Umut Huzmeleri

“So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers.” — Quran (3:139)

Ey Can- Dursun Ali Erzincanlı Aralık 1, 2009

Kategori: Berceste-Şiir, Multimedia — La Reverie @ 5:32 pm
Tags: , ,

İntizarınla çöller deli ve divaneydi
Firkatin bir kor idi, alev idi dile can.
Sana delicesine sevdalı kum denizi
Gelse de anlatsa bir, mümkün olsa dile can.
Nasıl yandı kavruldu?
Nasıl döndü çöle can?
Rüzgar yanık bir neydi ağlayan, uğuldayan
Gam yüklü teraneydi
Sensiz eylerdi daim sahralarda nale can.
Böyle bir intizarla kavrulurken bu sahra
Kumlarda bir heyecan.
Alemler buldu bir can.
Hayat geldi sümbüle
Itır geldi güle can
Dindi yangını birden kızgın, kurak çöllerin
Ve o rüzgar, o rüzgar estikçe serin serin
Kalbi güldü toprağın ve bütün alemlerin.
Ve bu mesut müjdeyle
Öyle ki koptu birden alemde bir velvele
Şafaklar döndü güne
Kainat buldu bir can
Kullarda bir heyecan
Gül pembe bir gülşenden
Yepyeni, pırıl pırıl bir gün doğdu çöle can.
Hey! Bağrı yanık sahra şimdi yıldızlar çiçek
Geceni süsleyecek
Nur içicek badiye, çöle o geldi diye
Gökte mehtap nur olur
Badiler dolu dolu, ışık ışık seylabe
Mehtap artık göklerden yere akan şelale
Süzülür maveradan, gönüle akar nurdan
En paslı kalpler bile olur bu dem billurdan
Kavuşur çöller bugün o gül kokan yele can.
Madem ki alemlere doğuverdin gün gibi
Ay batsın hicabından, doğmasın gecelere
Gün sönüp gitsin ve dönsün kandile can.
Nur’un, senin ey Nebi öyle aceb bir nur kim
Gün ona can vermeye koşan bir pervane can.
Ve sen bir dolunaysın
Ashabın etrafında halka halka hale can.
Yollarda sen aheste, yürürken beste beste
Yürürken şiir şiir, yollar da şiirleşir
Buseler kondururdu ayakların çöle can
Ve o şükufeleri rüzgar okşardı her an serin elleriyle can.
Sahranın ipeğine o billur ayakların nakışlar kondurdukça
Can gelirdi çöle can
Senden diye, hep senden diye rüzgardaki helecan
Kullar mütebessimdi narin, yumuşacık ve billur ayaklarına
Ve o günden bu güne esen bu deli rüzgar
Senden bir soluk almış
Ve o kutlu nefesi dağıtmış ıtır diye karanfile, sümbüle
Alem ıtrınla donmuş, ıtrın sinmiş güle can.
Sahra sıcak ve kurak feyzin yudumlayarak
Dindirir hasretini kavuşurdu suya can.
Bir zaman initizarın kavurduğu çölleri şimdi firkatin yakar
Hasretin alev alev sahrada bir şule can.
Rüzgardaysa bir figan, serseri ve derbeder
Uğuldar zaman zaman sensiz eyler nale can.
Bir şefaat umudu kevserin yudum yudum
Rahmetin sağanak sağanak yüreğime dola can.
Seninle bir can olsam, bir can katsan cana can.
Mücrim olsam da bir gün, mümkün müdür sıla can?
İstemem azatlığı, sana olam köle can.
Sensiz bu alem zehir, ya ukbada n’ola can?
Rahmetinden bir damla bekleyen çöl gibiyim
Ruhum kurak bir sahra, derbeder, serseriyim
Gülşeni gönlüm sensiz, kuruyor sessiz sessiz
Rahmetinden bir feyiz saçmassan n’ola halim
Ümit güllerim susuz korkarım ki sola can.
Korkarım ki sola can.

