi katina eristir yandir beni
Hesap günü seni razi etmeyi arzu ederim
Lakin sevabim yetmez korkarim
Yaptiklarimi hayra eristir iyilerle andir beni

Ya Mücib!
Arza hacet yok halim sana ayandir
Söze gerek yok sessizligim sana beyandir

Ya Vasi!
Varlik sensiz darlanir

Ya Vedud!
Sen sevdigin ve sevdirdigin için bakar yüzler yüzlere
Sen sevdigin ve sevdirdigin için günes dogar günlere
Sen sevdigin ve sevdirdigin için baharin gelir her yere
Sen sevdigin ve sevdirdigin için kelamin deger dillere

Ya Mecid!
Yakinligin ulviyetine engel degil ki
Bana akla hayale gelmez güzellikler bahsedersin
Ulviyetin yakinligina engel degil ki
Bana benden de yakin oldugunu her daim söylersin

Ya Bais!
Zerrelerimi topla bir bir dagildiklarinda
Hayat ver yeniden onlara ulastir en sevdiklerimin yanina

Ya Sehid!
Seni görür gibi yasamak en güzel haldir
Senin gören oldugunu görmek en güzel tecellidir

Ya Hakk!
Ancak sana yönelmek kuluna haktir
Kiblenden saptirma beni
Ancak sana edilen dualar kuluna haktir
Mahrum birakma beni
Ancak senden dilemek kuluna haktir
Sahipsiz birakma beni
Ancak sana dayanmak kuluna haktir
Çaresiz birakma beni
Ancak sana varan yollar kuluna haktir
Yoldan çikartma beni
Her seyden çok seni sevmek kuluna haktir
Yetim birakma beni
Bela hakkindaki hükmüne haktir
Ya Rabbi hak ettigimle degil lütfunla agirla beni

Ya Vekil!
Aczimi sana sefaatçi ederim
Kudretini dayanagim eylerim
Fakrimi sana elçi ederim
Rahmetini siginagim eylerim

Ya Kaviyy!
Aczimi bilip dergahina geldim
Iyyakanagbudü ve iyyakenestain
Fakrimi bilip senden istedim
Iyyakanagbudü ve iyyakenestain
Havl senindir kuvvet senin
Kavi olan ancak sensin

Ya Metin!
Demir emrinle parçalanirken nefsimin elinde birakma beni
Daglar sana boyun egmisken seytanin aldatmacalarina kandirma
beni
Denizler izninle yarilirken sebeplerin arasinda oyalama beni
Dilim sana içtenlikle yakarirken sözlerimden fazlasiyla anla beni

Ya Veliyy!
Sana tevekkül ettim vekilim sensin
Sana iman ettim sahibim sensin
Sana sigindim sirdasim sensin
Sana güvendim veliyyim sensin
Sana baglandim dostum sensin
Sana tutunuyorum bütün varligimla
Kimsenin yere yikmasina izin verme beni

Ya Hamid!
Hamid sensin hamd sanadir
Diller senin hamdinle tatlanir
Her nefes sana minnetle verilir ve alinir
Sana sonsuz övgümü biricik övüncüm eyle
Minnet altinda ezdirme kalbimi

Ya Muhsi!
Hadsiz acz ve zaaf içindeyim
Düsmanlarim pek yaman incitenim sayisizdir
Sana sükrüm yetersiz arzularim hesapsizdir
Fitratimin diliyle yalvariyorum dualar ediyorum
Isteyenlerin ve istenenlerin sayisini bilen ancak sensin
Kalbime yoldas eyle merhametini

Ya Mübdi!
Sen ki her seyi misilsiz ilkin yaratansin
Yaradisini her an yenileyen ve yeniden yaratacak olansin
Sevabimin yoklugunu rahmetine vesile kil
Elemimin çoklugunu lütfuna sebep kil
Günahimin bollugunu affina bahane kil

Ya Muid!
Ten kafesinden çikinca sana varir ruhlar
Sende son bulur sonlar

Ya Muhyi!
Çürüyüp toz olmus kemiklerin hatirini yalniz sen sorarsin
Ölmüslere ve unutulmuslara yalniz sen hayat bagislarsin
Ölümümü ebedi dirilisime baslangiç eyle

