Cihanı hiçe satmaktır; adı aşk…
Dökülüp varlığı gitmektir; adı aşk…
Belâ yağmur gibi gökten yağarsa,
Başını âna tutmaktır; adı aşk…
Bu âlem sanki oddan bir denizdir
Âna kendini atmaktır adı aşk…
<Eşref oğlu Rûmi>


Ruhumun ufkunda bir güneşsin sen,
Bana Leyla’yı da rahlen öğretti.
Beni bu illerde tüket istersen,
Gurbet bana kâfi, sensizlik yetti.
Her akşam islidir, yıldızsız gökler,
Her sabah dumanlı, sızlayan kökler,
Bu gönül derinden bir haber bekler,
Turnalar uçtular, kervanlar gitti.
Bana dua gerek, soluğun gerek,
Bana vuslat sunsun yeter ki felek,
Her şeyi kenara hemen iterek,
Gelirim vallahi kuvvetim bitti.
Mehmet Erdoğan

Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda, yeri samur döşeli;
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada,
Bütün fâni lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne, topyekûn!
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhava;
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin, kilitlerin yalnız O’nda şifresi;
İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!
Necip Fazıl Kısakürek

BABİL
Yetişir! Kalbimin üstünden
bu göğü indir!
Gel! Ateş içre Aşk gibi gel.
Geldikçe dönsün iç içe tennûreler.
Bana h i ç l i ğ i n o ğ ü z e l
e l b i s e l e r i n i
g i y d i r!
Zaman, ankebut zaman! Sen
tenimden sökül!
Uğursuz kule ve akan yılan
nağmaleri yükseliyor yine
bağçelerde. Sözlerse,
gitgide, bulanık
gül!
Yâ, t a h a mmüüül!
Yâ, t a h a mmüüül!
Atım tüy döktü.İşte altın telekler.
Sürt birbirine. Kalksın perde.
Berhâva olsun mühür!
Dün gece, Babil’e iki melek
indi sessizce. Ruhum, sus ve seyret.
Başladı t e k e r r ü r !
Yâ, taham m ü ü l!
Yâ, taham m ü ü l!
V.B.BAYRIL

…
Bir güzel düş gibi, bir hayal gibi
Sen de git can kuşum, de var sen de git
Dost mezarı içim, bulunmaz dibi…
Düşersem aklına, el aç niyaz et
Belki bir su yürür,
İçim çöl gibi…
Mustafa İslamoğlu

Apansızın gelen ölümdür hayat
Ölümü hissettiğin kadar hayattasındır
Bir soluklanma anı kadar uzun
Güneşin batışı kadar kısadır
Kuş uçmaz sılaya uçunca ebabil hayalin
Arkadaşı olursun maviye özleminin…
Saçlarını ay ışığıyla ören mahkûmun
Gurbetinde pıhtılaştığı rüyada ararsın kendini
Nedendir hep
Mühletsiz mahzenlerin intizar geceleri
Hayatı saklar ya hep hayattan
Sürgününde içine çekersin ya yağmuru
Sırılsıklam toprak olursun sonra
Dağlardan topladığın ömürsüz karlar eriyerek
Gözyaşlarının serzenişine katılır
Mültecisi olursun gözlerinin…
Var git mezarını açmaya artık
Hayatı bırak hayattan
Güller, koklaşmayalı ağlayacaksa da arkandan
Kuşlara selam ver son defa
Tüm müştekîlerden kaçarak
Teslimiyet limanına demir at ruhundan…
Hayret! Ne çok ölümü unutan var
Gassallar nerede heyhat!
tenkafesi

Gül mevsimi geldi mi her şey bize yâr olur
Gönüller gül kokarken geceler nehâr olur
Bad-ı saba getirir diyâr-ı gülden koku
Figan eden bülbüle şifayâb rüzgâr olur
Gözyaşıyla yoğrulur şebnemler yanağında
Dönüşür yağmurlara damlalar cuybâr olur
Yağmur damlalarıyla yıkanırken gülistan
Dile gelir goncalar çiçekler gülnâr olur
Gül derip gül yüzünden armağanlar taşısam
Çoraklaşan şu dünya yemyeşil diyâr olur
Gül renginle boyanır kuşanır özlemini
Kalbim aşkınla yanıp tutuşarak var olur
Ey bülbülün sevdası sultanı gülistanın
Sensiz bütün mevsimler bize sonbahar olur
En Sevgiliye.net