 

Dursun Ali Erzincanlı

 

Adı aşk… Kasım 9, 2009

Kategori: Berceste-Şiir — La Reverie @ 11:36 pm
Tags:

Cihanı hiçe satmaktır adı aşk...Dökülüp varlığı gitmektir adı aşk...Belâ yağmur gibi gökten yağarsa...Başını âna tutmaktır adı aşk...Bu âlem sanki oddan bir denizdir Âna kendini atmaktır adı aşk (Eşref oğlu Rûmi)

Cihanı hiçe satmaktır; adı aşk…

Dökülüp varlığı gitmektir; adı aşk…

Belâ yağmur gibi gökten yağarsa,

Başını âna tutmaktır; adı aşk…

Bu âlem sanki oddan bir denizdir

Âna kendini atmaktır adı aşk…

 

<Eşref oğlu Rûmi>

 

 

Kuvvetim Bitti Ekim 29, 2009

Kategori: Berceste-Şiir, Yürekler Semaya-Yakarış — La Reverie @ 8:20 pm

 

yanayım Sana geleyim..

 

Ruhumun ufkunda bir güneşsin sen,
Bana Leyla’yı da rahlen öğretti.
Beni bu illerde tüket istersen,
Gurbet bana kâfi, sensizlik yetti.

Her akşam islidir, yıldızsız gökler,
Her sabah dumanlı, sızlayan kökler,
Bu gönül derinden bir haber bekler,
Turnalar uçtular, kervanlar gitti.

Bana dua gerek, soluğun gerek,
Bana vuslat sunsun yeter ki felek,
Her şeyi kenara hemen iterek,
Gelirim vallahi kuvvetim bitti.

Mehmet Erdoğan

 

 

Geçilmez.. Ekim 6, 2009

Kategori: Berceste-Şiir — La Reverie @ 8:01 pm
Tags: ,

Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez

 

Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.

İçeride bir has oda, yeri samur döşeli;
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.

Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada,
Bütün fâni lezzetlere darılmadan geçilmez.

Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne, topyekûn!
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.

Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.

Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhava;
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.

Geçitlerin, kilitlerin yalnız O’nda şifresi;
İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!

Necip Fazıl Kısakürek

 

BABİL – V.B.Bayrıl Ekim 1, 2009

Kategori: Berceste-Şiir — La Reverie @ 8:05 pm
ya tahammül.
 

BABİL

Yetişir! Kalbimin üstünden
bu göğü indir!

Gel! Ateş içre Aşk gibi gel.
Geldikçe dönsün iç içe tennûreler.
Bana h i ç l i ğ i n o ğ ü z e l
e l b i s e l e r i n i
g i y d i r!

Zaman, ankebut zaman! Sen
tenimden sökül!

Uğursuz kule ve akan yılan
nağmaleri yükseliyor yine
bağçelerde. Sözlerse,
gitgide, bulanık
gül!

Yâ, t a h a mmüüül!
Yâ, t a h a mmüüül!

Atım tüy döktü.İşte altın telekler.
Sürt birbirine. Kalksın perde.
Berhâva olsun mühür!

Dün gece, Babil’e iki melek
indi sessizce. Ruhum, sus ve seyret.
Başladı t e k e r r ü r !

Yâ, taham m ü ü l!
Yâ, taham m ü ü l!

