Umut Huzmeleri

"So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers." — Quran (3:139)

Umut Tacirlerinde Şifa Aramak 26/01/2012

Filed under: Edebî İktibaslar,Güzellik & Sağlık — La Reverie @ 00:44
Tags: , , ,
.Şifanın ne olduğunu, kıymetini arayan da kaybeden de çok iyi bilir. Lakin bazen şifanın nereden geleceğini veya nerede aranacağını unutanlar oluyor. Kimden bir şey duysa, bin bir umutla peşine takılıyor. Çıkmaz sokaklarda umutlar yitirilip gidiyor. Ta ki “ya Şâfî” demeyi öğrenene kadar…
“Ya Şâfî, ente’ş-Şâfî: Ey şifa veren, tek şifa veren sensin” diyerek başlamak isterim söze. Belki en sona yazılması gereken bir bitiş cümlesi olmalı bu kelam. Gerçekte ise nefes alıştan bile önde olmalı.
Şifanın ne olduğunu, kıymetini arayan da kaybeden de çok iyi bilir. Lakin bazen şifanın nereden geleceğini veya nerede aranacağını unutanlar oluyor. Kimden bir şey duysa, bin bir umutla peşine takılıyor. Çıkmaz sokaklarda umutlar yitirilip gidiyor. ta ki “ya Şâfî” demeyi öğrenene kadar…
Kendine iyi bak!
Son zamanlarda moda olan bir söz bu. Hani eskiden vedalaşırken veya bir yerden ayrılırken giden kişi kalanlar için “Allah’a ısmarladık” temennisinde bulunurdu. Uğurlayanlar da ona “güle güle, yolun açık olsun, Allah’a emanet ol” derlerdi. Şimdi el sallayarak “bay bay” edip, kalan da giden de aynı sözü söylüyor: Kendine iyi bak!
Evet, yeni özsever sloganımız bu. Öyle tevekkülle ilgisi falan yok bu sözün. Manasını biraz daha açmak gerekirse, bu kısa ifade ile denilmek isteniyor ki; bu dünyada teksin, değerlisin, önemlisin, kendini sevmelisin ve her zaman iyi hissetmelisin. Sen sağlıklı olmaya layıksın.
Peki, bu her zaman mümkün mü? Sağlıklı kalabilmek için her yol mübah mı?
İşte yeni manevi buhranımız bu noktadan kaynaklanıyor. Sanayi devriminin, otomasyon çağının insanın özüne ve tabiata yabancılaşması nutuklarından sonra, sıra gelmiş kaybettiklerimizi bulmaya! İnsan olduğumuzu hatırlamak, doğaya yönelmek, özümüzle barışmak, hayatı dolu dolu yaşamak filan… Yani “pozitif” olmak.
Halet-i ruhiye denilen ele avuca sığmaz, tarife gelmez değişkeni yine iki kutuba ayırdık, siyahla beyaz gibi. Müspet-menfi, negatif-pozitif, ying-yang, çing-çang… adına ne derseniz deyin, bu kez bir orta nokta bile yok. Gri yok, ılımlı yok, nötr yok, normal yok! Ya çalıp oynamak var ya da oturup ağlamak… Üstelik uğraşanlar emek vermiş, ta 15 bin yıl öncesinden bulup çıkarmışlar bu sağlık hazinesini; Çin diyarında mı, Tibet’te mi yoksa Orta Asya’da mı nerde; o zamanda insanlar efsaneye göre çok uzun ve sağlıklı yaşıyorlarmış da… Bunca teknolojik gelişmişliğe rağmen insanlar niye sağlıksız olsun ve kısa yaşasın?  
