Hakikat güneşi… 24/02/2011
Tabiat gecesini terk edip,
hakikat güneşine teveccüh etsen;
ve yakînen inansan ki,
şu gece nurları gündüz güneşinin ışıklarının gölgeleridir.
Bu şartı yaptıktan sonra, sen,
kemâlini bulursun.
Fakir ve karanlıklı kamer yerine
haşmetli güneşi bulursun.
24. Söz’den…
Götürülemeyecek bir yük değil.. 19/02/2011
Amaç mükemmelleşmek.. 13/01/2011
“İnsanın vazîfe-i fıtriyesi (yaratılış vazîfesi) taallümle (öğrenerek) tekemmüldür (mükemmelleşmektir), duâ ile ubûdiyettir (kulluktur).
Yani: ‘Kimin merhametiyle böyle hakîmâne (hikmetle) idâre olunuyorum?
Kimin keremiyle (lütfuyla) böyle müşfikāne (şefkatlice) terbiye olunuyorum?
Nasıl bir lütufla böyle nâzenînâne (nazlı nazlı) besleniyorum ve idâre ediliyorum?’ bilmektir.
Ve binden ancak birisine eli yetiştiği hâcâtına (ihtiyaçlarına) dâir, Kâdıyü’l-hâcât’a (ihtiyaçları gideren Allah’a) lisân-ı acz ve fakr ile yalvarmaktır ve istemek ve duâ etmektir.
Yani aczin fakrın cenahlarıyla (kanatlarıyla) makām-ı a‘lâ-yı ubûdiyete (kulluğun en yüce mertebelerine) uçmaktır.
Demek insan bu âleme ilim ve duâ vâsıtasıyla tekemmül etmek (mükemmelleşmek) için gelmiştir.”
(23. Söz, 105-106)
Bu sayfanın bir satırı, bir bahçedir. 28/12/2010
Evet, bu kitab-ı kebîrin bir sahifesi, zemin yüzüdür. O sahifede nebâtat, hayvânat taifeleri adedince kitaplar birbiri içinde, beraber, bir vakitte, yanlışsız, gayet mükemmel bir surette, bahar mevsiminde yazıldığı gözle görünüyor. Bu sayfanın bir satırı, bir bahçedir. O bahçede bulunan çiçekler, ağaçlar, nebatlar adedince manzum kasideler beraber, birbiri içinde, yanlışsız yazıldığını gözümüzle görüyoruz.
Lem’alar
Mizahı terk edene zerafet verilir. 30/08/2010
Fazla gülmeyi terk edene heybet verilir.
Fazla konuşmayı terk edene hikmet verilir.
Fazla yemeği terk edene ibadetin lezzeti verilir.
Mizahı terk edene zerafet verilir.
Dünya sevgisini terk edene ahiret sevgisi verilir.
Başkalarının kusurlarıyla uğraşmayı terk edene,
kendi kusurlarını ıslah etme imkanı verilir.
Hz. Ömer (r.a)
En zor şartlarda dahi… 30/03/2010
Bazı kimseler eksikliklerini bağırıp çağırmayla doldurmaya çalışırlar; oysa, öfkeyle köpürerek bağırıp çağırma yerine, en zor şartlarda dahi üslubunu ve efendiliğini muhafaza edip mülayemetle mukabelede bulunma mefkure insanının şiarıdır.
Yavaş ve Kesintisiz İstemek Gerek.. 13/11/2009

Yeryüzü ve gökler Allah tarafından altı günde yavaş yavaş var kılınmıştır.
Yoksa bir anda yüz yer ve gök yaratmaya gücü yeterdi. Çünkü O, “ol der oluverir”.
Yüce Allah, Ademoğlunu kırk yıl içinde yavaş yavaş tam bir insan kılar.
Oysa bir solukta elli kişiyi yoktan uçurup getirmeye gücü yeterdi.
Bir dua ile hemen ölüyü yerinden kaldırmaya İsa’nın gücü yeter de…
İsa’nın yaratıcısı bir çırpıda öbek öbek insan yaratamaz mı?
Bu ağırdan alış, yavaş ve kesintisiz istemek gerek, diye seni eğitmek içindir.
Sürekli akan küçük bir ırmak ne pis olur, ne de kokuşur.
Mesnevi (C.III)
Bir baharı halk etmek… 06/11/2009

Bir baharı halk etmek, Zât-ı Zülcelâline bir çiçek kadar ehvendir.
Eğer esbâba isnad edilse, bir çiçek, bir bahar kadar ağır olur.
Hem, bütün insanları ihyâ edip haşretmek, bir nefsin ihyâsı gibi kolaydır.
Her düşman ilacındır, iksirindir senin; yararlıdır sana ve gönlüne şifadır… 06/11/2009

Kul, acıdan ve yaradan dolayı Hakk’a yakarıp sıkıntısından bin türlü şikayet eder. Hak der ki sıkıntı ve acı, sonunda seni yakarışa yöneltip doğrulttu. Seni bizim kapımızdan saptırıp uzaklaştıran nimetten şikâyet et. Aslında her düşman ilacındır, iksirindir senin; yararlıdır sana ve gönlüne şifadır. Çünkü ondan bir boşluğa kaçarsın da Allah’ın lütfundan yardım dilersin. Aslında dostların düşmandır sana. Çünkü seni Hakkın huzurundan uzaklaştırıp meşgul ederler. Porsuk denen bir hayvan vardır. Sopa yedikçe irileşip güçlenir. Sopayı vurdukça iyileşir. Sopa yarasından semirip palazlanır. Müminin özü de gerçekten bir porsuktur. Çünkü o da çektiği sıkıntıyla güçlenip palazlanır. Bu yüzden peygamberlerin uğradıkları sıkıntı ve yenilgi, tüm dünya halkının uğradıklarından fazladır. Böylece canları başka canlardan güçlü duruma gelmiştir. Çünkü başkaları onların gördükleri belayı görmemiştir. Deri, tabaklamada kullanılan ilacın sıkıntısını çekerek Taif derisi gibi güzelleşir. Ona acı ve keskin ilaçlar sürmeseydin, kokuşup pis olurdu. İnsanı, nemden dolayı kokuşup ağırlaşmış deri olarak bil. Acı ve keskin ilaçları ona bolca sür de temizlenip güzelleşsin ve muhteşem olsun. Ey yiğit, böyle yapamıyorsan, istemediğin halde Allah sana sıkıntı verdiğinde bundan hoşnut ol. Çünkü dostun (Allah’ın) verdiği bela sizin arınmanız demektir. Onun bilgisi sizin tedbirinizin üstündedir. Sefaya ulaşılınca bela tatlılaşır, sağlığa kavuşmanın izleri belirince ilaç güzelleşir.
Mesnevi (C. IV)












![Quran verses with tasbih [edited] Quran verses with tasbih [edited]](http://farm3.staticflickr.com/2206/2344598309_446db1721c_t.jpg)


Son Yorumlar