Beni bende bırakıp Senden etme Eylül 22, 2009
“Benimdir” diye bildiklerim Senindir
Beni bende olanlara bende etme
“Ben” diye bildiğim de Senin emrindir
Beni bende bırakıp Senden etme
Rabbim, yüzümü Sana döndüm
Gönlümü de Sana çevir
Rabbim, bir Seni bir bildim
Sevdalarımı Sende bitir
Semine & Senai Demirci
Sana Geldim Boynu Bükük Eylül 21, 2009

Ya Rabbi… Kapında bir mücrim biçare, boynu günahtan bükük, gönlü rahmetinden umutlu
İrfan deryandan zerre kadar ümit beklerken, kalbi pas tutmuş bir kıtmırin cızırtısı ile der ki:
Ey Gönülleri Terbiye Eden Rabbim! Var ettiğin bu can, aşkın ateşi ile harab olup cemalini özlerken, hılkiyetini bilmeden varlığınla var olmanın sevdasını ister..
Ey Elestü bi Rabbikum sualinin sahibi! Ezel bezminde bir arada bulundurduğun sevdiklerinden ayırma bizi bu fani alemde. Hüzn-ü aşkın şerbetini içmeyi nasib eyle bizlere de..
Masivadan, dünyadan, paradan, maldan, mekandan, zamandan, sıyrılsak da, kendimizden sıyrılmayı beceremedik, maskemiz içinde mahcub ve mücrim kapına durduk.
Şu beden ruhunda af dilemeye yüzümüz olsa, önce Adını ömründe bir kez dahi diline alarak Rabbim diyen kullarını affetmeni taleb ederdik; lakin günah deryasını dolduracak kadar kir ile huzurunda blunmaktan kaçmayı tercih eder olduk, bize sevenlerin dualarıyla temizlenmeyi nasib eyle…
Kabule şayan hiçbir amelimiz olmadığını görerek, rahmetinin büyüklüğünü hayal eden bir dil ile, aşkına kavuşmaya talib olduk. Aşkın ile yanan aşıklarla avut bizi. Aşk ateşinde kavrulup temizlenmeyi nasip eyle, mecazdan hicaza, hicazdan ilahi aşkına kabul buyur…
Zatının büyüklüğünü anlatmaya dimağı yetmeyen bu günahkara, kendi acziyet ve küçüklüğünü anlamayı da nasib eyle…
ruveydacelik.blogcu.com
Duası temizlerin.. Eylül 17, 2009

“Allah’ım bana öyle bir lütufta bulun ki, yaşadığım sürece çok büyük işler yapayım; fakat, dünyalık hiçbir beklentiye girmediğim gibi öldükten sonra da bütün bütün unutulup gitmeyi arzulayayım!”
İşte bir dava adamının dâimî muradı
M. Fethullah Gülen
Acizden Gece Hasbihali Eylül 16, 2009

Ey Sahib-i Hakikim (celle celâluhu) ben mücrim ve ben zavallı kulun yine Senin o engin, o büyük ve o eşsiz Rahmetine sığınıyorum.
Rabbim Sen biliyorsun ki kulluğumdan asla memnun değilim, çok kereler utandım, sıkıldım ve bana hala yollamakta olduğun nefesime ve hala aklımı muhafaza etmene ve hala kalbimin çalışmasına müsaade etmene ve beni rızıklandırmana rahmetine hayret ediyor ve şaşırıyorum. Seccademin başında hakkıyla eda edemediğim namazlarımı mı, Seni insanların arasında hakkıyla anlatamamamı, şükürsüzlüğümü, zikirsizliğimi ve fikirsizliğimi mi.. Sana hangi kusurlu hallerimi şikayet edeyim.
Rabbim (celle celâluhu)! Nefsim çoğu kez bana galebe çalıyor. Benden haberdarsın ve her halim Sana malum. Beni ademlerden, bilinmezlerden çıkaran Rabbim (celle celâluhu). Sana milyonlarca kere hamdolsun, fakat ben ahdime sadık kalamadım dünyaya daldım, şeytanın ve nefsimin oyuncağı oldum. Tevbe istiğfar edip tekrar günah kirine bulandım.
Rabbim (celle celâluhu) şu anda yine Senin af kapının önündeyim acaba bu kapı tekrar aralanır mı diye korku ve ümit içinde utana sıkıla boynum bükük kaddim kırık, tüm perişanlığımla O kapıya bakmaktayım. Günahlarım ve kusurlarım dizboyu ama Senden başka da gidecek hiçbir kapım yok.
Rabbim (celle celâluhu) Senden ne derece utanıyorsam yine Seni o derece de seviyorum. Sen ne güzel bir Rabb’sin (celle celâluhu). Ben ne kötü bir kulum. Allahım (celle celâluhu) Sana layık olamadım. Habib-i Edibine layık ümmet olamadım. Vallahi ben benden razı değilim amma bana Senden yakın da kimseyi bulamadım. Ben affedilmeye layık olmasam da Sen Rahman ve Rahimsin, Gaffar ve Settarsın, affı da çok seversin. Affetmek Senin şanındandır.
Ne olur beni affet!..
Aciz, Herkul.org
Masumiyetin Duası Eylül 14, 2009

