Muhteşem Fırsat: Zilhicce’nin On Günü 22/10/2011
.
Muhteşem Fırsat: Zilhicce’nin On Günü; Leyali-i Aşere
Yani her senenin Kurban Bayramından önceki ilk dokuz günü ve Kurban bayramı günü olmak üzere tam “on gün” “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.
Bu Günlere mahsus Hadis-i Şerifler
“Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.”
(Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)
Yine Efendimizden (s.a.v.) harika bir teşvik cümlesi:
“Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi (sübhanallah), tahmidi (elhamdülillah), tehlili (lâ ilâhe illâllah) ve tekbiri (Allahu ekber ) çok söyleyin!”
(Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)
“Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah’a daha sevimli olsun…”
(Tirmizi, Savm: 52; Darimî, Savm: 52)
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:
“Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce’nin ilk on günün)deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka günler yoktur.”
Sahabeler, sordular:“Ya Resulallah, Allah yolunda cihat da mı?”
Resulullah (s.a.v.) cevap verdi:
“Evet, Allah yolunda cihat da. Meğerki bir adam canıyla ve malıyla cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri getiremez olursa, o başka.”
(İbni Mâce, Sıyam: 39.İbni Hacer, 5:119)
Arefenin yeri başkadır
Bu on gün içinde Arefe gününün yeri ise bambaşkadır.
Bu güne mahsus Hadis-i Şerifler
“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına keffaret olur.”
(Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457)
Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman, Arefe günü kardeşi Hz. Aişe’nin (r.a.) huzuruna girdi. Hz. Aişe oruçlu olduğu için hararetten dolayı üzerine su dökülüyordu. Abdurrahman ona:“Orucunu boz” dedi. Hz. Aişe:
“Resulullahın (s.a.v.), ‘Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki senenin günahlarına keffaret olur’ dediğini işittiğim halde iftar mı edeyim?” dedi.
(Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458)
“Arefe gününün orucu bin gün oruç tutmak gibidir.”
(Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 460)
“Arefe günü gelince, Yüce Allah rahmetini saçar. Hiçbir gün o günde olduğu kadar insan cehennemden azat olunmaz. Kim Arefe günü gerek dünya ve gerekse âhiret ile ilgili olarak Allah’tan bir şey isterse, Allah onun dileğini karşılar.”
“Arefe gününden daha faziletli bir gün yoktur. Allahü Teala o gün, yer ehli ile meleklere karşı övünür ve (Arafat’taki hacıları kast ederek) şöyle buyurur: ‘Kullarıma bir bakın. Saçları başları dağınık, toz toprak içinde her uzak ilden bana geldiler. Bu hâlleri ile onlar, rahmetimi ümit etmekteler, azabımdan dahi korkmaktalar. Şahit olunuz, onları bağışladım. Onların yerlerini cennet eyledim.’
Melekler derler ki: ‘Onların arasında biri var ki; yalancıktan bu işi yapar. Falan kadın da öyle.’ Allahü Teâla şöyle buyurur: ‘Onları da bağışladım.’
Bu on günü hangi ibadetlerle değerlendirmeliyiz?
1-Her şeyden önce her zaman ve zeminde en vazgeçilmez ibadet olan beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz.
2-Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur’an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz.
3-Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin, teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır.
4-Hatta affa ve rızaya nail olmayı hedef kabul ederek, bu on günü sanki Ramazan’ın son on günüymüş gibi geçirmeliyiz. Buna güç yetiremeyenler, hiç değilse arefe gününü ve bir gün öncesini oruçla ve ibadetle geçirmelidirler.
5- On gece içinde, bilhassa terviye, arefe ve bayram gecelerini ihya etmenin özel bir yeri vardır.
6-Arefe günü bin İhlâs Suresi okumak çok faziletlidir. Çünkü arefe, tevhidin, azamet ve kibriyanın tam hissedilip ilan edildiği gündür. Teşrik tekbirleri on gün içinde müsait oldukça söylemek büyük sevaptır.
On Günlük İhyanın Püf Noktaları
Bunun için şu basit, ama etkili tavsiyelere dikkat edin:
* Her yılın Kurban Bayramı öncesi 9 günü ile Kurban Bayramı gününü yani Zilhicce’nin ilk on gününü ajandanıza veya her gün gördüğünüz bir yere not edin.
* Bu on gün içinde sizi meşgul edecek misafirlik, yolculuk ve yorucu işlerden uzak durun.
