Umut Huzmeleri

"So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers." — Quran (3:139)

06/05/2012

.
“Vermeyene vereceksin!”
Karanlıkları dağıtan heceler O’nun (a.s.m.) dudağından akıp gelmişti:
“Gelmeyene gideceksin!”
Ben’ciliğin katı duvarlarını yıkan, bencilliğin soğuk küllerini
köz eyleyen sözler O’nun (a.s.m.) nefesinde alevlenmişti:
“Kötülük edene iyilik edeceksin!”
Dışarıdaki soğuk değil, içlerindeki soğukluk öldürmüştü onları.
Dirilmeye hazırlananlar asıl “ateş”i O’nun dudağında gördüler.
~
Senai Demirci
 

En büyük yetimlik 23/03/2012

Filed under: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar,Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 20:59

.
“En büyük yetimlik Allah’tan kopuk yaşamak,
O’nu bilmeden yaşamaktır.
Şu kainata “Allah yokmuş” gibi baktığımızda
Bütün varlıklar yetim kalır, her şey yabancılaşır..”
.
Senai Demirci
 

Benliğimi Sende erit… 02/01/2012

.
Kalbimi boş sevdalardan kollayan Sensin
Tohumun kalbine ağaçlar yazan Sensin
Aklımı hiçlik korkularından koruyan Sensin
Benlik dağlarımın taşlarını celalinle yumuşat Ey Celil!
.
Senai Demirci/ Söz Yangını
 

“Oğlumu benden sonra asın” 22/11/2011

Filed under: Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 01:04
Tags:

.

“Benden sonra asın!”

Oğlundan söz ediyor bir baba.

“Önce beni asın, oğlumu sonra…”

Babanın adı: Seyyid Rıza.

Devrim kanunlarına hemen ve harfiyen itaat etmedikleri için havadan bombalanarak imha edilen, sığındıkları mağaralarda fareler gibi zehirlenerek yok edilen kadın-erkek, çocuk-yaşlı 50 bin Dersimli arasından adını en iyi bildiğimizdir Seyyid Rıza.

Dersim İsyanının elebaşıdır devletin gözünde.

Meseleyi “kökünden çözmek üzere” başlatılan Dersim Harekâtı’nda Seyyid Rıza’nın evi de havadan bombalanır. Diğer kadınlar gibi direnen eşi Besi’yi ‘dağ dilberi’ veya ‘dişi kaplan’ diye magazinleştirir devrin Türk basını. (“Cumhuriyet”, 26 Eylül 1937).

“Elli kiloluk bombanın ne şeysi olur ki!” diyen meşhur ilk Türk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in bombaladığı evden “garip eşyalar” çıktığına dair haberler de yapılır. Bu da ayrı bir itibar bombalamasıdır. Güya evde haçlar, Hz. İsa’nın parmağı ve Ermenice dinî kitaplar bulunmuştur.

Seyyid Rıza’nın evinde Gökçen’in bombasından nasiplenen “şeyler”den bazıları şunlardır aslında:

 Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerif, En’am-ı Şerif, Muhammediye, Siyer-i Nebi, Yıldızname, Bektaşiliğe ait bir şiir kitabı

Seyyid Rıza hükümet yetkilileri tarafından anlaşmak üzere Erzincan’a çağrılır.

Ancak 11 Eylül 1937′de Fırat Köprüsü üzerinde aynı hükümet yetkililerince tutuklanır.

Hizaya getirmek için Şeyh’e zorla fötr şapka ve ceket giydirilir ve böylece fotoğraflanır.

Seyyid Rıza, oğlu ve kardeşi, sadece 14 gün süren yargılamadan sonra idama mahkum edilir.

İnfaz günü gelir. Seyyid Rıza ve oğlunun asılacağı kesindir ama önce kim? Baba mı oğul mu?

Bütün vicdanlar bilir ki, babalar oğullarının ölümlerini görmektense ölmeyi tercih ederler.

Son bir insaf ricası gelir saçı sakalı ağarmış Seyyid Rıza’dan.

Razı olduğumuz o ölüm sırasını ister yetkililerden.

Öldürüleceğine değil, oğlunun gözleri önünde öldürülmesine yanar baba yüreği.

O gün, Seyyid Rıza’yı meydana çıkardılar.

 Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Seyyid Rıza meydan insanla doluymuşçasına, Zazaca sessizliğe ve boşluğa haykırdı:

Evladı Kerbelayme, Bé gunayime, Ayvo Zulumo,  Cinayeto.”

(Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir)

İhtiyardı. Hastaydı. Ancak son yürüyüşüne ayırdı bütün enerjisini.  Başı dik, kararlı adımlarla, idam sehpasına doğru rap-rap yürüdü.

 Boynuna ip geçirmek için bekleyen celladı kenara itti. İpi boynuna kendisi geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu. İnfazı yaptı.