Ya Mumit!
Ölüm uzak degil bedenden bilirim ki ölümde senden
Faniyim fani olani istemem
Acizim aciz olani istemem
Ruhumu rahmana teslim eyledim ben
Ölümüm son degil baslangiçtir bilirim
Sonsuzluga baslangicimi iman üzre eyle Ya Rabbi

Ya Hayy!
Her diri senden alir dirligini
Diriligimi diriligine ayine eyle
Ölüm bile senin ihya etmenle diridir
Ölümümü ebedi hayata bahane eyle

Ya Kayyum!
Yokluga düsürme kalbimi yaninda tut sevdiklerimi
Unutuslara gömme yüzümü nazarinda tut güzelligimi

Ya Vacid!
Varligini anlatmaya var sözü yetmez
Varlar seninle vardir
Varligini anlamaya varligim yetmez
Varlik sana sükrandir
Varliginin öncesi yok senin önceler seninle vardir
Varligina son yok senin sonralar seninle vardir
Varligina bahane yok senin an seninle vardir
Beni bensiz birak beni sensiz birakma

Ya Macid!
Izzet sahiplerinin olanca izzeti sana aittir
Övülenlerin bütün güzellikleri sana aittir
Iyilerin bütün iyilikleri sana aittir
Sevap sahiplerinin bütün sevaplari sana aittir
Vereceklerine karsilik degildir olamaz ibadetim
Ancak verdiklerin içindir cennetine al beni

Ya Vahid!
Kalbim her seye baglanir ayriligin ardindan aglamaklidir
Sen ki birsin baskalarina kosturup yorma beni
Ruhum her gelene sevdalidir
Gidenlerin gidisiyle yaralanir
Sen ki birsin çoklukta birakip aglatma beni
Kaygilarim bin türlü korkularim daglar kadar
Sen ki birsin yokluga düsürüp unutma beni
Sözüm kimseye geçmez kuvvetim kil kadar
Sen ki birsin boynu bükük çaresiz birakma beni
Bir seni bir bilirim iste kapina geldim baskalarina birakma beni

Ya Kahhar!
Sen öyle Kahhar’sin ki kahrinda lütfun çok kahrinda acelen yok
Sen öyle Kahhar’sin ki kahrinda adalet var kahrina sinir yok
Düsmanimiz çok aczimiz nihayetsizdir
Kahrinla helak eyle zalimleri

Ya Samed!
Dogurmadin dogrulmadin dengin yok benzerin de hasa
Herkes sana muhtaç her sey sana muhtaç
Sen muhtaç degilsin hiç kimseye ve hiçbir seye asla
Ben sahip olduguma da muhtacim sahip olmaya da
Sen her seyin sahibisin ama sahip olmaya bile muhtaç degilsin
Sana muhtaçligim en büyük zenginligimdir
Senden baskasina muhtaç eyleme beni
Senin dergahinda fakrim en güzel vesilemdir
Senden baskasina el açtirma beni

Ya Kadir!
Öyle kadirsin ki kudretin olmasa
Var diye bir sey olmaz yok zaten anilmaz
Sen ki varsin yokluktan korkmam
Sen ki kadirsin aczimden utanmam
Sen ki rahimsin fakrimdan sikilmam
Aczime kudretinle medet eyle
Fakrima rahmetinle imdat eyle

Ya Muktedir!
Senin kudretine sinir çizilmez
Çünkü kudretine aczin zerresi deymez
Senin kudretine göre zor yada kolay olmaz
Senin kudretine göre her seyde bir seyde fark etmez
Sen ki her seyi bir sey gibi kolayca yaratirsin
Toprakta birakma beni
Sen ki bir seyi her sey gibi özenle yaratirsin
Unutusta birakma beni