Asmaların, söğütlerin arasında papatya beyazı duvarlarıyla yoldan geçenleri karşılayan, kendini şehrin gürültüsüne kapatmış olan camide buruk bir sevinç vardı. Bir yaz boyu devam eden kurs bitmiş, talebeler evlerine dönmeye hazırlanıyordu. Artık ayrılma vaktiydi. Hocası ve arkadaşlarıyla vedalaşan talebeler, caminin taş döşeli avlusunu kalbi pır pır atan bir serçe gibi hoplaya zıplaya geçerek evlerinin yolunu tutuyordu.
Herkes ayrıldıktan sonra yürek atışlarını tuta tuta bir çocuk girdi hocanın odasına. Köşedeki rafta itinayla sıralanmış kitaplar, askıya iliştirilmiş bir cübbe, tablodaki kıvrım kıvrım uzanan yol, tıkırtısı odayı dolduran saat, masanın üzerinde duran
menekşe ve odanın başköşesindeki renk cümbüşü semaver olup-biteni seyrediyordu.
“Hocam!” dedi talebe. Sonra ilerilere dikti gözlerini. Birikmiş birçok soru vardı bu kelimede, birçok sızı… Derledi topladı, avuç avuç yığdı kelimeleri
gönlünde.
Akşam güneşi odanın bir köşesinde; o, bir köşesindeydi. Mustafa Hoca ise, hem onun yakınında hem uzağındaydı.
Utana sıkıla bir “Hocam!” demişti; ama devamını getirememişti. Babası geçti gözünün önünden, sonra annesi…
— Buyur evlâdım; bir şey mi diyecektin?
Soru durdu bir kenarda.
Bekledi çocuk, bir kirpik mesafesinde; bekledi hoca bir dağın yücesinde… Hem dağın yücesinde hem çocuğun sinesinde…
Yaz bitmiş, sorular bitmişti. Bunca bitenin ardından “Hocam, babam ile annem…” dedi durdu…
— Evet, yavrum.
— …
— Söyle hele ne olmuş anne ve babana?
Hoca, baktı çocuğun yüzüne, çocuk daldı gitti gözünden akan yaşın peşinden…
— Anne ve babam… Burada öğrendiklerime pek yabancı… Babam içip içip geliyor… Hem geliyor, hem gelmiyor…
“Eyvah!” dedi hocanın gönül kafesinde çırpınan kuşlar.
— Ne yapmalı hocam…
Soru döndü dolaştı kalbde…
— Dua et evlâdım, dedi hoca… Dua et geceleri, kapanıp seccadene! ‘Âh!’ de, ‘Yandım medet!’ de… Ekle dualarını gözyaşlarına… ‘Allah’ım bağışla annemi ve babamı! Kurtar onları!’ de.
Çocuk vardı gitti evine, elindeki reçeteyle… Erdi vakit geceye… El ayak çekilince, aldı gönlünü ve seccadesini. Ve kapanıverdi dünyaya; açılıverdi ötelere… İçin için tutuştu, yandı. Ağladı, ağladı. “Allah’ım bağışla annemi-babamı! Kurtar onları gafletten!” Mırıl mırıl birkaç kelimeydi seccadeye ilk değen. Arttı sonra yavaş yavaş, bu niyaz ve ses; gıcır gıcır dönen değirmen taşı gibi. “Allah’ımmmm!” dedi kocaman. İnledi kelimeler, seccade ve oda. İnledi derin bir uykuda olan anne yüreği. İrkildi ve uyandı anne, hem uykudan hem dünyadan. Evlâdıydı bu ağlayan.
Çocuk ağlıyor, inliyor; “Annem-babam!” diyor,
“Allah!” diyor… Kelimeler kopuyor gönlünden.
“Uyan bey!” dedi anne. “Uyan hele; bak bir ses yaktı içimi, duy sen de.”
Kulak verdiler ince bir kalbe: “Allah’ım bağışla annemi ve babamı… Affet onları, arındır!”
Kalkıp koştular kapının önüne… Durdular bir vakit, geçip giden anla.
“Eyvah!” dedi baba, sonra da ana.
Bir vakit sonra kapandılar evlâtlarının üstüne.
Ağladı evlât, ağladı anne, ağladı baba gecenin bir vaktinde.
Murat Kaya
Kadir gecesini öyle ihya edin ki.. Eylül 14, 2009
Kadir gecesini öyle ihya edin ki..
Kadir gecesi duası M. Fethullah Gülen
Salât-ı Tefriciye Duâsı (Arapça-Türkçe Okunuşu ve Mânâsı) Eylül 13, 2009
Duânın Türkçe Okunuşu:
“Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve tenfericu bihil-kürebü ve tukdâ bihil-havâicu ve tünâlü bihir-reğâibü ve hüsnül-havâtimi ve yustaskal ğamâmu bivechihil Kerîm ve alâ âlihî ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma’lûmin lek.”
Duânın Mânâsı:
“Allahım! Bizim Efendimiz Muhammed’e (sav) kusursuz bir salât ve rahmet, mükemmel bir selâm ve selâmet vermeni diliyoruz.
O Peygamber ki, onun hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar ve belalar onun hürmetine açılıp dağılır, hacet ve ihtiyaçlar onun hürmetine yerine getirilir.
Maksatlara O’nun hürmetine ulaşılır, güzel sonuçlar O’nun hürmetine elde edilir.
O’nun şerefli yüzü hürmetine bulutlardaki yağmur istenilir,
Allah’ım, onun ehl-i beytine, ashabına da her göz kırpacak kadar zamanda (her an, saniye) her nefes alacak zamanda sana malum olan varlıklar sayısınca salât et.”
Dua bir iksirdir, toprağı gümüş yapar, gümüşü de altın yapar. Eylül 8, 2009