Kulluğum başımda billûrdan bir taç,
Kullukla erilmez pâyeye erdim.!
Kapında bu benden hep Sana muhtaç;
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
Duydum büyünü en engin bir hazla,
Koşarken koşanlar hep Sana nazla;
Bense, işte şu tutarsız niyâzla,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
Kalmadı korkum yakından-ıraktan,
Her şeyi çözen, çürüten topraktan;
Tek endişem var, o da son duraktan;
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
Fikirler bomboş ve hudutsuz fezâ,
Duyulup görülen rûhlara ezâ,
El açıp herkes durunca niyâza,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
Ses ver, öteden nağmeler duyulsun!
Ünsün akıp akıp rûhuma dolsun.
Kaybedenler yitirdiğini bulsun,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
Üst üste şafaklar söksün çöllerde,
Açsın bahtımın ikbali her yerde;
Tıpkı bir tulû gibi perde perde,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
Doğup esince nûrun tepelerden,
Duyulduğunda nâmın kubbelerden;
Taşarken celâlin minarelerden,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
Hep uzak olsam da Sen yanımdaydın,
Bütün benliğime nûrunu yaydın;
Sen’inle olunca günlerim aydın,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
Rûhumda hafakan, boynumda kement,
Hatırımı yakîninle mâmûr et!
Hâlim sana ayân, eyle inâyet!
Aç kapını, tut elimden ben geldim!
M. Fethullah GÜLEN

Rahman ve Rahim olan Adına sığınarak,
Açtım iki elimi, kor gibi iki yaprak.
Bir edep ölçeğinde umutlu ve utangaç,
İşte dünya önünde, benim ruhum Sana aç.
Bu seyriyen ellerle, Senden Seni isterim,
Senden Seni İsterken, canımdan çıkar tenim.
Sana âşık ruhumdur, merceği yakan ışık
Gözlerim, Cemalini görmeden de kamaşık
Bir mirasyediyim ben, iflasın eşiğinde,
Hep sabırla çürüyor, ihlas bileşiğinde.
Kimin kimlik ararken, hem güler hem ağlarım
Yükseklerden dökülen, sular gibi çağlarım.
Çok tuzlu bir denizim, her anım med ve cezir,
Sana âşık olalı, yüreğim kutla esrir.
Döşeğim kara toprak, yorganım kara bulut,
Ben Seninle doluyken, vurgun yapamaz umut.
Her insan günah işler, Sen’den saklanır mı sır?
Tövbe dilekçesiyle sırttan kalkar bu nasır.
Kainatı yarattın, donattın, rızık verdin,
Kimine sonsuz körlük, kimine ışık verdin.
”Yanlış adım atmayın! ”, diye indi her kitap,
Sana açılan eli, geri çevirmezsin Rab.
Ulu Birsin, sineden Peygamberler gönderdin,
Gökyüzüne yıldızlar, yere çiçekler serdin.
Senden önce bir Sen yok, kâinatta ilk Sen’sin!
Bu kâinat bir meta, hepsine mâlik Sen’sin!
Rabb’im Seni tanıyan, bilir doluyu – boşu.
Kapına geldi işte, yorgun bir aşk şarhoşu.
Garibim, muzdaribim ama umutsuz değil,
Seninle dost olanlar, cihanda mutsuz değil,
Kulunun Kurbanıyım, Rabb’im Senin mülkünde,
Garip kulun, lütfeyle gülümse dilekçeme.
Senin için verince, verenin feyzi artar,
Gönülden bir sadaka, dağca bir ömrü tartar.
Kainatta ne varsa, hepsinin zikrinde Sen!
Hamd ve şükür Sanadır, her şey Sen’inle esen!
Sen ki Sana geleni, çevirmezsin eli Boş,
Âşık boşa dememiş: Lütfûn da kahrın da hoş!
Bir Beyaz Dilekçedir, Sana her yalvarışım,
İmanımla amelim, hem perdem, hem nakışım.
Çalı bile, kendine sığınan kuşu itmez,
Sen Gafursun, Azizsin, Senin Keremin bitmez!
Geldim işte kapına, kul Senden ırak olmaz
Sana adanmamışsa, yürekte yürek olmaz!
Her müslüman bir kartal, vurulur da pes etmez,
Oruçtan tad alanlar, kemik peşinde gitmez.
Bezm-i elest’te Sana, secde eden ruh için;
Verdiğin söze sadık, doğru giden ruh İçin:
Hiç kimseyi vatansız, milletini devletsiz,
Gönülleri sevdasız, şehirleri mabetsiz;
Bayrakları rüzgârsız, ocakları ateşsiz
Bırakma ulu Rabbim, asi kul değiliz biz.
Benden önce esirge, Muhammet Ümmetini,
Esen gitsin her kervan, en sona ula beni!
Kâinat bir mozaik, her şeye sahip Allah!
Ey gizli ve âşikâr, her derde tabip Allah! …
Bahattin Karakoç