* Seçici olmadan maç, dizi, haber izlemek gibi boş ve sizi ilgilendirmeyen işlere zaman ayırmaktan her zaman kaçının; bu on günde ise daha bir titiz olun.
* Bugünlerde sağlığınıza özel bir önem verin ki, ibadet ve zikirden geri kalmayın.
*Eğer ev hanımı, emekli, yaşlı gibi mesaiye bağlı bir işiniz yoksa bu on günü sanki i’tikafa girmiş gibi dolu dolu geçirin.
* Öğrenci, memur, işçi gibi belirli bir uğraşınız varsa, mümkün olduğu kadar izin ya da tatil günlerinde oruç ve ibadete ağırlık verin.
* İş, okul vs. sizi mutlaka meşgul etse bile aralardaki “ölü zamanları” değerlendirin.
* Yanınızda sürekli küçük ebatlı bir Kur’an veya bir evrad kitabı taşıyın. Boş zamanlarda birkaç sayfa bile okusanız kârdır.
* Kur’an okumasını bilmeseniz bile, ezberinizde olan sureleri defalarca okumanız büyük sevaptır.
* Bu on gecede daha az uykuyla idare edin ve uykunuzu kaçıracak çay, kahve gibi içecekleri daha çok tüketin.
* On günün tümünde oruçlu olamadıysanız fırsat bulduğunuz gün oruç tutun..
* Zaman kazanmak için bayramlık ve kurbanlık alış verişini önceden yapmaya çalışın.
.
Cemil Tokpınar
Ağlayan sadece analar.. 19/10/2011
.
“Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın. Aksine onlar diri olup Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar. Allah’ın lütfundan kendilerine vermiş olduklarıyla sevinç içindedirler ve arkalarından henüz onlara kavuşmamış olanları, kendilerine bir korku olmayacağı ve üzülmeyecekleri üzere müjdelerler.”
.
(Ali İmran, 3/169-170)
***
”Masum bir cana kıydın öyle mi? Gerçekten çok korkunç bir iş yaptın.”
.
(Kehf / 74)
***
”Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları cezalandırmayı, korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı güne erteliyor.”
.
(İbrahim 42)
***
Hakiki bir müslüman, samimi bir mü’min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey, fitne ve anarşidir…
.
Bediüzzaman Said Nursi
***
Katil olmakla, kurban olmak arasında seçim yapmamız gerektiğinde,
biz kurban olmayı seçeceğiz..!
.
Aliya İzzetBegoviç
***
Şehit polis memuru Bülent Emen şehit düşmeden bir gün önce, Facebook’ta paylaştığı “Allah düşmanın bile şereflisini versin” başlıklı yazısında şöyle diyor:
“Vergi vermezsin, yardım alırsın. Fatura ödemezsin, bizden keserler. Cahilim dersin, öğretmeni şehit edersin. Hastayım dersin, doktoru şehit edersin. Yolumuz yok dersin, mühendisi şehit edersin. Asfaltı kazar mayınla patlatırsın. Resmi dilini bile öğrenmeye tenezzül etmediğin devletten iş beklersin. Fakirim dersin ama inatla çoğalıp virüsleri bile kıskandırırsın. Fakirim dersin, aşiret düğününde görgüsüzlüğün dibine vurursun. Sıkıntın varsa, gel uzlaşalım, kardeşçe yaşayalım dersin, olmaz bu topraklar bizim diye iddia edersin. Biz bu toprakları kanla aldık, kanla veririz deriz, savaşalım deriz, pis faşist dersin. Arkamızı döndüğümüzde pusu kurarsın. Bıktık artık kardeş ayaklarından, Allah düşmanın bile şereflisini versin..”
RUHUN ŞAD OLSUN..
***
Şimdi, profiller bayrakla donatıldığında,
duvarlara “şehidim” yazıldığında ve hükümet kötülendiğinde her şey değişecek mi ?
Ertesi gün Ali Kaptan izlemeyecek misiniz? Gene gülüp / eğlenmeyecek misiniz ? Bırakın bu hamasetliği, ülkeler net üzerinden kazanılmıyor, şehitler 2-3 beylik cümle ile dirilmiyor.
Ağlayan sadece analar..
.
Emrah Bilge
İstiklal marşı okunurken ağzını kıpırdatmayan nesil Facebook’ta vatan kurtarıyor (!)