Sağlıklı yaşamanın altın kurallarını keşfetmek yetmemiş, ne kadar uzun yaşansa da ölümü kabullenmek mümkün olmamış ki, bir de “reenkarnasyon” denilen, insan ruhunun defalarca dünyaya gelip beden bulduğuna ve ölümsüzlüğe inanan öğreti de eklenmiş yanına.  
Buna mukabil kimi insanlar şu 60-70 yıllık dünya hayatını bile taşıyamaz hale gelmiş, intihar ediyorlar. Kendine hayatı zehir eden ne çok insan var. Alkolik, maddekolik, işkolik, idolkolik, parakolik,  kendi özüne ziyan… Alternatif tıp adı altında umut tacirliği ve modern tıbba güvenin kayboluşu. Gerçi modern tıbbın kendi içinde sorunları yok değil. İlaç ticareti, doktorların tüccarlaşması, ‘şifa eşittir para’ algısının yaygınlaşması ve sair… Saymayı boşverelim, konuya geçelim.
Otçular, taşçılar
Şifalı bitkiler veya baharatçı dükkanları günden güne çoğalıyor. Modern tabirle “herbalistler” veya bizim klasik aktarlarımız iade-i itibar görmüşler gibi şöyle daha bir özgüvenli duruş sergiliyorlar. “Abla bende 1800 çeşit şifalı bitki var!” dedi birisi. Bir tek ecele çare olacak iksir yok.
Artık günümüz insanı hastaneden önce veya sonra mutlaka otçulara da bir uğruyor deva aramak için. Çünkü televizyonlardan o kadar çok şifa tarifi dinliyor veya gazetelerden sağlıklı beslenme ve alternatif tedavi yazıları okuyoruz ki, gaza gelmemek mümkün değil.
Bunun ne mahzuru var demeyin lütfen. İşin bir de trajik yönü var ki, ağır hastalığa düçar olmuş nice kişilere hastalıkları yetmezmiş gibi ilave sıkıntılar yaşatılıyor umut adına.
Geçenlerde kızıma incik-boncuk cinsinden bir şeyler almak için bir dükkana girdim. Bir reyondaki fiyatlar dikkatimi çekti. Kuyumcu dükkanı gibi. Çeşit çeşit kristal taşlar vardı. Kimi işlem görmüş takı haline getirilmiş, kimi de ham haliyle sergileniyordu.
Adam katalog ve broşür bastırmış: Hangi burçtakiler hangi taşla hangi kuşu vuracaklar… yani hangi hastalıklarını iyi edecekler!.. Hangisi pozitif enerji topluyor, hangi taş negatif enerji atıyor, bu bir bilimmiş meğer. Hangi ruhî hastalıklarda hangi taşı boynumuza asacağız ve metabolizmamızın aksayan yönlerini, şekeri, tiroidi, pankreası hangi taşı taşıyarak düzene sokacağınızı arayın, internette bile hemencecik bulursunuz.
Tak boynuna kristal pozitif taşı, kalmasın gözünün yaşı. Bu taşlarla hasta avlama işinde en çok Reikiciler mahirmiş, öyle dedi dükkan sahibi. Benden söylemesi.
Sözde İslâmî dayanak
Bazı sonradan hidayete ermiş şifacılar da var ki bulanık suları daha da bulandırıyorlar. Öncesinde ilkel medeniyetlere hayran olmuş, meditasyonlarda huzur bulmuş,  aklı baliğ olduğunda ise yönünü kıbleye çevirmiş kimi yazarların hâlâ eski etkilenmelerini maalesef üzerlerinden atamadıkları yazdıkları popüler dinî kitaplardan açıkça anlaşılmakta. Kur’an-ı Kerim’i esaslı bir şifa kaynağı olarak beyan ederlerken illâ Çin felsefesindeki veya Reiki’deki çakraların varlığını ispatlamaya yelteniyorlar. Kendi yorumunca dört çakraya dayanak teşkil eden ayet-i kerimeler bulmuş. Ama üç çarka için bulamamış ve açıklamayı yarım bırakmış. Sanki hâşâ kitabımızda bir noksanlık var gibi bir durum çıkmış ortaya.