Uzak bir yoldan gelmişti. Eserlerini okuduğu Bediüzzaman’ı görmek, hayır duasını almak istemişti.
– İnşaAllah (c.c) kardeşim, dedi Bediüzzaman:
– Dua ibadetin özüdür. Kulun Rabbine en yakın olduğu andır.
– Adın neydi, diye sordu.
– İbrahim, diye karşılık verdi misafiri.
Bediüzzaman, uzunca bir liste çıkardı ve sonuna İbrahim’in de adını ilave etti.
Listede yüzlerce isim vardı.
– Üstad’ım, merak ettim. Bu liste nedir, dedi.
Bediüzzaman, listeyi başucuna koydu ve şöyle cevapladı:
– Nasıl ki bir yere mektup attığında, zarfın üzerine adresi yazarsan, gideceği yere doğru gider ve istenilen yere çabuk ulaşır. Aynı şekilde, dua edeceğin kimseyi de ismiyle anarsan aynı şekilde Cenab-ıhakkkın dergâhına öyle ulaşır.
İbrahim, başını salladı:
– Tamam Üstad’ım, dedi.
Bediüzzaman devamla şu dersi verdi misafirine:
– Hem gıyâbî yapılan dua daha makbuldür. Çünkü ben senin ağzınla günah işlemedim, sen de bennim ağzımla işlemedin. Cenab-ı Allah (c.c) bir mü’minin diğer mü’min kardeşi için yaptığı duayı kabul eder.
Dua bir iksirdir, toprağı gümüş yapar, gümüşü de altın yapar.
Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman’la Yaşayan Öyküler kitabından)