Ya Mukaddim!
Sen her seyi varligindan önce taktir edersin
Sen her isin basini ortasini ve sonunu bilirsin
Ben sevdiklerimi sen var ettikten sonra sevdim
Sen ise sevdiklerini benden önce sevdin ve sevdigin için var ettin
Ben kendimi sen var ettikten sonra bildim
Sen ise beni var olmamdan önce bilirdin
Ugradigim her yerde zaten sen vardin
Tanidigim her yeni alemi basindan beri tanirdin
Kalbimin ilk atisindan önce bana yar idin
Ben kendimi sevmeye geç kaldim
Mukaddim sensin diledigini diledigine üstün kilarsin
Sensin mukaddim diledigini öne alir diledigini sona birakirsin
Önce yaptiklarimi sonra yapacaklarimi bagisla
Baska ilah yok ancak sensin Allah(cc)

Ya Muahhir!
Zaman senindir
Diledigin isi öncelersin diledigini ertelersin
Izzet senindir
Diledigini yanina alir diledigini uzak eylersin
Irade senindir
Istediklerimi simdide verir sonraya da birakirsin
Hüküm senindir
Dilersen baskalarini bana tercih eder
Dilersen beni baskalarina tercih edersin
Hayat senindir
Dilersen ecelimi acilen verirsin dilersen tehir edersin
Takdir senindir
Dilersen cezami hemen verir
Dilersen tövbe edeyim diye geciktirirsin
Beni baskasina tercih et baskasini bana tercih etme
Beni benden al beni senden uzak etme
Rahmetini öncele gazabini ertele
Pisman olmama izin ver ecelimi tehir eyle

Ya Evvel!
Senin varligin evvelden evvel
Senindir sirrini kavrayamadigim ezel
Sen öncelerden de öncesin
Senindir zaman sen öncesizsin
Her seyin asli senin katindadir
Her isin basi senin yanindadir
Yokken bana sahip çikan sensin
Benden önce beni anan sensin
Önceleri yoktum sen var eyledin
Sonralari unutulucam sen an beni

Ya Ahir!
Sensin sonralarin sonrasi nihayetin yok senin
Her seyin sonu senin yaninda
Her isin sonucu senin lütfunla
Seninle sona erer hasretlerim
Sende son bulur beklemelerim
Seninle güzellesir sonum sende gerçek olur umutlarim
Seninle sonsuzlasir an senin müjdenle genisler zaman
Seninle gelir yarinlar seninle var olur sonralar
Senin lütfunla varlik evine konuk oldum
Bugün var yarin yokum
Sonumu sonsuzluk eyle akibetimi hayr eyle kabrimi gülizar eyle
Ecel geldiginde müjdeni söyle

Ya Zahir!
Her seyin yüzünde kudret ve rahmetiyle görünen sensin
Her sey kendini gösterdiginden çok seni gösterir
Sen zahir olmasan isik kör kalir
Seni görür gibi yasamakla güzellestir halimi
Senden baskasi sahit olmaya deymiyor
Zuhuruna sahit olanlardan eyle beni
Seni anlatan kelimeler hiç bitmiyor
Ayetlerine sahit yaz beni
Gözlerim seni görmeye yetmiyor
Kalbimde görünür eyle kendini

Ya Batin!
Sen herkese gizli kalirsin
Hiçbir sey sana gizli kalamaz
Dipsiz kuyular derin kurutulmusluklar
Uçsuz bucaksiz ufuklar
Isigin erisemedigi derinlikler sana ayandir
Kalbimin sizilari ruhumun arzulari aklimin sirlari sana
asikardir
Sen ki hiçbir tasavvurun erisemeyecegi gizliliktesin
Aklimi hikmetinin inceliklerine asina eyle
Sirlarini arayisimi en tatli heyecanim eyle
Sen ki irade ve hikmetinle her seyin iç yüzünde saklisin
Nefsimi iradene ram eyle
Sen ki her seyin içine ve aslina hükmedersin
Kalbimi en güzel hallerle hallendir
Varlik senin izzet ve azametine perdedir
Sirlarini aç perdeleri indir