Bir başkası ise Esma-i Hüsnâ’dan hangisinin hangi hastalığa şifa olduğuna dair bir icatta bulunarak o mukaddes isimleri nerelere çekmiş. Namaz kılarak hangi uzuvla enerji topladığımızı okuduğumda bir müddet bocaladım. Sanki namazı sağlıklı yaşam için bir nevi terapi olarak kılmış oluyoruz.
Kur’an-ı Kerim’e bakışımızla oynuyor bunlar. Yorumcunun biri de tasavvuftaki letâif konusu ile Reiki’nin çakralarını uyumlaştırmayı başarmış kendince.
Bu tür kitaplara dinî yayıncılık yapan köklü müesseselerde bile rastlanabiliyor. Maalesef orta halli vatandaşımız da “yanlış olsa burada satılmaz” gibi toptan bir güven duygusuyla bu yeni moda yayınları alıyorlar. Şifa ararken bir şeyler mi kaybediyoruz acaba?
Nebevî tavsiyeler
Rasulullah s.a.v.’in balla ilgili hadisleri, çörek otunun faydaları, Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen meyve ve yemişler ve yine Sevgili Peygamberimiz’in ağrıyan bir yeri sağ eli ile hafifçe meshederken şifa duası okuması ve böyle yapılmasını tavsiye buyurması, rivayete göre akik taşlı yüzük takması gibi net ve ferahlık verici bilgilerimiz de var elhamdülillah. Ama “negatif enerjilerden” korunmak için bize Buda heykellerinde görülen parmak bitiştirme figürü veya el kilitleme hareketini öğretmemiş. Ne var bunda canım, diyerek çeşitli dinî yayın veya seminerlerde bu gibi saçma sapan Budistçe tripleri saf vatandaşıma laf olsun diye bile öğretmenin bir anlamı yok. Bunu yapan vebal altında kalır! Kendisi günün birinde doğruyu bulsa bile o yanlış öğrettiği insanlara tekrar ulaşıp düzeltme imkanı bulmaya ömrü vefa etmeyebilir. Bu ne kadar büyük sorumluluktur, bilirsiniz.
Rabbimiz’in yarattığı güzelim kristal taşları, incileri ziynet eşyası olarak kullanırız gönül rahatlığıyla. Diyelim bazı taşların vücuttaki birikmiş elektrik yükünü giderici bir etkisi de bulunsun. Tercih sizin. Günde üç beş kez abdest alan insanın koynuna taş basmaya ihtiyacı var mı? Yukarıdan aşağı şifa olan Mukaddes Kitabımız, namaz ve dua varken negatif enerjiden, her türlü negatiflikten korkmak akıl işi değil.
Rabbim cümlemizi şifa aramak adına manevi buhranlara saplanmaktan muhafaza eylesin. İnsanları karanlıklarda yolunu şaşırmaktan alıkoyan Allah dostlarının ziyasıdır. Bulanık sulara düşse bile insan, çırpınırken sanki bir el onu tutup çekiyor oradan. Ve tam bir teslimiyetle uyulabilse onlar ne güzel rehberdir. Şâfî kim, şifa nerede itikadı hastalandırmadan öğrenilir o zaman.
.
Ayşe İZCİ • 126. Sayı / KAPAKTAKİLER
 Semerkand Dergisi
 