Şeyh Seyyid Rıza’nın oğlu göremedi babasının bu asil yürüyüşünü. Bir babanın son insaf çağrısına kulak vermemişti yetkililer.

 Sırf eziyet olsun diye oğlunun idamını babasına seyrettirmişlerdi.

Ne garip ki, bir babanın son andaki son insaf çığlığına kulak asmayan muktedirlerin boynuna takılan zamanın ipi çoktan çekildi. Hepsi toprak altında şimdi.

.

Senai Demirci

 

Verilen ismin bir kıblesi olmalı.. 21/11/2011

.

Çocuğa verilen ismin bir kıblesi olmalı,

ya bir Peygamber’i gösteriyor olmalı

ya da Peygamber izinden yürüyen birinin hatırasını taşımalı.

.

 Senai Demirci

 

İbrahim’e su taşıyan kendi ateşini söndürür.. 29/10/2011

Filed under: Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 22:33

.
İbrahim'in ateşine odun taşıyan kendi ateşini yakar. 
İbrahim'in ateşine su taşıyan kendi yangınını söndürür. 
Ne odun İbrahim'i yakar ne su ibrahim'e yetişir. 
İbrahim'in ateşi odun hammallarını yakar, su taşıyıcılarına serinlik sunar. 
.
Senai Demirci
 

Dua… 16/10/2011

Filed under: Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 01:19
Tags:

.
Dua etmek, kırık kalbini avuçlarına koymandır; diline süslü sözler doldurmak değil…

.

~Senai Demirci  ~
 

Yüreğimizin yayında gerili oktur can.. 11/09/2011

Filed under: Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 21:32
.
Can, paslı bir bıçak yarasıdır varlığın göğsünde.
Tenin beyaz yüzünde bir kardelen hülyasıdır, en canlı yıldızı, yerin en kanlı çiçeğidir.
Yarada kabuk bağlayan her neyse, buzda kristal kristal biçimlenen ne ise, gökten yukarıda, yerden aşağıda ne varsa kaynayan, hepsi can yüzünden, hep can gözünden, hep can özünden.
Yüreğimizin yayında gerili oktur can, ki buralı değildir, şimdiye razı değildir; bizden önceleri ve bizden sonralarıdır.
Gölgemizin kuytusunda saklı hayaldir can, ki bizden ama bizden kalmayandır.
Alnımızda doğmuş şebnemdir can, ki bizden ama bize ait olmayandır, bizden ötelerde aşkları vardır…
.
Senai Demirci
 

Kalbin Ana Fikridir Namaz 05/04/2011

Filed under: Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 23:46
Tags: ,

 
Hatırlar mısın oyuna daldığın solgun ikindileri? Terk edilmiş sokak başlarını süsleyen çocuksu neşelerde yitirirdin kendini. Üşüdüğün aklına düşmezdi. Toprak kiri ellerini küçük sevinçlerin yumağına sarıp ısıtırdın. Gece, kuzgunî bir şal gibi ağır ağır omuzlarına çökerdi; aldırmazdın. Oyunun heyecanıyla aydınlatırdın yüzünü, gözlerini. Acıktığını fark etmezdin. Oyuncak zaferleri kut ve gıda eylerdin kalbine. Evi unuturdun. Sıcak odalardan uzaklığına yanmazdın. Bilmezdin ki sen pencere önü çiçeğisin. Derken, ılık bir anne sesi çekerdi kulağını. “Hadi oğlum eve gel!” “Bak yemeğin soğuyor!”
 
Ezanı öyle sıcacık bir ana çağırışı say işte! Ardında sakladığı mutlulukları unuttuğun, aydınlığını özle(ye)mediğin ulvî pencerelerin pervâzından salkım saçak taşan ana merhametidir. Hasretlerine mukabele edemeyecek, kalbine gıda vermeyecek oyunların telaşını durduran, yumuşak, tatlı, munis, âşina bir sesleniştir ezan… “Akşam oldu; ömür bitiyor, eve dön, varlığını sonsuzlayacağın kapıyı aç… Hava karardı; gönlüne teselli veren renkler çekildi. Hüzün ve korkuların ellerinin nereye vardığını göremeyeceğin kadar koyulaştı. Yüzüne varacağın, huzura konacağın pencerenin önüne gel. Bak, iyice soğudu da hava, üzerin tiril tiril, kaygıların kışında sıkışan göğsünü sarabileceğin bir yakınlık şalın bile yok… Yuvaya dön, sonsuz yumuşaklıkta bir yastığa başını dayar gibi secdeye var; namazın avuçlarına dök eteğinde biriken yetimlikleri, yabanlıkları…. Sımsıcak bir çorbayı yudumlar gibi, dudağının arasına al dualarını, damağına değdir suskunluğa zincirli fısıltılarını.. Çamura bulanmış ellerini, dünyanın kiriyle kararmış yüzünü kara(n)lıkların tozuna bulaşmış gözlerini, abdestin çeşmesinde yu…”
Kalbine bir ana bakışıdır namaz.
De ki:
İyi ki geldin sıcak yanım
Ölümü sol köşede eritti bakışların..
 