Şimdi, sıra bizde. 29/03/2011
Japonya’da aynı Türkiye’de olduğu gibi yeni gelen komşuya hediye verilir ve
verilirken: “Honno kimochi desu” cümlesi söylenir.
Cümlenin Türkçe’deki karşılığı ise “Çam sakızı çoban armağanı”dır.
…
Japonya’da 11 Mart Cuma günü meydana gelen 9 şiddetindeki deprem sadece yeri ve denizi değil, ülkedeki hayatı, günlük yaşamı ve yüzlerce aileyi de derinden sarstı. Denizin karaya yürüdüğü, yerin yarılarak üzerindekileri yuttuğu felakette hayatını kaybedenlerin sayısı 8 bin’i geçti. 12 bin kişinin kayıp ve yaklaşık 3 bin kişinin de yaralı olduğu Japonya’da bilanço, 88 binden fazla ev ve binanın tamamiyle yıkıldığını ya da kısmen harab olduğunu gösteriyor. Kısacası Japonya oldukça zor günler geçirdi, geçiriyor.
Japonya, Türkiye ile tarihî bağları güçlü bir ülke. Sultan II. Abdulhamid’in Osmanlı’nın dostluk mesajlarını götürmek amacıyla Japonya’ya gönderdiği Ertuğrul Fırkateyni’nin anısı hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. Japon halkının Türkiye konusundaki hassasiyetinin en büyük örneğini ise 99 Depremi’nde hep birlikte müşahade ettik.
Şimdi, sıra bizde. Hayatın alt üst olduğu, marketlerin kapandığı, toplu taşımanın durduğu, elektrik kesintilerinin yaşandığı Japonya yardım bekliyor.
TURKCELL, VODAFONE ve AVEA tüm hatlardan
“Japonya” yazıp 5777 SMS göndererek, 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.
Aşure Günü 15/12/2010
Abdullah Bey: “On Muharremin târihî veya dînî önemi nedir? Bu gün aşûra pişiriliyor. Bunun sebebi ve hikmeti nedir? Sünnet midir, örf müdür? Bu gün oruç tutulur mu?”
Hazret-i Âdem Aleyhisselâm zamanından beri müstesnâ bir gün olarak tanınan Muharrem’in onuncu gününe Aşûrâ günü deniyor. Arapça “aşr” veya “âşir” kelimelerinden türetilmiş olan “aşûra”, onuncu gün demektir.
Aşûrâ gününe izâfe edilen bir hayli tarih vardır. Özetlersek; Allah Teâlâ’nın Arşı, Melekleri, gökleri, yeri ve Hz. Âdem Aleyhisselâm’ı bugün yarattığı; Hazret-i Âdem Aleyhisselâm’ın tövbesinin bugün kabul edildiği; Hazret-i Nuh Aleyhisselâm’ın gemisinin Cûdî dağına bugün oturduğu; Hazret-i Yûnus Aleyhisselâm’ın balığın karnından bugün çıkarıldığı; Hazret-i İbrâhim, Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i Îsa Aleyhimüsselâm’ın bugün doğdukları; Hazret-i İbrâhim Aleyhisselâm’ın Nemrut’un ateşinden bugün kurtulduğu; Hazret-i Yakub Aleyhisselâm’ın oğlu Yûsuf Aleyhisselâm’a bugün kavuştuğu; Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm’ın hastalıktan bugün şifâ bulduğu; Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm’ın kavminin Firavunun zulmünden bugün kurtulduğu ve Firavunun bugün denizde boğulduğu; Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm’ın tövbesinin bugün kabul edildiği; Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm’a bugün mülk verildiği; Hazret-i Îsa Aleyhisselâm’ın bugün gökyüzüne yükseltildiği rivâyetleri mevcuttur. Bu haberlerden bir kısmının Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm tarafından da doğrulandığı bilinmektedir.
Medîne’ye hicretinden sonra Yahûdîlerin Aşûrâ gününde oruç tuttuklarını gören Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, kendisi bildiği halde:
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahûdîler:
“Bugün salih bir gündür! Bugün Allah’ın, Benîisrâil’i Firavunun elinden kurtardığı gündür! Mûsâ (as), bu İlâhî lütfa şükür için oruç tutmuştur. Bundan dolayı biz de tutarız!” dediler.
