Umut Huzmeleri

“So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers.” — Quran (3:139)

Bir veda mektubu Mart 12, 2009

Kategori: Işık süvarileri, Öykü- Anı — La Reverie @ 7:49 pm
Tags: , ,

3185290359_079b0c5fa1

Öğretmenim! Size 16 Ağustos’un yakıcı sıcağına yenik düşmüş Yalova’daki evimden yazıyorum. Saat gece yarısını henüz geçti. İçimde tuhaf bir his var. Sanki, size şimdi yazmasam, bir daha hiç yazamayacakmışım gibi geliyor. Hayatla hesaplaşmak için bu son fırsatımmış gibi hissediyorum.

Hatırlar mısınız, yurttan kaçtığımız akşam, bizi bilardo salonunda yakalamış ve yurda döndüğümüzde bana, “Fatih, bilir misin ki, dünyanın en mutlu cimrisi, edindiği gerçek dostlarını muhafaza edebilendir? Biz gerçekten dostsak, arkadaşlığımızı bilardoya değişemezsin.” demiştiniz.

Sonra, uyuyor numarası yaptığım o gece, “Allah’ım, öğrencilerimi çok seviyorum! Bana, onların yüreklerine tesir edecek sözleri söyleyebilme gücü ver! Bilmiyorlar, bilseler böyle davranırlar mıydı?” diye dua edişinizi, battaniyemin altında akıttığım gözyaşlarımla dinlemiştim.

Ah öğretmenim! “Bu adamın bizimle ilgilenmesinden çıkarı ne?” diye, için için bir öfke duydum, ilk zamanlar. O zamana kadar ya bir karşılık beklenen “eğer” türü sevgiyle veya bir şeylere sahip olmanın sonucu olan “çünkü” türü sevgiyle karşılaşmıştım: “Eğer iyi bir çocuk olursan, ailen seni sever.”, “Seni seviyorum, çünkü o kadar zengin ve ünlüsün ki…” Hep düşündüm; karşılıksız veya mevcut bir duruma bağlı olmayan gerçek sevgi yok mu, diye. Ta ki, sizin bizimle paylaştığınız, “her şeye rağmen sevmek” duygusuyla karşılaşıncaya kadar…

Düşünsenize öğretmenim; sigara içmeme, size defalarca yalan söylememe ve birçok kötü alışkanlığıma rağmen sevdiniz beni. Ne güzel bir insanı; kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına rağmen sevebilmek! En çok ihtiyacımız olan sevgi de bu değil midir? Kalbinizin derinliklerinde dünyada kimsenin size aldırmadığını ve sizi gerçekten sevmediği düşünseydiniz, edindiğiniz mal veya şöhretin, başarı veya unvanların sizin için bir anlamı kalır mıydı? Dünya, başınızın üstüne çöküvermez miydi? Günün birinde gerçek ve doyurucu bir sevgiye ulaşabileceğiniz umudu olmasa, hayatınızın geri kalanını nasıl yaşayabilirdiniz?

Ne olur öğretmenim, hep böyle kalın! İnanın, üniversiteyi kazanamasam veya son dakikalarımı yaşıyor olsam da; bunu bize tattırmanızın verdiği mutluluk, her şeye bedeldi. Bundan sonra öğrenciniz olma mutluluğunu yaşayabilecek öğrencilerinize de, şu dileklerimi aktarabilir misiniz?

“Arkadaşlarım, kardeşlerim, ağabeylerim!.. Sizce bu yılınızı iyi geçirdiniz mi? Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yıl kaç defa gün ışığıyla uyandınız? Kaç kişiye, sırf içinizden geldiği için bir hediye aldınız? En son ne zaman mektup yazdınız veya eski bir arkadaşınızı aradınız? Bunlar, aslında önemsiz gibi görünen küçük ayrıntılar değil mi? İyi bir hayatın, bunlar gibi birçok küçük şeye bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü? Öyleyse, bundan sonra bir düşünün. Yayılın çimenlerin üstüne. Acele edin. Er veya geç, çimenler yayılacak üzerinize!”

Canım öğretmenim!

Bilseniz, şu an o kadar rahatım ki! Saat 03:00′e geliyor. Artık uyuyabilirim, hem de bir daha uyanmamacasına… Hoşça kalın! Sizin “her şeye rağmen” sevginize layık olamayan ama, sizi her zaman sevecek olan yaramaz öğrenciniz.

* Bu mektup 17 Ağustos 1999 depreminde vefat eden Mesut Fatih Çelik’in, depremden kısa bir süre önce öğretmenine yazdığı mektubudur. Fatih, üniversite imtihanında Bilkent Üniversitesi, İşletme (burslu) bölümünü kazandığını öğrenemedi. Mektubu Fatih’in annesi, enkazın altından bulup Fatih’in öğretmenine getirmiştir.