V.B.BAYRIL

 

Can kuşum… Eylül 29, 2009

Kategori: Berceste-Şiir, Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ — La Reverie @ 10:47 am
Tags:

sen de uç can kuşum

Bir güzel düş gibi, bir hayal gibi

Sen de git can kuşum, de var sen de git

Dost mezarı içim, bulunmaz dibi…

Düşersem aklına, el aç niyaz et

Belki bir su yürür,

İçim çöl gibi…

 

Mustafa İslamoğlu

 

İdamını bekleyen kuşlar Eylül 29, 2009

Kategori: Berceste-Şiir, Beyne'l-Havf Ve'r-Recâ — La Reverie @ 10:06 am
Tags: ,

Hayret! Ne çok ölümü unutan var

Apansızın gelen ölümdür hayat
Ölümü hissettiğin kadar hayattasındır
Bir soluklanma anı kadar uzun
Güneşin batışı kadar kısadır
Kuş uçmaz sılaya uçunca ebabil hayalin
Arkadaşı olursun maviye özleminin…

Saçlarını ay ışığıyla ören mahkûmun
Gurbetinde pıhtılaştığı rüyada ararsın kendini
Nedendir hep
Mühletsiz mahzenlerin intizar geceleri
Hayatı saklar ya hep hayattan
Sürgününde içine çekersin ya yağmuru
Sırılsıklam toprak olursun sonra
Dağlardan topladığın ömürsüz karlar eriyerek
Gözyaşlarının serzenişine katılır
Mültecisi olursun gözlerinin…

Var git mezarını açmaya artık
Hayatı bırak hayattan
Güller, koklaşmayalı ağlayacaksa da arkandan
Kuşlara selam ver son defa
Tüm müştekîlerden kaçarak
Teslimiyet limanına demir at ruhundan…

Hayret! Ne çok ölümü unutan var
Gassallar nerede heyhat!

tenkafesi

 

Gül Mevsimi Eylül 13, 2009

Kategori: Berceste-Şiir — La Reverie @ 10:29 pm
Tags: , , ,

Gül mevsimi geldi mi her şey bize yâr olur

Gül mevsimi geldi mi her şey bize yâr olur
Gönüller gül kokarken geceler nehâr olur

Bad-ı saba getirir diyâr-ı gülden koku
Figan eden bülbüle şifayâb rüzgâr olur

Gözyaşıyla yoğrulur şebnemler yanağında
Dönüşür yağmurlara damlalar cuybâr olur

Yağmur damlalarıyla yıkanırken gülistan
Dile gelir goncalar çiçekler gülnâr olur

Gül derip gül yüzünden armağanlar taşısam
Çoraklaşan şu dünya yemyeşil diyâr olur

Gül renginle boyanır kuşanır özlemini
Kalbim aşkınla yanıp tutuşarak var olur

Ey bülbülün sevdası sultanı gülistanın
Sensiz bütün mevsimler bize sonbahar olur

En Sevgiliye.net

 

Ben geldim… Eylül 12, 2009

Kategori: Berceste-Şiir — La Reverie @ 9:22 pm
Tags: ,

ben geldim...

Kulluğum başımda billûrdan bir taç,
Kullukla erilmez pâyeye erdim.!
Kapında bu benden hep Sana muhtaç;
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Duydum büyünü en engin bir hazla,
Koşarken koşanlar hep Sana nazla;
Bense, işte şu tutarsız niyâzla,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Kalmadı korkum yakından-ıraktan,
Her şeyi çözen, çürüten topraktan;
Tek endişem var, o da son duraktan;
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Fikirler bomboş ve hudutsuz fezâ,
Duyulup görülen rûhlara ezâ,
El açıp herkes durunca niyâza,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Ses ver, öteden nağmeler duyulsun!
Ünsün akıp akıp rûhuma dolsun.
Kaybedenler yitirdiğini bulsun,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Üst üste şafaklar söksün çöllerde,
Açsın bahtımın ikbali her yerde;
Tıpkı bir tulû gibi perde perde,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Doğup esince nûrun tepelerden,
Duyulduğunda nâmın kubbelerden;
Taşarken celâlin minarelerden,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Hep uzak olsam da Sen yanımdaydın,
Bütün benliğime nûrunu yaydın;
Sen’inle olunca günlerim aydın,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Rûhumda hafakan, boynumda kement,
Hatırımı yakîninle mâmûr et!
Hâlim sana ayân, eyle inâyet!
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