Ya Vali!
Nefsimle beni sinayan sensin
Ömrümü eksiltende artiranda sensin
Ömür senin diledigindir
Malimi azaltanda çogaltanda sensin
Elimdekiler senin verdigindir
Sen dilemedikçe ben dileyemem
Diledigim sensin diledigim senin diledigindir
Sen ki kainata zerre zerre hükmedersin
Kalbimi kalp eyle dininde sabit kil
Sen ki her an her ihtiyaca kafi gelirsin
Fakrima medet eyle katinda sefaatçi kil

Ya Müteali!
Sen bütün yüceliklerden yücesin
Yüceler yücesi sensin
Sensin ulviler ulvisi sensin perdelerin gizledigi
Sensin görünenlerin gösterdigi
Sensin kainat kitabinin heceledigi
Iyiliklerin sahibi sensin her dilin yücelttigi sensin
Ufuklarin sahibi sensin
Sen Mütealsin
Her seyden ala, her kusurdan müberra, her noktadan paksin
Sonsuz kusurlu bu fakir
Her kusurum senin kemalini anlamam içindir
Kusurumu kemaline erisme vesilesi kil
Sen Mütealsin
Her seyin üzerinde her yüceligin ötesinde
Her eksiklikten münezzehsin
Sonsuz fakr içinde bu fakir
Fakrim senin rahmetini tatmam içindir
Fakrimi rahmetine yetisme vesilesi kil
Müteal sensin sonsuz acz içinde bu fakir
Aczim senin kudretine dayanmam içindir
Aczimi kudretine siginma vesilesi eyle
Müteal sensin, Ilah sensin, Rab sensin
Kullugumu rizani kazanma vesilesi eyle

Ya Berr!
Yoktum yoklugumun farkinda degildim
Iyilik ettin var eyledin beni
Anilmiyordum anilmaya deger degildim
Iyilik ettin insan eyledin beni
Bilmiyordum bilmedigimi bilmiyordum
Iyilik ettin kendini bilir eyledin beni
Inanmiyordum senin farkinda degildim
Iyilik ettin inanlardan eyledin beni
Kimsesizdim kendime dost ariyordum
Iyilik ettin dostun eyledin beni
Yetimdim sahibimi ariyordum
Iyilik ettin rahmetine çagirdin beni
Hataliyim pismanlik duyuyorum
Iyilik ettin kapina çagirdin beni
Yüzüm yok kimseye yaranamiyorum
Iyilik ettin dergahina aldin beni
Günahim çok senden utaniyorum
Iyilik ettin gufranina bogdun beni
Senden iyilik istemeye ne hacet
Istememi isteyisin zaten iyiligin degil mi
Senden istemeye ne hacet
Vermek istemeseydin istemeyi vermezdin ki
Ben sustum Ya Rab sen söyle iyiligimi

Ya Tevvab!
Iste kapina geldim
Edemedigim bütün tövbeler için sana tövbe ediyorum
Iste dergahina vardim
Dileyemedigim bütün özürler için senden özür diliyorum
Sana dönüyorum çünkü gidecek baska kapi bilmiyorum
Beni nasil kabul etmezsin ki kapina
Çünkü söyle dedigini biliyorum
“Allah(cc)’in kabulünü vaat ettigi tövbe
O kimselerin tövbesidir ki cahillikle bir suç islerler
ve çabuk tövbe ederler”
Bunlari söylemekle cahillik ettimse tövbe Ya Rab
Iste çarçabuk tövbe ettim
Sen tövbe edenleri seversin bilirim

Ya Müntekim!
Sen ki isyana ve inkara pek siddetli karsilik verirsin
Intikamin haktir senin
Sen ki mazlumlarin ahini isitir ezilenlerin halini görürsün
Cehennemin haktir senin
Sen ki diledigine rahmet eyler diledigine azab edersin
Adaletin haktir senin
Nefsimi isyandan uzak tut
Nefsimin eline birakma beni
Kalbimi nisyandan uzak tut
En güzel hale kalp eyle kalbimi
Zalimden ve zulümden uzak tut
Adaletine razi eyle beni
Rahmetini ver gazabindan uzak tut
Lütfuna muhatap eyle beni