Dr. Mehmet Öz’den genç kalmanın sırları 29/10/2011

Filed under: Güzellik & Sağlık — La Reverie @ 22:10
.
Yazıya başlamadan önce belirtmek istediğim bir şey var. Sağlıklı yaşamak için birçok davranış değişikliği yapmak gerekiyor.
Bütün bu davranış değişiklikleri ise düşünsel değişikliklere muhtaç. Düşünsel değişiklik yapmak için haftada bir ya da ayda bir kez olsun, sağlıklı yaşam, sağlıklı beslenme, sağlıklı spor gibi konularda bir kitap okumak insanı kendi vücuduna bakıma odaklayabilir. Hayatınızda bir tane, sağlıklı yaşam kitabı okumanın faydası, tüm ömrünüz boyunca bir ay spor salonuna gitmeye benzeyebilir.
Şimdi gelelim Dr. Mehmet Öz ve Dr. Michael F. Roisen’in kitabına. Yazarlar, yaşlılık kaçınılmazsa da sağlığımızı ve gençliğimizi muhafaza etmek için öneriler getiriyorlar. Bir kısmına kendi yorumlarımı ve önerilerimi de katarak zenginleştirerek paylaşacağım. Yazarlar her gün 30 dakika yürümeyi tavsiye ediyor. İnsan evde de yürüyebilir; dışarıda da. Mevsim şartları izin vermediği zaman ne yapabiliriz? Fiziksel faaliyet önemliyse, başka şeyler de yapılabilir. Yüzülebilir; şınav ya da mekik çekilebilir. Ancak spor da sıkıcı gelebilir. Üç top çevirmeyi öğrenmeye çalışmak ya da masa raketiyle topu hiç düşürmeden bine kadar saydırmak da ciddi ve daha eğlenceli bir fiziksel alıştırma olabilir.
İlerleyen yaşta dişlerinizi kaybetmek istemiyorsanız, diş fırçasıyla yetinmeyin diş ipi kullanmanız gerekiyor. Daha diş bile fırçalayamazken nasıl olacak da diş ipiyle temizlik yapacağız? Benim bulduğum palyatif çarelerden biri diş aralarında kalacak yiyecekleri daha az tüketmek. Örneğin, kişisel olarak reçel yemeyi çok azalttım. Kahvaltıdan sonra çok az zaman diş fırçalıyoruz. İlk fırçalamaya kadar şekerler orada kalıyor.
Uzun yaşamanın sırrı besin çeşitliliği diyebilirim. Dr. Öz ve Dr. Roisen, kitaplarında çeşitli yaşlanma sorunlarına iyi gelen birçok besini sıralamış. Ancak benim anladığım kadarıyla esas sorun, evimizde ya da dışarıda hep aynı şeyleri yememiz. Aileler, bir aylık bir mönü yaparak, aile üyelerinin yemek girdilerini takip etmesi fevkalade anlamlı. Tabii mönüde daha sık bulundurabileceğimiz bazı şeyler olabilir: Domates, brokoli, Brüksel lahanası, ceviz içi, fındık ve kuru üzüm. Dr. Öz ve Dr. Roisen uykunun da önemli olduğunu belirtiyorlar. Her gün 7-8 saat uyumak için bir program yapmalı diyorlar. Benim bu konudaki önerim, elinize bir kitap alıp gece 22.00 sularında yatağa girmek. Yarım saat içinde uykuya dalıp sabah 06.00′da uyanacaksınız.
Uzun yaşamak için yazarların önerdiklerinin başında namaz geliyor. Ruhlarımızın kendini şarj edebilmesi, yoğunlaşabilmesi ve yenilenip canlanabilmesi için sükunet dakikalarına ihtiyaç var. Yazarlar aynı zamanda bir şükredilecekler listesi hazırlamanın çok iyi olacağını belirtiyorlar.
Yazarlar, bu yürüme işinin üstünde duruyorlar ve kaç adım atıldığını takip etmek için mutlaka pedometre kullanılmasını istiyorlar. Diyetle ilgili verdikleri reçete de oldukça etkili. Her gün normal yediğinizin dörtte üçünü yiyin diyorlar. Limonlu suyun ve yeşil çayın toksinleri temizlediğini ve su tutulmasını önlediği belirtiliyor. Diyet için yaptıkları önerilerden biri de haftada bir gün bir vejetaryen gibi beslenmek. Kendi hesabıma misafirlikte değilsem, vejetaryen gibi besleniyorum. Yazarlar, insanın ailesine vakit ayırmasının da sağlığına iyi geleceğini belirtiyorlar. İki hekim, kişisel gelişim kitaplarına da değiniyorlar; bunları okumakla kalmaktan öteye uygulamamız gerektiğini belirtiyorlar. Sağlıklı yaşam için ilave bir önerileri de televizyon ve medyadan uzak durmak. Önerilerinden bir tanesi de eski düşmanlardan birini daha affetmek. Grip aşısı da her yıl yapılması önerilenler arasında. Aynı zamanda kitapta belirtilen tüm aşıları da periyodik bir halde vurulmakta fayda var diye düşündüm.
.
Melih Arat
 

