Demek ki gideceksin Efendim Gideceksin Sen Medine yetim, Fatıma yetim kalacak Cebrail kapını son kez çalacak Yanında ölüm meleği Azrail girmeyecek huzura Sen izin verene dek Ne senden önce kimseden izin istedi ne de senden sonra isteyecek
Demek ki gideceksin Efendim Matem şehri olacak Medine kimse inanmayacak gittiğine Ta ki sabah ezanını okurken Bilal Mübarek İsmine sıra gelince.. Ve Bilal’in sesi titreyince işte o an sensizlik kıyameti kopacak Yıldızlara benzettiğin Ashabın bir bir düşecek toprağa Ve Ehl-i Beytin yüreği paramparça olmuş gibi…
İşte Fatıma.. zelzeleye tutulmuş bir dağ gibi Fatıma!.. Hazreti Ali’ye bakacak; ama bu bakış başka! Ey Hasan’ın babası diyecek Resulullah’ı toprağa gömüp dönmeye kalbin nasıl dayanır?.. O’nun üzerine toprak saçmaya gönlün nasıl razı oldu?.. Oysa O rahmet ve merhamet peygamberi.. Fatıma zelzeleye tutulmuş bir dağ gibiydi..
Ve adın geçer Her asır adını hatırlatır müjdelediğin kardeşlerin gelir sonra Abdulkadir Geylani’ler Şah-ı Nakşibendiler İmam-ı Rabbaniler Adını ezberlettiler Aşkını kalplere nakş ettiler.. Şah-ı Haznevinin bahçesinde nurundan bir güneş doğdu Ve aydınlattı Anadolu’yu o güneşten güneşler doğdu Söndürmesin Allah! Şimdi ne güzel güneş var semamızda Elhamdülillah!
On dört asrın ardından çıkıp da vatanından Yeryüzüne yayılan Peygamber çiçekleri Musab bin Umeyr gibi Uhud kokan elleri Sevgini insanlığın kalbine merhem diye sürüyor Onlar toprağın her karışında adın geçsin diye yürüyor Durdurmasın Allah!
Ve gün biter saat biter vakit gelir görmez olur gözler kulaklar duymaz olur Diller tutulur dünyalık felakette biter saadette
Ama Efendim inşaallah son nefeste Kelime-i Şehadette Adın gecer Allahın Adıyla Rahman ve Rahim olan Onun Adıyla isimler unutulur Unutturur Yaradan Adın geçer Kalbe Nur, gönle Sefa, Eşref-il Vera,
Seneler sonra, bir sefer dönüşünde Ebvâdan geçerken aziz ve muhterem annesinin kabrini ziyaret ediyor ve ağlıyordu, O’nun ağladığını görünce Sahabe de ağlamaya başladı. Ve gözyaşlarının sebebini söyledi:
“Annemin bana olan şefkat ve merhametini hatırladım.”
…
Ammar bin Yasir’e İslama girdi diye çöl güneşinin altında demirden bir gömlek giydiriliyor. O kavurucu sıcaktan ilikleri eriyor. Bir başka işkence, ateşle dağlanıyor Ammar, Küfre zorlanıyor ve Ammar bu azaptan gözünü açınca Efendimizin yanında buluyor kendini: “İşkencenin her türlüsünü tattık ya Rasulallah” diyor.
Seni seven, senin gibi olmalı.
Ve senin gibi sultânım, Allah’a kul olmalı.
Namaz, gözünün nuru...
Sen namaz için mihrâba yaklaşınca,
Yüz yirmi dört bin peygamber geçer sağına,
Solunda Ashâb-ı güzîn
Ve saf saf melekler...
Sonra milyonlarca veli
Edeple ardına geçer.
Müminler sıra sıra...
Canlı cansız tüm varlık...
Sen namazdasın
Ve kainat ardında...
Uzanır öpülesi ellerin.
O nurlu ellerin
Rahmân’ın dergâhına uzanır.
İsteyen sensin; veren Allah!
İste sen,
“Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.”
Sen iste ki
Allah’a yakarışın yüreklerimizi yaksın
Sen iste ki,
Âlemler sesini sesine katsın;
“Ver, ne olur Allah’ım!
Habib’in ne istiyorsa bize de ver Allah’ım!”
Seni seven, senin gibi olmalı
Senin gibi sultanım, Yiğit olmalı
Hani geceydi, Medine’de bir geceydi,
Karanlığın bile kanını donduran
Bir ses duydu insanlar!
O sesin ürpertisini ancak duyanlar anlar.
Medine halkı korkuyla sokaklarda
Herkes sesin geldiği yöne doğru bakar da
Bir adım bile atamaz.