Allah Resûlü Aleyhissalâtü Vesselâm da bu haberi yalanlamayarak:
“Biz Mûsâ’nın sünnetini ihya etmeye sizden daha ziyade lâyıkız!” buyurdu, o gün oruç tuttu ve ashaba da oruç tutmalarını emretti.1
Buharî’de, Hazret-i Âişe’den de (ra) şöyle bir rivayet mevcuttur: Câhiliyet devrinde Kureyş, Muharremin onuncu gününde (Aşûrâ gününde) oruç tutardı. Hicretten önce Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm da bugün oruç tuttu. Medine’ye hicretlerinden sonra da Muharremin onuncu günü oruç tutmaya devam etti. Ashaba da bugün oruç tutmalarını emretti. Ancak Hicretin ikinci senesi Ramazan orucu farz kılınınca Muharremin onuncu günü orucunu bıraktı. Artık dileyen bu orucu tuttu; dileyen tutmadı.2
Hazret-i Âişe’den (ra) bir diğer rivayet de şöyledir: “Ramazan orucu farz kılınmazdan önce Müslümanlar Muharremin onuncu gününde (Aşûrâ gününde) oruç tutarlar ve Kâbe’ye yeni örtü örterlerdi. Cenâb-ı hak Ramazan orucunu farz kılınca, Allah Resûlü Aleyhissalâtü Vesselâm: ‘Muharremin onuncu günü orucunu tutmak isteyen yine tutsun; tutmak istemeyen de tutmasın!’ buyurdu.3
Hazret-i Nuh (as) zamanından beri bütün Hak dinlerde makbul olan Muharremin onuncu gününde oruç tutmak, Yahûdiler için farz kılınmıştı. Peygamber Efendimiz (asm) önceleri Muharremin onuncu gününde oruç tutmuşsa da, Ramazan orucu farz kılındıktan sonra bırakmış ve Yahûdîlere muhalefet olsun diye bugün nafile oruç tutmak isteyenlere ya bir gün öncesi ile, ya da bir gün sonrası ile birlikte oruç tutmalarını tavsiye buyurmuştur.
Netice olarak, Muharremin onuncu günü bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile oruç tutmayı sünnet olarak zikredebiliriz. Bunun dışında Muharremin onuncu gününe mahsus olarak yapıla gelen yıkanmak, gözlere sürme çekmek, süslenmek, kına yakmak, bayramlaşmak, hububat ile karışık aşûre pişirmek, sadaka vermek, mescitleri ziyaret etmek, kurban kesmek gibi davranışlar sünnet değil, mubahtır. Muharremin onuncu gününde “aşûre” adıyla bilinen aşı pişirmek ve dağıtmak, örfümüzce benimsenmiş güzel bir âdettir.
Bedîüzzaman Hazretlerinin “vak’a-i ciğersûz” (ciğer yakan hadise) diye nitelediği4 Hazret-i Hüseyin’in (ra) Kerbelâ’da şehit edilişi de, kaderin bir cilvesidir ki, Hicrî 10 Muharrem 61 yılında, yani bugün vaki olmuştur. Muharremin onuncu gününün Şiâ için siyâsî önem içermesi ve bir matem günü olarak ilân edilmesi de bundandır.
Bu vesileyle; asırlar önce bugün insafsızca şehit edilen ve Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin (ra), Cevşenü’l-Kebîr’i ders aldığını bildirdiği iki imamdan birisi olan5 Hazret-i Hüseyin’in (ra) Cennet-mekân ruhunu bugün hayırla ve duâ ile analım.
DUÂ
Ey Kuddûs-i Bâkî!
Sana kırık dökük yönelişlerimi tamama ve kemâle erdir!
Zikrimi makbul kıl! Sa’yimi meşkûr kıl!
Amelimi mağfur kıl!
Günahlarımı bağışla!
Hatalarımı ört!
Ayıplarımı setreyle!
Beni Sana mutî kıl!
Ben Seni unutursam, Sen beni unutma!
Âmin!
Süleyman KÖSMENE
Dipnotlar:
1- Sahih-i Buhârî, C.6, Savm, No: 945
2- Buhârî, C.6, Savm, No:944
3- Buhârî, C.6, s. 106
4- Bedîüzzaman, Mektûbât, s. 99
5- Bedîüzzaman, Emirdağ Lahikası, s.1 83
Arefe gününün önemi 15/11/2010
CEVAP
Kıymetli geceye kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Fakat Arefe ve Kurban bayramının üç gecesi böyle değildir. Bu dört gece, bugünleri takip eden gecelerdir. Arefe, yalnız Zilhiccenin 9. günüdür. Başka güne Arefe denmez.