Güzelliğin sırrı 27/04/2011

Filed under: Öykü- Anı,Güzellik & Sağlık — La Reverie @ 23:47
  .
Televizyon spikeri, kameraman arkadaşı ile birlikte geldiği süpermarkette canlı bir röportaj yapıyordu. Herkes ekranda görünmek için onların etrafını sarmış ve kendilerini ön plana çıkarabilmenin telaşına kapılmıştı.
Spiker, çevresindeki hanımları inceden inceye süzdükten sonra, elindeki mikrofonu genç bir kıza uzatarak:
Sayın bayan, dedi. Güzellik konusunda tarafsız bir araştırma yapıyoruz. Özellikle cilt güzelliğinizi neye borçlu olduğunuzu sorabilir miyim size?
Genç kız, kot pantolonuna kadar sarkan saçlarını geriye doğru savurup, bakışlarını devirirken:
Henüz yeteri kadar para kazanamadığım için cildime salatalık kabukları yapıştırıyorum, dedi. Arada bir de salatalık kremi kullanıyorum. Bu yüzden de pırıl pırıl parlıyor elbet.
Spiker bu sefer genç bir kadına dönerek:
Ya siz hanımefendi? Diye sordu. Sizin de cildiniz çok bakımlı görünüyor.
Kadın kendinden emin vaziyette:
Ben, pahalı bir cilt bakım setine sahibim, dedi. Düzenli olarak cildime bakar, sabah akşam kremleyip nemlendiririm.
Röportajın burasında, orta yaşlı bir hanım devreye girerek:
Vaktiyle ben de öyle yapmıştım kızım, dedi. Ama cildimin nemi fazla kaçmış olmalı ki, üç-beş sene sonra ıslak çamaşır gibi aşağı sarktı.
Spiker canlı yayanda oldukları için durumun kötüye gittiğini anlamıştı. Kadının sözlerini boğuntuya getirmek gayesiyle birkaç defa öksürüp lafı kıvırtarak:
İyi ama hanımefendi, diye atıldı. Cildiniz fena görünmüyor ki:
Kadın boynundaki fuları çözüp altındaki dikişleri gösterirken:
Estetik ameliyat diye bir şey duymadın galiba, diye çıkıştı. Cildimi gerdirmek için az mı bıçak altına yattım ben?
Spiker, bir anda berbat olup meslek hayatını tehlikeye sokan röportajını nasıl noktalayacağını düşünürken, süpermarketin raflarına mal dolduran yaşlı bir kadını fark etti. Kadın, oldukça fakir görünmesine rağmen çevresindeki bütün meraklılardan daha değişik güzelliğe sahipti. Spiker, çalıştığı televizyona boy boy reklam veren kozmetik firmalarını daha fazla kızdırmamak gayesiyle ister istemez o tarafa yönelerek :
Teyzeciğim, dedi. Lütfen bizi bağışlayın. Güzellik ve cilt bakımı konusunda araştırma yapıyoruz. Siz ilerlemiş yaşınıza rağmen bu kadar güzel olan cildinize hangi kremi sürüyorsunuz?
Yaşlı kadın, nurlu yüzünü çevreleyen başörtüsünü biraz daha sıkarken, hafifçe gülümseyerek:
Biz yüzümüze krem falan sürmeyiz evladım, dedi. Ama yüzümüzü seccadeye süreriz. Fark etiğin güzellik secdelerin nurudur.
.
Cüneyd Suavi, Hayatın İçinden
 

Geline neden kına yakılır? 24/11/2010

Filed under: Güzellik & Sağlık — La Reverie @ 21:51
Tags: ,

 

Türk-İslam geleneğinde; kına, hem sağlık, hem güzellik, hem de törensel açıdan

özel bir yeri olan, Türk inanç sisteminde adanmış olmanın işaretidir.