Apansız, teklifsiz gözüne girip girip gönlüne asla teselli sunmayan billboard resimleri gibi yolunu kesen, gönlünün mah/pus fısıltılarını duymaktan seni alıkoyan fırsatçı bezirgânlar gibi habire sa/taşan, seni durmaksızın koşturan ama menzil vaad etmeyen yürüyüş bantları gibi yoran “büyük” işlerden çekip alır seni namaz. Hırslarının hazlarının yapışkan kuytusuna itip unuttuğun, kentlerin kuru gürültüsünde ninnileyip uyuttuğun, ağzına gündelik telaşlarını kapatıp susturduğun yetim çocuğu hatırlatır sana. İçindeki çocuğun elinden yeniden tutar. Namaz, küçük bir kız çocuğu yumuşaklığında sokuluverir yanına. Küçücük yüzdeki tebessüm içinde saklı kuşları nasıl sonsuz genişlikte bir göğe çağırıyorsa, daracık seccadenin yüzünde saklı vaadler de kalbini sonsuz genişlikte bir göğüse yerleştirir. Küçük kız çocukları gibi, gözlerine toplar cümle çığlıklarını. Tepeden tırnağa bir bakış olur, gök mavisi gözlerini üzerine yağdırır şefkat kurağı çöllerinin. Bir damla gözyaşının seline kapılır; yıkılır, yok olur, silinir sığ haritalarda çizdiğin öncelikli ülkelerin/ilkelerin. Bakışına dayanılmaz o meneviş gözlerin. Menziline girdiğin dem vuruldu bil yüreğin.
 
Küçük ve yumuşak elinin çekimine karşı konulmaz kız çocuğunun. Küçük bir gayretle çekip alabilirsin elini elinden gerçi. Yüzünü azıcık çevirip gözlerinin hapsinden firar edebilirsin kolayca.. Ama.. Kalbini sarıp sarmalayan avuçlar, gönlüne kelepçeler takan bakışlar seni sana sürükler. Kendi kıyında bulursun kendini yeniden. Hatırla ki, Medineli bir kız çocuğu Peygamber’in [asm] elinden tutacak olursa, kız çocuğu O’nun elini bırakıncaya kadar O elini çekmezdi. Namaz, gözleri menevişli, saçları kıvır kıvır bir kız çocuğu gibi, ardı sıra koşturduğun-sözüm ona-büyük işlerden koparır seni. Kalbinin yanına çağırır nefesini. Hesapsız, kıyısız neşelerin köşesine oturtur sesini/sessizliğini. Sonsuz, vedasız baharların renk/ahenk çiçekleri dibinde yatıştırır iç çekişlerini. Sade, duru bir tebessümün yanağında durultup süzer cümle gönül kırışıklıklarını/karışıklıklarını. Sever seni, sevindirir, sevildiğini bilir, sevildiğine sevinir. Cismi şefkatinin yanında pek sönük kalır. Bedeni yüreğinin göğünde pek cılız durur. Sarılır göğsüne, yüzünü yüzüne değdirir. Ama içinde parlattığı incilerin üzerini kapatır, derûnunda beklettiği sözleri senden sakınır. Suskundur; yarım ağız konuşur gibidir; lâkin söyleyeceği ne çoktur, ne çoktur…
 
Gözlerine bir kız çocuğu ağlayışıdır namaz.
De ki:
Gözlerin ışık seli senin,
Al karanlıklarımı gözbebeklerinde yıka”
 
Senai Demirci
 

Bize özel.. 12/03/2011

Filed under: Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 01:06
 
 
Parmak izlerim kimsenin parmak izine benzemiyor.
 
 Demek ki, benim parmak uçlarıma hiç kimsenin parmak ucuna dokunmadığı gibi dokunmuş.

Sadece dokunmuş mu?

Hâlâ dokunmakta. Her an yeni/den dokunmakta.

 Retinam kimsenin retinasına benzemiyor.
 
Demek ki, benim gözümün içine kimsenin gözünün içine bakmadığı gibi bakmış.

Sadece bakmış mı?

Hâlâ bakmakta.

Şimdi gözlerimin içine yeni/den bakmakta.

Ben gözlerimi kapatsam da,

O gözlerimden bakışını ayırmamakta.

Yüzüm kimsenin yüzüne benzemiyor.

Demek ki, benim yüzüme kimsenin yüzüne yönelmediği gibi yönelmiş.

Sadece yönelmiş mi?

Hâlâ yüzüme dönük ve yüzümün her noktasında çalışmakta.

Ben O’ndan yüz çevirsem de,

O benden yüz çevirmemekte.
 

Senai Demirci

 

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 129 other followers