Ebubekir de atamaz
Ömer de Ali de…
Ve işte tam o an
Sen çıkarsın karanlıklardan
Sesin geldiği yerdesin
Beyaz bir atın üzerindesin
Boynunda kılıcın
Endişe edecek bir şey yok dersin
Sahabeye göre sen
Yiğit üstü yiğittin
Ali’ye göre sen yiğitler üstü yiğit
Öyle diyor velilerin babası
Savaşlarda Hazreti Peygamber kadar
Düşmana yaklaşan bir kimse bulunmazdı
Bir çok defa başımız sıkıntıya girince,
Ve dağılınca ordu bir adım bile gerilemezdi O
Atı düşmana yaklaşırken
O’nun sesi yükselirdi
Nereye kaçıyorsunuz!
Ben Allah’ın Resuluyüm
Abdülmuttalip oğlu Abdullah oğlu Muhammedim
Sen yiğit üstü yiğittin
Seni seven senin gibi olmalı
Ve senin gibi sultanım
Cömert olmalı
Sen halkın faydalanması için
Esip duran rüzgardan daha cömerttin
Dünyalık bir şey istense senden
Asla olmaz demezdin
Çünkü sen infakla emrolunmuştun
Yoksulluktan korkmazdın
Kim bilir kaç geceyi aç olarak geçirdin
İsteseydin dağlar yürürdü yanında
İsteseydin sana cennet sofraları açardı Hz. Meryem
Sen isteseydin
Ebu Talip’in sofrası gibi
Senin uzanmadığın yemeğe hiç kimse uzanmazdı
Senin oturmadığın sofralara
Oturmazdı hiç kimse
Ama sen kim bilir kaç gece
Açlığından uyuyamadın
Çünkü sen öylesine cömerttin
Bir gün Bilal’in evini şereflendirmiştin
Bilal odanın bir köşesinde hurma biriktirmişti
Bu nedir diye sormuştun ona
Hurmadır Ya Resulallah !
Senin misafirlerin için saklıyorum demişti.
Ve sen konuştun sonra
Öyle bir konuştun ki
Sesin dalga dalga, asırlara çarpa çarpa
Bilallere ulaştı
İnfak et Bilal, infak et!
Arşın Rabbi eksiltir diye korkma!
Sen cömert üstü cömerttin
Seni seven senin gibi olmalı
Senin gibi Sultanım
Ümmetine düşkün olmalı
Ümmeti diye doğdun
Kendi nefislerimizden bir Rasuldün
Günah işlememiz hep güç geldi sana
Bize pek düşkün
Mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametliydin.
Sadece mübarek nazarlarınla büyüyenlere değil
Sonradan gelecek ümmetini de düşündün
Ya Rasulallah!
Bir gün arkadaşlarını selamladığında buyurmuşsun:
Sizler şahit olun ki
Kıyamete kadar bana tabi olacak müminlere de selam!
Selamın geldi bize
Cana can katan selamın geldi
Ve şimdi bizden de sana selam
Selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Habibi!
Selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Rasulu!
Ve selam olsun Al ve Ashabına!
Sahabe seni gördü,
Seni sevdi ve yüceldi
Bizse seni sevenleri gördük
Adın anılınca yaşaran gözler gördük
Allah denilince sararan yüzler gördük
Tesellimiz bu oldu...
Ve asıl tesellimiz Ya Rasulallah
Sen ki bu kadar merhametlisin
Bu kadar cömertsin
Bu kadar düşkünsün bize
Ya seni yaratan Allah?
Seni merhametli yaratan Allah
Seni merhametle yaratan Allah
Nasıl merhametlidir?
Nasıl cömerttir?
Nasıl kullarına düşkündür?..
Sultan-ı rûsül şâh-ı mümeccedsin efendim Bî-çârelere devlet-i sermedsin efendim Divân-i ilâhide ser-âmedsin efendim Menşur-ı “le-amrük”le müeyyedsin efendim . Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammedsin efendim Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
. Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
.
Ol dem ki velilerle nebîler kala hayrân “Nefsi” deyü dehşetle kopa cümleden efgân Ye’s ile usâtın ola ahvâli perişân Destur-ı şefaâtla senindir yine meydân
.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
.
Bir gün ki dalup bahr-ı gama fikrete gittim İlden yitürüp kendümi bî-hodlıga yitdim İşyânım anıp âkıbetimden hazer etdim Bu matlaı yâd eyledi bir seyyîd işittim
.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
.
Ümmideyiz ye’s ile âh eylemeyiz biz Sermaye-i imanı tebâh eylemeyiz biz Babın koyup agyâre penâh eylemeyiz biz Bir kimseye sâyende nigâh eylemeyiz biz
.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim Hak’dan bize sultan-ı müeyyedsin efendim
.