Arefe günü yapılacak işlerden bazıları şunlardır:
1- Arefe günü sabah namazından, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, erkek-kadın herkes, cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda selam verir vermez, (Allahümme entesselam…) demeden önce, bir kere, vacib olan teşrik tekbirini söylemeli, yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. La ilahe illallahü vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) demelidir.
2- Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmak sevaptır; fakat Arefe günü oruç tutmak daha çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sûr’a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır. [R. Nasıhin]
Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir. [Taberani]
Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir. [T. Gafilin]
Arefe günü [Besmele ile] bin İhlas okuyanın günahları affolup duası kabul olur. [Ebuşşeyh]
(Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.[Müslim]
Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli görülmez. [İ. Malik]
Allahü teâlâ, Arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder. [Gunye]
Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, reddolmaz. Ramazan ve Kurban bayramının birinci gecesi, Berat ve Arefe gecesi. [İsfehani]
Arefe gecesi ibadet eden, Cehennemden azat olur. [S. Ebediyye]
İbadet olarak ilim öğrenmek en faziletlisidir. İlmihal okumakla en uygun ilmi öğrenmiş oluruz.
3- Bugünü fırsat bilip dua etmeli! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
Duanın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır. [Beyheki]
4- Arefe gününü ibadetle, zikirle, tefekkürle geçirmeli, insanlara iyilik etmeye çalışmalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur. [Taberani]
Kulağına sahip olmak, gıybet, çalgı gibi haram olan şeyleri dinlememektir. Eğer biz istemeden kulağımıza gelmişse, bize günah olmaz. Gözüne sahip olmak da, haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almaktır. Diline sahip olmak ise, yalan söylememek, dedikodu etmemek, laf taşımamak, kötü söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi diliyle incitmemek demektir. Bunlara riayet eden, Arefe gününü değerlendirmiş olur.
Bin İhlas okurken
Sual: Hadis-i şerifte, Arefe günü [Besmele ile] bin İhlas okuyanın günahları affolup duası kabul olur buyuruluyor. Bunu okurken, ihtiyaç hâlinde, arada konuştuktan veya başka bir iş yaptıktan sonra devam etmenin bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Hayır, bir mahzuru olmaz. Peş peşe okumak şart değildir. Mesela, bir kısmı sabahtan, bir kısmı öğleden veya ikindiden sonra okunabilir.
Kurban Bayramı Arefesi 14/11/2010
“Kim ki Arefe günü bin İhlas Sûresi okursa, kendi nefsini Allah’tan satın almış olur.”
(Feyzü’l-Kadir).
“Bizim memlekette eskiden arefe gününde bin İhlas-ı Şerif okurduk. Ben şimdi bir gün evvel beş yüz ve arefede dahi beş yüz okuyabilirim. Kendine güvenen, birden okuyabilir.”
(Bedîüzzaman, Şuâlar)
Ve On geceye and olsun.. (Fecr, 2) 06/11/2010
“Fecre yemin olsun. On geceye yemin olsun. Hem tek‘e hem çifte yemin olsun. Gelip geçen geceye yemin olsun. Bütün bu anlatılanlarda, akıl sahipleri için bir yemin vardır.” (Fecr:1-5)
Mevlâ Celle Celalühu istediği şeye yemin eder. Dağa, aya, güneşe vb. Lâkin bizler böyle yemin edemeyiz. Biz üç türlü yemin edebiliriz; (Vav‘ı kasem ile, bâ‘yı kasem ile tâ-ı kasem ile) vallahi, billahi, tallahi şeklinde. Mevlâ Celle Celalühu burada önce “Fecr‘e” yemin etmiştir. Gece karanlığı çatlayıp sabahın beyazı zâhir olmasıdır. Şafak attı deriz ya… İşte o zaman insanları karanlıktan aydınlığa, kederden sevince götüren vakte… Cihan karanlıktan aydınlığa tebessüm ettiği en neşeli ân‘a, Mevlâ Celle Celalühu yemin etmiştir.
Denilmiştir ki; “Fecr”den murad, Kurban Bayramı’nın sabahıdır. Bu mâna da imamı Mücahid: “Fecr” lafzıyla özellikle Kurban Bayramı gününün şafak vakti murad edilmiştir, demiştir.
“Ve on geceye yemin olsun.”