Ummanında kaybolduğum NURsun.
Mecnun’un Leyla da aradığı, yandığı,
Çöllerde kana kana yudumladığı Senin sevgindi.
Annesiz bir çocuğun Anne diye uzandığı,
Babasız gecelerde Baba diye andığı Sensin.
Soğuk ve insaf bilmez yanlızlıklarda hangi hasta vardır;
Gözyaşı döksün de o yaşlar senin avucuna damlamasın?
Hangi masum, hangi mazlum vardır ki ?
O merhamet deryası yüreğini sığınak yapmasın….
Ey Sultan-ı Levlâk! Kardanadamıyla güneşe çalım satan
Bir çocuğa bakar gibi baktın bize.
Sağnak yağmur altında ateş yakan bir yolcuyu izler gibi izledin.
Bilmiyorlar Allahım dedin;
Bilselerdi yapmazlardı…
Her şeyin önü O’ndan sonu O’na;
Varlıklar adedince Selam Sana,
Sâlât Sana….
Ummanında Kaybolduğum Nursun.
Her akşam gurûbla ayrılan heyecanın kucağında görünensin.
Bırak kırk ikindi yağmurları saçlarında gezinsin.
Sensizlikten yorgun düşmüş bakışları avuçlayıp
Semaya serp ve öylece kal.
Sığındığın Rahman’ın sırdaşı olarak.
Ben geçici hazların sardığı bedenimde
O beden tabutunun en derininde
Nefsimin esiriyim.
Ama SEN :
Ummanında Kaybolduğum Nursun
Azaba ramak kalmış şu dakikalarda
Beni Hayalinle korursun.
Aranan yine SENSİN saikalarda,
Kutsî perdelerin kalktığı anlarda, özlemimsin SEN.
Ummanında Kaybolduğum Nursun.
Gölgen vurur düşlerimin yazgısına.
Ben O Nurla Kutsîliği tadarım.
Yüzümde meltemlerden arda kalan serinlik,
Muhabbet; sabahlayan hislerimin en ücra köşesinde
Düşmanım benlik; yalnızca bir benlik.
Yoluma set çeken ve SENİNLE kaybolan basitlik.
Düşündüğünü zincire vuran benim.
Şafakla kaybolan benim.
Ve ellerim SANA uzanır Ey Sultan-ı levlâk!
Düşmanını elleriyle besleyen bir insana bakar gibi baktın bize,
İlâcını ateşe atan bir hastayı izler gibi izledin.
Bilmiyorlar Allahım dedin, bilseler yapmazlardı.
Her şeyin önü O’ndan sonu O’na…
Varlıklar adedince selam SANA, sâlât SANA:
SEN İÇİMDE YANAN TATLI BİR KORSUN,
VE SEN UMMANINDA KAYBOLDUĞUM NURSUN…