A. Turan Özcerit

 

Bir Alperenden Anne Şiiri- 3.Türkçe Olimpiyatı Eylül 27, 2008

Yine bir bayram daha sensiz anne,

Aramızda aşılmaz mesafeler…

Sen de boyun büktün yine bensiz anne,

Aramızda yığın yığın engeller…

Herkes bayram yapar, güler, eğlenir,

Benimse içimden ağlamak gelir…

Şu gurbet ellerde ömür tükenir,

Belki de kavuşmak mahşere anne…

Sesini duyunca bayram akşamı,

Bin katına çıktı gönlümün kanı…

Ben neyleyim sensiz geçen bayramı,

Her gün ağlıyorum bu yerlerde anne…

Yüreğim yanar, sensiz boynum bükülür,

Gözlerimden kanlı yaşlar dökülür…

Bayram günü hasret nasıl çekilir?

Ayrılık yazılmış kadere anne…

Evlat hasretiyle yanmış ki için,

Soruyorsun oğlum: “Ayrılık niçin?”…

Dedim ya anne, beklenen bir bahar için,

Ne zaman diyorsan, ilerde anne…

Gül toplamak için atıldım yola,

Her taraf gül olmadan veremem mola…

Kızma ne olur dönmedim diye hâlâ,

Bütün ümidimiz güllerde anne…

 

 

Hayatımı karanlıktan nura çeviren Şefika öğretmenim Temmuz 28, 2008

Kategori: Işık süvarileri, Öykü- Anı — La Reverie @ 8:52 pm
Tags: , ,

Karanlıktı her taraf, hava soğuktu. Islanmıştım, hem de iliklerime kadar da üşüyordum. Fırtınalar kopuyordu bir yerlerde. Çığlıklarım gözyaşlarıma eşlik ediyordu. Korkuyordum. Özgürlüğünü yaşıyor zanneden bir zavallının biriydim. Zevki yoktu hayatın, ta ki onu tanıyıncaya kadar, öğrettiklerini öğreninceye kadar. Ve bir gün duygularımı onunla paylaşmak istedim ve bir mektup yazdım öğretmenime. Şöyleydi mektubum: Sevgili öğretmenim üniversiteyi kazanmak istiyordum ideallerimin gerçekleşmesi amacıyla. Mevki sahibi olmalıydım. Kariyer, ekonomik özgürlük gibi kelimelerle doluydu cümlelerim. Hep kendimi düşünüyordum, bencilce. Ama sizi tanıyınca hayatım değişmişti adeta. Güzellikleri artık sadece kendim için değil başkaları için de istiyordum. Ne aldığım abdest beni bu kadar paklıyordu önceleri, ne da kıldığım namaz bu kadar kalbime tesir ediyordu. Çevreme bakışım değişmişti. Nefsimin muhasebesini yapmamıştım seni tanıyıncaya kadar ve sabahlamamıştım hiç ızdıraptan. Ağlamayı öğrendim senden ızdıraplı gecelerde. Hem Yaradan için ağlamak ne güzelmiş oysa.

Önceleri dinlediğim şarkılar çok mutlu ederdi beni. Seyrettiğim dizilerin gelecek bölümlerini bekleyemezdim. Senden öğrendim hocam hepsinin boş ve yalan olduğunu. Senden sonra ise Hakk’ı hatırlatan ilahi tınıları kulağıma dolmaya başladı. Kur’an okumak artık en hoşlandığım, zevk aldığım ibadetlerden. Bir zamanlar kendine faydası olmayan talebeniz şimdi insanlara yardım etmeye çalışıyor sınırlı bilgisiyle. Hayatı daha anlamlı kılmaya çalışıyorum sayenizde. Medine’nin Gülü denince gözlerimin dolmasını, sahabeyi anınca içimin kıpır kıpır olmasını yine sana borçluyum hocam. Artık başımı ellerimin arasına alınca düşünecek çok şeyim var sayenizde.

Sevgili Şefika hocam, şimdi yanımda yoksunuz; ama üzülmüyorum. Biliyorum ki, gittiğiniz yerde de benim gibi yolunu şaşıranları bulup gerçek hayatı gösteriyorsunuz. Bana en önemli üniversite olan hayat üniversitesini kazandırdınız ve hakikati bulmama vesile oldunuz. Sizlere sonsuz teşekkür ediyor herkesin sizin gibi öğretmeni olmasını temenni ediyorum.


Mukaddes Gönültaş, İstanbul