Bunun içindir ki; “vatana kurban olsun” diye asker adayına,

“Allâh’a kurban olsun” diye kurbanlık koçlara,

“eşine kurban olsun” diye geline kına yakılır.

 

 

Kına yakmak 24/11/2010

 

 

Sual: Kınanın önemi nedir?

CEVAP

Kınanın önemi, hadis-i şeriflerde şöyle bildiriliyor:

Kına yakın. Zira güzelliğinizi, gençliğinizi ve nikah sevginizi artırır. [Ebu Nuaym, Bezzar]

İlk kına yakan İbrahim Peygamberdir. Siyahla ilk boyanan da Firavun’dur. [Deylemi]

Boyanmanın en iyisi kına ile olandır. [Deylemi]

İhtiyarlığınızı kına ile giderin. Zira bu, yüzleriniz için güzellik, ağızlarınız için hoşluk, kadın için kuvvettir. Kına, Cennet ehlinin kokusunun seyyididir ve kına küfürle imanı ayırır. [İ. Asakir]

Şunlar Lut kavminin kötü ahlakındandır: Erkeklerin sakız çiğnemesi, yol üstünde misvak kullanmak, ıslık çalmak, güvercinle oynamak, erkeklerin parmaklarına kına yakması, bağrı açık gezmek. [Deylemi]

Kına ile boyanın. Çünkü o güzel kokuludur ve korkuyu yatıştırır. [Hakim]

Saçlarınızı kınalayın ve yahudilere benzemeyin! [İbni Adiy]

Sakallarınızı kınalayın. Çünkü melekler müminin kına sürünmesine sevinir. [İ. Adiy]

Peygamber efendimiz, başından rahatsız olana “Git hacamat ol” ayağından rahatsız olana “Git ayağına kına koy” derlerdi. [Taberani]

Resulullaha vahiy gelince, başına ağrı gelir ve başına kına koyarlardı. [İbni Sünni]

Bedeninde bir yara olursa, üzerine kına korlardı. [İbni Mace]

Kadının elinde kına eseri olmasını hoş görürlerdi. [Beyheki]

Kadınların kına yakması

 

Sual: Kadınlar, ellerine kına yakıyorlar, saçlarını boyatıyorlar veya çeşitli ilaçlarla saçlarının renklerini açtırıyorlar. Bunlar caiz midir?

CEVAP

Hepsi caizdir. Ancak yabancılara gösteremezler. Yabancı erkeklere göstermemek şartıyla, kadının her süsü caizdir. Koca için süslenmek sünnet, yabancı için süslenmek haramdır.

Erkeklerin kına yakması

Sual: Erkeğin saç dökülmemesi veya baş ağrısı için kına yakması caiz midir?

CEVAP

Evet, caizdir. Tedavi maksadı yoksa, caiz olmaz.

Sual: Kına, gusle ve abdeste mani midir?

CEVAP

Değildir. Kına mürekkep gibidir, altına su geçirir.

Sual: Ölmüş kadının başına kına koymak caiz mi?

CEVAP

Evet.

Tekrar kına yakmak

Sual: (Kına yakılan ele tekrar kına yakılırsa insan iki evlilik yapar) deniyor. Bu doğru mu?

CEVAP

Hayır, doğru değildir, hurafedir. İki kere de, üç kere de yakılabilir. Sadece kocası ölen kadın, iddet müddetince kına yakamaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

Kocası ölen kadın [iddeti bitene kadar] süslü elbise giymez, ziynet takmaz, kına sürmez ve sürme çekmez. [Müslim]

Bir başka husus da, kına ziynettir. Kadın kınalı elini, yabancı erkeklere gösteremez. Erkek ise, zaten ziynet için kına yakamaz.