Buradaki on geceden murad Zilhicce Ayı’nın ilk on gecesidir. Yani Kurban Bayramı’ndan önceki on gecedir.
Mevla Teâlâ’nın on gün değilde on gece buyurmasının sebebi, günlerinin dokuz olmasındandır. Onuncu gün bayramdır. Geceler ise önce geldiğinden on gece tamam oluyor.
Tefsir Âlimleri; Araf Süresi 142. Ayette geçen, “Musa ile otuz gece (Bana ibadet etmesi için) sözleştik ve buna on gece daha kattık. Böylece Rabb‘inin tayin etitiği vakit kırk geceye tamamlandı.”
İşte bu ayetteki “on gün”e Alimler Zilhicce Ayı’nın ilk on günüdür demişlerdir. Mevlâ Celle Celalühu bu günlerde Musa Aleyhisselam ile kelâm etmiş, O‘nu düşmanlarından kurtarıp kendine yakın kılmış ve bu on günde O‘na on emri bildirmiştir, denilmektedir.
Hazreti Cabir Radiyallahü Anh’den rivayette Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem buyurdular ki:
-On gece Kurban Bayramı’ndan (evvelki) on gecedir.
Mevla Tealâ bu günlerin kıymetine faziletine binaen yemin etmiştir.
Cabir Radiyallahü Anh’den rivayet olunan diğer bir hadis-i şerif’te Rasûlullah Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
-”Allah Tealâ’nın yanında Zilhicce’nin ilk on günü kadar makbul ve fazîletli başka bir gün yoktur.” Sahabe-i Kiram Radiyallahü Anh sordular:
-Ya Rasûlellah! Onun benzeri bir gün, Allah Tealâ’nın yolunda cihadda da yok mudur? Buyurdular ki:
-”Onda da yoktur. Meğer ki malıyla ve canıyla Allah Tealâ’nın yolunda cihada çıkıyor, vuruyor, vuruşuyor ve onlardan hiçbir şeyle dönmüyor. Ancak bu hariç.
Hz. Aişe anamız şöyle anlatmıştır:
-Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem zamanında bir adam vardı. Çalgıyı severdi. Ancak Zilhicce Ayı’nın hilali göründüğünde, sabahına oruçlu olurdu. Durum, Rasûlüllah‘a anlatıldı. Adamı getirdiler. Peygamberimiz Sallellahü Aleyhi ve Sellem ona sordu:
-Bu günlerde oruç tutmana sebep nedir?” Şöyle dedi:
-Ya Rasûlellah! O günler Hac menasikinin yerine getirildiği ve Haccın yapıldığı günlerdir. Hûccac orada duâlar okurlar, istedim ki: Allah Celle Celalühu onların duasına beni de ortak eylesin.
Bunun üzerine Efendimiz Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:
-Bu on günlerde tuttuğun oruçların her bir günü için yüz köle azâdı ve o kadar da deve kurban etmek sevabı alırsın. Ve ayrıca Allah Celle Celalühu yolunda üzerine binilip savaş edilen yüz at yetiştirmeye denktir. Terviye (Zilhiccenin sekizinci günü, arefe gününden bir gün evvel) günü bin köle azadı sevabı, bin deve sadaka etmek sevabı ve bin at sefere yollamış gibi sevap kazanırsın.
-Arefe günü olunca; senin için iki bin köle azadı sevabı, iki bin deve sadaka etmiş sevabı, ikibin de Allah Celle Celalühu yolunda üzerine binilip savaşa gidilen at bağışlama sevabı verilir.
Bütün bunların dışında Arefe gününün orucu, biri geçmiş biri de gelecek senenin olmak üzere, iki senenin orucuna denktir.
Şimdi bu günlere erişip de bu kazançlardan istifade etmemek akıl kârı mıdır?
Bu on günlerde yapılan ibadet kadar hiçbir günde yapılan ibadet Allah Celle Celalühu’na daha sevimli gelmez.
Said b. Cübeyr Rahimehüllah şöyle demiştir:
-“Bu on gecelerde lambalarınızı söndürmeyin.”
Hizmetçisine dahi uyanık kalmasını emrederdi. O gecelerde yapılacak ibadeti de ona hoşça anlatır, sevdirmeye çalışırdı.
Denilmiştir ki:
Bir kimse, bu on günleri değerlendirir ise, Mevlâ Tealâ o kişiye on ikramda bulunur. Şöyle ki:
-Ömrü uğurlu ve bereketli olur.