M. Fethullah GÜLEN

 

Beyaz Dilekçe Ağustos 23, 2009

Kategori: Berceste-Şiir, Yürekler Semaya-Yakarış — La Reverie @ 9:43 pm
Tags: ,

beyaz dilekçe
Rahman ve Rahim olan Adına sığınarak,
Açtım iki elimi, kor gibi iki yaprak.
Bir edep ölçeğinde umutlu ve utangaç,
İşte dünya önünde, benim ruhum Sana aç.

Bu seyriyen ellerle, Senden Seni isterim,
Senden Seni İsterken, canımdan çıkar tenim.
Sana âşık ruhumdur, merceği yakan ışık
Gözlerim, Cemalini görmeden de kamaşık

Bir mirasyediyim ben, iflasın eşiğinde,
Hep sabırla çürüyor, ihlas bileşiğinde.
Kimin kimlik ararken, hem güler hem ağlarım
Yükseklerden dökülen, sular gibi çağlarım.

Çok tuzlu bir denizim, her anım med ve cezir,
Sana âşık olalı, yüreğim kutla esrir.
Döşeğim kara toprak, yorganım kara bulut,
Ben Seninle doluyken, vurgun yapamaz umut.

Her insan günah işler, Sen’den saklanır mı sır?
Tövbe dilekçesiyle sırttan kalkar bu nasır.
Kainatı yarattın, donattın, rızık verdin,
Kimine sonsuz körlük, kimine ışık verdin.

”Yanlış adım atmayın! ”, diye indi her kitap,
Sana açılan eli, geri çevirmezsin Rab.
Ulu Birsin, sineden Peygamberler gönderdin,
Gökyüzüne yıldızlar, yere çiçekler serdin.

Senden önce bir Sen yok, kâinatta ilk Sen’sin!
Bu kâinat bir meta, hepsine mâlik Sen’sin!
Rabb’im Seni tanıyan, bilir doluyu – boşu.
Kapına geldi işte, yorgun bir aşk şarhoşu.

Garibim, muzdaribim ama umutsuz değil,
Seninle dost olanlar, cihanda mutsuz değil,
Kulunun Kurbanıyım, Rabb’im Senin mülkünde,
Garip kulun, lütfeyle gülümse dilekçeme.

Senin için verince, verenin feyzi artar,
Gönülden bir sadaka, dağca bir ömrü tartar.
Kainatta ne varsa, hepsinin zikrinde Sen!
Hamd ve şükür Sanadır, her şey Sen’inle esen!

Sen ki Sana geleni, çevirmezsin eli Boş,
Âşık boşa dememiş: Lütfûn da kahrın da hoş!
Bir Beyaz Dilekçedir, Sana her yalvarışım,
İmanımla amelim, hem perdem, hem nakışım.

Çalı bile, kendine sığınan kuşu itmez,
Sen Gafursun, Azizsin, Senin Keremin bitmez!
Geldim işte kapına, kul Senden ırak olmaz
Sana adanmamışsa, yürekte yürek olmaz!

Her müslüman bir kartal, vurulur da pes etmez,
Oruçtan tad alanlar, kemik peşinde gitmez.
Bezm-i elest’te Sana, secde eden ruh için;
Verdiğin söze sadık, doğru giden ruh İçin:

Hiç kimseyi vatansız, milletini devletsiz,
Gönülleri sevdasız, şehirleri mabetsiz;
Bayrakları rüzgârsız, ocakları ateşsiz
Bırakma ulu Rabbim, asi kul değiliz biz.

Benden önce esirge, Muhammet Ümmetini,
Esen gitsin her kervan, en sona ula beni!
Kâinat bir mozaik, her şeye sahip Allah!
Ey gizli ve âşikâr, her derde tabip Allah! …

Bahattin Karakoç