Ya Afüvv!
Sen affedicisin sen affetmeyi seversin
Sen severek affedersin
Senin merhametli nazarin nice günahlari silip süpürür
Senin affinin gölgesinde bütün günah defterleri yanip kül olur
Sen affetmeyi öyle çok seversin ki
Günahimi dilersen affedecegini biliyorum diye de affedersin beni
Sen öyle nezaketle affedersin ki
Kendi hafizamdan da silersin günahlarimi mahcup etmezsin beni
Hataliyim itiraf ediyorum kusurluyum kabul ediyorum
Isyanim çoktur biliyorum çok unuttum utaniyorum
Unuttugumu da unuttum simdi hatirliyorum
Aldandim affini umuyorum

Ya Rauf!
Yoklugumda bile hatirimi sorup var eyleyensin
Sen ki bütün sefkatlilerden sefkatlisin
Cemalinle iltifat et bana refetinle muamele et bana

Ya Malikü’lmülk!
Mülk senindir mülkünde diledigini eylersin
Senindir mülk diledigini mülküne dahil edersin
Bedeni senin mülkündendir
Hücre hücre tek sahibim sensin
Kalbim senin elindedir
Isyanda da itaatte de tek sahibim sensin
Sözüm senin verdiklerindendir
Sustugumda da konustugumda da tek sahibim sensin
Ruhum senin emrindir
Hayatimda a ölümünde de tek sahibim sensin
Yoklugumda da varligimda tek sahibim sensin
Mülkünün haricinde bir yer yok ki çikayim
Baska kapi yok ki çalayim yanina al beni

Ya Zü’l-celal Ve’l-ikram!
Keremin öyle bol ki senin
Bir çiçegin güzelliginde baharin ihtisamini gizlersin
Keremini celalinle gösterirsin
Lütfun öyle çok ki senin
Bir damla suya bin hayat bahsedersin
Lütfunu ihtisamla açik edersin
Görünmen öyle açik ki senin
Zuhurunun siddetinden gözlerden gizlenirsin
Cemalini kereminle gösterirsin
Sen ki en sevgilini(asv) bana elçi eylersin
En sevgilini(asv) en sevgili eyle bana
Karanliklarimi dagit nur eyle beni

Ya Muksit!
Hak senin yanindadir
Haklilarin hakki senin katindadir
Her muhtaca payini veren senin adaletindir
Payima düsene razi eyle beni
Fazlindan fazla fazla ver bana

Ya Cami!
Sen ki Ibrahim’in(as) kuslarini dag baslarindan geri
toplayansin
Az olan sevaplarimi da topla hesap günü geldiginde
Iyilikten yana ne varsa senin katindadir
Yetersiz olan iyiliklerimi topla hesap günü geldiginde
Yoklugu varligin alnina sebnem eyleyen sensin
Kerem et beni ve kardeslerimi de cem eyle iyiler meclisinde

Ya Ganiyy!
Öyle Ganiyysin ki lütfunu hak etmek gerekmez
Ihsanina layik olmak gerekmez
Elim istediklerime yetismiyor kalbimin emelleri hiç bitmiyor
Hayallerime kainat dar geliyor dilime sadece dua degiyor
Istesem ancak senden isterim
Iyyakenestain iyyakenastain

Ya Mugni!
Bütün zenginlikler senin ikramindir
Elimizde olanlar degil sadece elimizde senin ihsanindir
Sahip olduklarimiz degil sadece varligimiz da senin ikramindir
Her zenginin zenginligi senden baskalarina el açtirma beni
Yalniz sana karsi fakir olanlardan eyle beni
Fakirlik korkusundan azad eyle nefsimi
Neyim varsa senin verdigini bilenlerden eyle beni
Kainata dilenci eyleme kalbimi
Senin nazli bir misafirin olarak agirla iki dünyada beni

Ya Mani!
Sen mani olursan kimse manileri kaldirasi degil
Sen engelleri kaldirirsan hiçbir sey engel olasi degil
Ben bana gerekeni bilmem Hakim sensin
Men eyle bana verme neler engelse sana gelmeme