Bîçâredir ümmetlerin isyânına bakma Dest-i red urup hasret ile dûzaha yakma Rahm eyle aman âteş-i hicrânına yakma Ez-cümle kulun Gâlib-i pür-cürmü bırakma
.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim Hak’dan bize sultan-ı müeyyedsin efendim
Efendim hiç solmasaydı güneşe ışık salan yüzünVe gül kokulu o yüzünde karar kılmasaydı hüzün
Efendim, önce annemden öğrendim adınıAnnemden öğrendim annesiz kaldığınıÖnce o gösterdi parmağınla ikiye bölünen ayıÖnce ondan öğrendim adını duyunca ağlamayıOndan öğrendim
Halime’nin yurdunda misafiri olduğun evin bahçesindeellerini çırparak koşarmışsın uçarmış kuşlarbilmem ki o bahçe hala seni bekler miEfendim o gün seninle oynayan kuşlarmıydı melekler mi
Neccaroğullarının yurdunda,Adiyy bin Neccar’ın havuzunda yüzmeyi öğrenmişsinOndan öğrendim gölgesi olmayan tek çocuk senmişsin
Efendim annemden dinledim sınırsız şefkatiniOrdunla birlikte çölde yürürkenYavrularını emziren bir köpek görmüşsünO ürkmesin diye başına bir nöbetçi dikmişOrdunun yönünü değiştirmişsin
Annemden dinledim efendimMedine’de bir bahçeye girmişsinDeve seni görünceYavaş ve ürkek yanına sokulmuşSanki kulağına bir şey söyler gibi durmuşSahibini sormuşsunSonra buyurmuşsunDeve bana sahibini şikayet ediyorHem az yiyecek veriyorHemde çok çalıştırıyormuş
Efendim hiç solmasaydı güneşe ışık salan yüzünve gül kokulu o yüzünde karar kılmasaydı hüzün
Annemin kalbinde ki şefkattesinŞefkati inzal rahmettesin..Uğruna can verdiğim vuslattasınCandasın canandasın canım benim..
Ey Rabbim, senin af ve mağfiretini bekliyorum! Apaçık görüyorum ki; Senden başka sığınak ve dayanak yok.
Günahların çirkin yüzünden, Hataların korkutucu şeklinden, ve o mekanın darlığından, Bütün kuvvetimle sana sesleniyorum.
Verdiğin nimetlerden dolayı; Her şeyin sana borçlu olduğu rabim, Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar, Yerimi genişlettir.
İlahi, Senin rahmetin sığınağımdır! ve alemlere rahmet olan, Sevgili Resulün Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir.
Ey keremiyle beni yaratan, Rahmetiyle beni terbiye eden Rabbim!
Senin kapına gelmiş olan ben, Hem asi, hem aciz, hem gafil, hem cahil, Hem efendisinden kacmış bir köle olduğu halde; Kırk sene sonra pişman olmuş, sana dönmek istiyor.
Kuşku ve her türlü manevi hastalığa tutulmuş; Senden deva istiyor, Çünkü Sen Rahman ve Rahimsin…
Ey Efendim, kendi güç ve kuvvetimden Senin güç ve kudretine sığnıyorum! Beni kendi güç ve kuvvetime güvenmekten koru.
İlahi, günahlarım ve hatalarım için beni azarlama! Çünkü Sen kitabın Kuran-ı kerimde buyurursun ki:
“Onlar af dilenirken Allah onlara azap edecek değildir!”
Beni hüzünlerimden kurtaracak; ve sevinçlere ulaştıracak olan yalnız Sensin. Güldüren de Sensin, ağlatan da Sen. Hastalıklardan kurtarıp; Sıhhat ve afiyet veren de Sensin..
Ey Rabbim, Sana sığınıyorum! Benim her türlü kötülüğümü bağışla. Öyle ki, beni sorguya çekeceğin hiçbir şey kalmasın.
Ey hiçbir şey yokken var olan, Ey her şeyi ve herkesi, Emri altında bulunduran Allahım, Sana sığınanları koru!
Ey nurların nuru, Ey sırları bilen, Ey gece ve gündüzü döndüren, Ey izzet sahibi, Ey günahları affeden,
Yusuf oldum kuyularda hep seni bekledim,Hüseyin oldum kerbelada, kuruyan dudaklarımla sayıkladım ismini,Gelsin de ırmaklar taşıyan ellerinden,Ab-ı hayat akıtsın içime diye bekledim.Bekledim, kapandı yollarım, uzattım parmaklarımı,Hallaç gibi doğrandı ellerim.Hiç seni söyleyemedim. Dağlandı dudaklarım.Yazdım gözyaşlarımla Mekke'nin dağlarına:Ey sevgili, gel diye...
Ağlama duvarını bir çıban gibi sırtında taşırken,Yorulan kollarıyla taş atan Kudüs'üm ben.Kaldırımlarımda ateşler yükselirken,Geldin öptün beni alnımdan,Serinleyip sarıldım taşlara yeniden.Ey Muhammed...Ey Sevgili.Ey Bad-ı Saba.Ey üzerimize doğan ay.Ey güzelliklerin şahikası.Ey şefaat pınarı.