 

 

Kırık Saçlar İçin 13/05/2010

Filed under: Güzellik & Sağlık — La Reverie @ 20:55

 

 

Kırık Saçlar için

SICAK YAĞ BAKIMI

Kurumuş ve yıpranmış saçları canlandırmanın en iyi yöntemi, zeytinyağ tedavisidir. Eğer saçınıza parlaklık vermek ve beslemek istiyorsanız,2 çorba kaşığı zeytinyağını ısıtmanız ve yavaş yavaş tüm saç derinize yedirmeniz yeterli olacaktır. Bu işlem bittikten sonra sıcak suyla ıslattığınız bir havluyu, iyice sıktıktan sonra başınıza sarın. Havlu soğurken bu işlemi iki veya üç kez daha tekrarlayın. Böylece başınızın yağı iyice emmesini sağlamış olursunuz. Sonra saçınızı yıkayarak iyice durulayın. Bu bakım türü, özellikle çabuk kırılan saçlar için çok yararlıdır.

 

Cilt Düşmanları 13/05/2010

Filed under: Güzellik & Sağlık — La Reverie @ 20:44

 

Şeker: Şeker hücrelerin gereksinim duyduğu besinleri çalan bir maddedir. Basit şekerler ciltte renk dengesizliklerine sebep olur ve yüzdeki kızarıkların, kahverengi lekelerin başlıca sebebi de şekerdir. Kalsiyum ve diğer minerallerin basit şekerler yüzünden tükenmesi vücudunuzda doku kaybına,bunun sonucu olarak da sarkık,gevşek bir cilde sahip olmanıza sebep olur.


Yağlar: Bilim adamlarına göre yaşlanmanın en büyük sebebi insan vücudundaki yağların oksidasyonudur. Kötü yağlardan uzak durmak cilt sağlığı için gereklidir. ( kırmızı et, mayonez, çikolata, çörekler, patates cipsi, fıstık ezmesi, margarin, fast-food ürünler.) Ancak beslenme programımızdan yağları tamamen çıkartmak da cildimiz için yapılacak en büyük kötülüklerden biridir.Cildin iyi yağlara ihtiyacı vardır ( zeytinyağı,soya yağı,fındık,balık.)

Sigara: Sigara cildin oksijenlenmesini %30 azaltır ve cildi olması gerekenden %40 daha inceltir. Tüm bunlar cildin gevşemesi,sarkması ve kırışmasına neden olur.

Alkol: Alkol vücudu susuz bırakır ve B vitaminlerini çalar. B vitamini saç ve tırnakları güçlendiren, cildin ışıltılı ve temiz olmasını sağlayan bir vitamindir.

Kafein: Kafein cildi susuz bırakarak ve stres hormonlarının salgılanmasını arttırarak cildin kurumasına ve erken yaşlanmasına neden olur.

Güneş: Güneşin UV ışınları cildin üst tabakasına nüfus ettiğinde yaşlanmadan sorumlu olan serbest radikal üretimi artar,yeni hücre üretimi ve vücuttaki C vitamini stoku azalır.Bunun sonucu olarak ciltte lekeler, kırışıklıklar, pürüzlenmeler, kalınlaşmalar ve kılcal damar hassaslaşması görülür.

Uyku Pozisyonu: Yüzükoyun uyuma ciltte sarkma,kırışıklık ve torbalanmalara neden olur.

Yo-yo Diyetler: Hızlı kilo verdiren diyetler cildin en büyük düşmanlarından biridir. Kilo alındığında cilt gerilir;kilo verildiğinde ise eski haline dönemez, sarkar.

Stres: Aşırı stres durumunda kortizol denilen hormon yüksek düzeyde salgılanır: Kortizol erken yaşlanma hormonu olarak bilinmektedir

 

Alıntıdır.

 

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 129 other followers