Ya Darr!
Zarar da fayda da senin iznindedir
Zarara izin vermende bir hikmetledir
Sen hakkimda zarar murad etmezsin
Iyilik senden kötülük nefsimdendir
Iyilige mecalim yok sen iyilestir beni
Zarar da görünse faydadir taktir ettigin
Kendime faydam yok zarardan kurtar beni

Ya Nafi!
Yokken var edisin bana öyle bir fayda ki
Kömürü elmasa çeviren simya gibi
Vicdanima sakladigin sir öyle bir cevher ki
Adem’in(as) pismanligini açik eden dua gibi
Kalbime koydugun muhabbet öyle degerli ki
Ibrahim’e(as) atesi serin eyleyen sir gibi
Bana bahsettigin hayat öyle bir Kevser ki
Isa’nin(as) ölüleri dirilten dokunusu gibi
Tenime verdigin afiyet öyle bir merhem ki
Eyyub’un(as) yaralarini iyilestiren deva gibi
Gözlerime degen nazarin öyle bir isik ki
Yunus’u(as) üç karanliktan çikaran nur gibi
Yüzüme tebessümü koyan yaradisin öyle güzel ki
Yusuf’u(as) yüzüne tutulan ahime gibi
Bana vaat ettigin cennet öyle bir müjde ki
Muhammed’in( asv) canlar oksayan tebessümü gibi
Her hayr senin elindendir katinda hayra eristir beni
Her menfaat senin taktirindedir rahmetinden menfaatlendir beni
Her fayda senin izninle gelir lütfundan faydalandir beni
Sensiz benden bana çare yok bana iyiligin gerek
Sensiz kimseden kimseye fayda yok bana kalbi selim gerek

Ya Nur!
Sen ki varlik aleminin nurusun
Sendendir çehrelerden parlayan nur
Sendendir göze bakis veren sir
Sendendir gönle nese veren sürur
Seninle nurlanir kalbim seninle aydinlanir aklim
Nurunu yagdir bana

Ya Hadi!
Sensin kalplerimize Hak yolunu gösteren
Sensin vicdanimiza Hakki asina eyleyen
Inayetini kar eyle bana hidayetini yar eyle bana
Yolunu yol eyle bana lütfunu bol eyle bana

Ya Bedi!
Hiçligi varlikla taçlandiran sensin
Varligi yokluktan çikarip süsleyensin
Sen ki her seyi essiz bir güzellikte yaratirsin
Essiz yakinligina al beni
Sen ki her isi özenle ve incelikle tamamlarsin
Inceden inceye sev beni

Ya Baki!
Ne zaman lezzet alsam tükenince elem çekerim
Lezzetleri daim eyleyen sensin
Ne zaman kavussam ardindan ayriligi beklerim
Kavusmalari sahici eyleyen sensin
Ne kadar çok sevdam varsa o kadar çok veda beslerim
Kalbime ebedi sevdalar düsüren sensin
Ömrüm kisa elim yetismiyor kalbim kandir
Baki olan ancak sensin Beka bahset imanima

Ya Varis!
Yok bildiklerim senin nazarindadir
Yitirdiklerim senin katindadir
Bitirdiklerim senin yanindadir
Unuttuklarim senin hatirindadir
Unutulmuslari sonunda sen anarsin
Gidene de kalana da Varis sensin
Ebedi kavusmaklar ver bana

Ya Resid!
Ya Rab sensin hakiki biricik mürsit
Yönümü sana çevir yolumu sana getir

Ya Sabur!
Eyyub’a(as) sabri sen ögrettin
Eyyub’a(as) sabri sen verdin
Sen ki sabri için Eyyub’a(as) översin
Sensin Sabur asil sabreden sensin
Sabur sensin sabredenleri seversin
Sabrin öyle ki ben kuluna hilmin çok
Sabredersin ki cezalandirmak ta acelen yok
Sabrin var ki pisman olacaklara mühletin çok
Sabrin öyle ki sabretmeyenlere bile sabirsizligin yok
Sen ki bütün sabredenlerin sabir sebebisin
Muhabbetine mahzar olan sabilinden eyle beni

~ AMIN ~