Her düşmem gül ayaklarına kapanmamdır,Böğrümden yediğim her kurşunla tutarım ellerinden.Her şarkımda seni söylerim.Her tebessümüm senindir.Hep seni beklerim:Sen bir gelsen diye ey Sevgili...Sevgili...
Ben Veysel'im,Kenan illerinde hasretini soluyan,Hırkana bürünürüm karanlıkta kaybolduğumda,Dört taraftan vururlar bana,Vururlar da söyletemezler sensizliği,Sümeyye gibi develer ayırır bedenimi...Hamza'yım Ey Sevgili,Uhud'dayım tam önündeyim,Vahşi'nin mızrağı deler geçer yüreğimi,Gel de okşa ne olur oyulmuş kalbimi,Hind değil hasretin acıtır onu...
Ben Grozniyim, Keşmirim, Kandaharım, Saraybosnayım, Hamayım, Buharayım, Bağdatım, Morayım, Taşkentim, Doğu Timur'um, Türkistan'ım, Ahıska'yım, Halepçe'yim, Kırım'ım, İstanbul'um..,Ben kurşunlara evlat vermiş anneyim.Kurşunlardan sakınan bedeniyle seni özleyen, taş atan bir Filistinliyim.Okul önlerinde bekleşen ve ağlayan, karanfil dağıtan kızım.Gel öp bizi alnımızdan,Gel sev bizi kanayan yaralarımızdan.Ey sevgili...Ey Muhammed...
Gittin ya gül yüzlü sevgili.Kırıldım gittiğinden beri.Kırıldıkça yandı canım.Çarmıhta çivilenen benim ellerim,Benim ayaklarım.Harami sofralarda sergilenen benim başım.Beni bir ağaçta kıstırdılar,Kör bir testereyle biçildim.Ağladım, kurudu göz pınarlarım,Ağladım, hasretine türkü yaktım.Ağladım, gel diye ey sevgili...Sevgili...
Ömer'im, Ali'yim, Osman'ım,Vuruldum bir niyaz vaktinde,Kanım dağıldı kitabın sayfalarına.Seni yazdım bir damla kanla,İsminin dolaştığı semaya,Bir baştan bir başa.Sen gel diye Ey sevgili...
Ne çare Bekirler yok şimdi, Aliler, Osmanlar, Ömerler yok.
Halidler gitti, Musablar gitti. Hatice yok, Zeynep yok, Fatıma yok.Müminlerin annesi sofra açmaz evlerimizde.Kedilerin babası dolaşmaz sokaklanmızda.Biz ne çok yetim oluk da,Senin gibi okşayanımız yok artık.Gel bir okşa ne olur.Yaralarımızda ki irinler azdı.Canımız acıdı.Bir merhamet et, bir gülümse efendim.Bir görün puslu şehirlerin üstünde.Bir ses ver puslu yüreklerimize.Bekler dururuz her seherde,Sen gel diye ey Sevgili...Ey Sevgili...
Buralara bir hal oldu:Ne Yakup inliyor şimdi,Ne Mısırda rüya görülüyor,Züleyhalar yalancı,Yedi adam ne yapsın,Mağaraların kapıları da kapalı.Musa vurunca asasını,Oynamıyor yer yerinden.Yol vermiyor kızıldeniz.Sakınmıyor İbrahimi ateşler,Su taşımıyor karınca,Ethemin balıkları getirmiyor iğneleri denizden.Buralara bir hal oldu; Sen yoksun, buralar duman oldu efendim.Bir mektubun gelmedi buralara...Bir Necaşi sormaz halimizi.Bir yalnızlıktır düştü ocağımıza.Bir karanlık çöktü başımıza.Ay aydınlatmıyor, Gül kokmuyor.Yokluğun karabasanlar gibi çökünce sinemize,Dağıldı hanemiz,Dağıldı yüreğimiz,Dağıldı birliğimiz...Sevgili affet bizi:Bir deve olamadık,Hasretinden çatlayıp ölecek.Bir kuru ağaç olamadık,Yokluğuna kanlı gözyaşlar dökecek.Bir Bilal olamadık,Sensiz ses vermeyecek.Bir Ebu zer olamadık,Alıp başını gidecek.
Ey sevgili, Ey şefaat sahibi,
Affet bizi. Affet...
Şimdi bir şarkı düşer dilimize,Bir aşk iner yüreğimize.Bir el tutar elimizden.Bir af fermanı gelir ötelerden.Bir sen gelirsin.Bir sen gelirsin.Biz bin seviniriz:Sevgilim Muhammed diye...Sevgilim Muhammed diye...Meleklerle yarış ederiz...
Son Yorumlar