-Malında bereket olur, artar.
-Allah Celle Celalühu onun çoluk çocuğunu korur.
-Günahlarına kefaret olur.
-Yaptığı iyiliklere kat kat sevap alır.
-Ölüm halini kolay eder.
-Kabrindeki karanlık günlerine aydınlık verir.
-Mizanında iyilik tarafını ağır bastırır.
-Ahirette düşük hallerden, rezil ve zelil olmaktan kurtarır.
-Cennetteki derecelerini yükseltir.
Ebu Derda Radiyallahü Anh der ki:
“Zilhiccenin ilk günlerinde çok dua ediniz, çok istiğfar ediniz. Çokça sadaka veriniz. Çünkü ben Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem’den: “Zilhicce’nin ilk günün sevabından mahrum kalanlara yazıklar olsun”, dediğini işittim. Özellikle Zilhicce’nin dokuzuncu günü (yani arefe günü) oruç tutmayı ihmal etmeyiniz. Çükü bu günün orucunda hiç kimsenin sayamayacağı kadar çok hayır vardır.
Zilhicce Ayı’nın ilk on gününde Peygamberlere Yüce Allah Celle Celalühu’dan nice ikramlar gelmiştir. Bu mânada gelen bir çok haberler vardır.
İbni Abbas Radiyallahü Anh’ın rivayetine göre:
-Zilhicce Ayı’nın on günü içinde, Allah Celle Celalühu Adem Aleyhisselam’a tevbeyi nasib etti. O‘na tevbe, Arefe günü nasib oldu.
Arefe günü derken, bu bir tanedir. Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür. Lakin halkımız Ramazan Bayramı’ndan önceki güne de arefe demektedir ki o gün, kastolunan arefe günü değildir.
Yine bu on günlerde İbrahim Aleyhisselam Halil olmuştur. Ateş onu yakmamıştır. Kurban ettiği oğlu İsmail Aleyhisselam bu gün, birkaç fidye karşılığında kesilmekten kurtulmuştur.
Kâbe-i Muazzama’yı İbrahim Aleyhisselam bu günlerde yapmaya başlamıştır.
Mevla Tealâ Kur’an’ı Kerim’de buyurdu:
“Ağacın altında seninle biat ettikleri zaman…” Burada geçen Rıdvan Biatı‘dır ki, bu dahi Zilhicce’nin on günleri içinde olmuştur.
Gelelim diğer ayetlere.
“Hem Teke, hem çifte yemin olsun”.
Tek lafzından Murad Allah Celle Celalühu’dur. Çift lafzından murad ise Allah Celle Celalühu’nun yarattığı mahlukattır. Adem ile Havva’dır, da demişlerdir.
“Gelip geçen geceye”.
Bundan murad ise Kurban Bayramı gecesidir. O gece Müzdelife gecesidir de denilmiştir.
Durum böyle olunca Mevla Celle Celalühu Kurban Bayramı gününe, on günlere, Adem Aleyhisselam ile Havva Validemiz’e de yemin etmiştir.
Bu arada kendi zatına Kurban Bayramı gecesine de yemin etmiştir. Bütün bu yeminlerden sonra da ne buyurmuştur.
“Bütün bu anlatınlarda, akıl sahipleri için bir yemin vardır”. Çünkü bunlar öyle olaylar, öyle şeylerdir ki, bir akıl sahibinin; bunlara önem vermemesi, bunların feyiz ve bereketinden, irşat edici özelliklerinden yararlanmaması, kuvvet almak istememesi ihtimali yoktur. Bu olaylardan, onların yaratıcısının; yaratan bir Rabbin var olduğu neticesini çıkarır.
Allahu Teala’nın bereketli kıldığı, Kur’an-ı Kerim’de üzerine yemin edilen, Zilhicce’nin ilk on gecesinde yapılan amellere 700 misli sevab verileceğini Peygamber Efendimiz (sav) müjdeliyor. Bu günler bizlere tevbe etme ve kısa zaman dilimlerinde tekrar çok semere elde etme fırsatının verildiği günlerdir. Biz de Peygamber Efendimize tabi olarak, gündüzleri oruçla geçirmeli, sadaka vermeli, Allahu Tealayı çokça zikretmeliyiz.
Alıntıdır.
Regâib Gecesi 17/06/2010

Regaib Nedir?
Regâib, arapça bir kelimedir ve “reğa-be” kökünden gelmektedir. “Reğa-be”, kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. “Reğîb” kelimesi ise, “reğabe”‘den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, “reğîbe”dir. “Reğîbe”nin çoğulu da “reğâib” dir. Kelime olarak “Regâib”in aslı budur.
Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar> yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir.
Peygamberimiz (a.s.m)’ ın Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevabları var.
Bir de bu ayda sevablar kulların defterlerinin sevab hanelerine, bol bol dökülmesi dolayısıyla da recebül esabb denmiştir. Yâni, sevabların bol bol, şarı şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek… Sabbe, Arapçada dökmek demek… Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü yere münsab derler; o da aynı kökten… Receb-ül esabb; Allah’ın rahmetinin cûşa gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay demektir.
Arifler ve din alimleri kitaplarında yazmışlar ki, bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tevbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şa’ban bakım ayıdır. Ramazan biçim ayıdır, yâni mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor.
Onun için, “Receb ayı tevbe ayıdır.” demişler. Yâni kul ne yapacak?.. “Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet…” diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk’ın yoluna girecek.
Şa’ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir.
Sevgili Peygamberimiz (sas), Regaib Gecesi’nin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua eder, namaz kılar, oruç tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi. Resulullah’ın (sas) Receb’in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı rivayet edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tövbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.
Bu aylara “Çok sevaplı ibadet ayları” diyen Bedüzzaman şöyle işaret ediyor: “Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise Receb-i Şerif’te yüzden geçer, Şaban-ı Muazzama’da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarek’te bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadir’de otuz bine çıkar.” (Şualar) Bu geceyi fırsat bilerek gönlümüzü kasvetle boğan duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. Nefsin kötü arzularını frenleyip, huzur-u kalple ibadetin lezzetini almaya, o hal üzere Rabb’imize yönelmeye çalışalım. Gıybet, haset, riya, ucb, kin, nefret ve kanaatsizlik gibi kötü duygulardan temizlenelim.
Nasıl ihya edelim?
Mümkünse oruçlu olarak karşılanmalıdır.
Kazâsı olanın hiç değilse bir günlük kazâ namazı kılması çok iyi olur.
Kur’an-ı Kerim okunmalı, tövbe, istiğfar edilip tefekkür hali üzere olmalıdır.
En azından yatsı ve sabah namazları camide cemaatle kılınmalıdır. Bu bütün geceyi ihya etmiş gibi sevap kazandırır.
“Lâ ilâhe illallah”, “Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed”, “Estağfirullah”, “Sübhânallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu Ekber”, “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” gibi sözleri zikretmek, tekrar etmek çok sevaptır.
Regaib ile ilgili ayet-i Kerimeler:
Regâib kelimesi Kur’an’da geçmemektedir. Ancak “reğabe”den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur’ân’da sekiz yerde geçmekte ve “reğabe”nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır .
Ayrıca, “Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.” (Tevbe Suresi, 36) Hz. Peygamber’in ( a.s.m ) ( aşağıda hadisler bölümünde bulunan) bir hadisinde, ayet-i kerimede işaret buyurulan haram ayların, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğu vurgulanmaktadır:”
Receb Ayı ve Regaib Gecesi ile İlgili Hadis-i Şerifler:
• Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. (Gunye)
• Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir. (Miftah-ül-cenne)
• Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır. (Ebu Yala)
• Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi. (İbn-i Asâkir)
• “Receb-i Şerîf’in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.” buyuruyorlar. (Camiu-s sağir)
• İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri: “Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O’nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O’nu hiç oruç tutmayacak zannederdik.” buyurmuştur. (Müslim)
• Muhakkak zaman, Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye’l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır.” (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9)
• “Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)
• Yine mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( r.a. )’dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber şöyle derdi: “Allahım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259)
• Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. (Taberânî)
• Hz. Aişe ( r.a ) validemiz, “Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi.” buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, “Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum.” buyururdu. (Tirmizî)
Fotoğraflardaki Kırmızı Gözler 24/05/2010

Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?
Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabaka da retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.
Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanız, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.
Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.
Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.
Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinenin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı olmaz.
Nurforum.org













![Quran verses with tasbih [edited] Quran verses with tasbih [edited]](http://farm3.staticflickr.com/2206/2344598309_446db1721c_t.jpg)


Son Yorumlar