Umut Huzmeleri

"So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers." — Quran (3:139)

My soul expands… 29/02/2012

Filed under: English Articles-Stories etc. — La Reverie @ 22:16
.
When I admire the wonder of a sunset or the beauty of the moon,
My soul expands in worship of the Creator.
.
~Mahatma Gandhi
 

Allah herkese layık olduğu cevheri verdi 29/02/2012

Filed under: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 19:36
.
Allah herkese layık olduğu cevheri verdi
Eğer kedinin kanadı olsaydı serçenin nesli biterdi.
.
Sadi
 

Japon ve Kertenkele 29/02/2012

Filed under: Öykü- Anı,Kıssadan Hisse — La Reverie @ 00:25
Tags: , ,

.
Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun için evinin bir duvarını yıkar.
Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. Duvarı yıkarken, orada dışarıdan gelen bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanır da, kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce. Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştı. Nasıl olmuştu da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmıştı?
Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalıydı.
 Sonra bu kertenkelenin 10 yıldır hiç kıpırdamadan nasıl 10 yıl yaşadığını düşündü- ayak çivilenmişti!
Böylece çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar, ne yiyor acaba?
Sonra nereden çıktığını fark edemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle!
İnanılmaz! Adamı sersemletir gördüğü manzara. Bu nasıl bir sevgi?
Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır diğer kertenkele tarafından beslenmekteydi…
 
 

The secret of secrets 28/02/2012

Filed under: English Articles-Stories etc. — La Reverie @ 22:15
Tags:

.
If you could get rid of yourself 
just once 
the secret of secrets 
would open to you.
~Rumi ♥

 

Aşk tılsımlı define gibidir. 28/02/2012

Filed under: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 21:47
Tags:

.

Aşk sarp kayaların dehlizinde saklı, tılsımlı define gibidir.
Ele geçirilmesi bir hayli zordur. Sabır ve meşakkat ister.
Ele geçen definenin muhafazası ise o defineyi bulmaktan daha zordur.
Sadakat ve istikamet ister.
Maşuk kaf dağının ardındaki zümrüd-ü anka kuşu gibidir; pek nazlıdır.
Hiç ihmale gelmez. Teslimiyet ve muhabbet ister.
Aşık, aşığın durumu ise çok farklıdır. Ne cehennem ister ne Cennet.
Ne saltanat ister ne servet.
Sevildiğini bilmek yeter ona. Buna da diyet ister.
En mühimi de koca bir yürek ister.                 
.
 A. Taceddin Erol
 

Milad un Nabi (Saad bin Muhammad) 28/02/2012

Filed under: Multimedia — La Reverie @ 21:30
Tags: , , , , , ,
.
Bu Urduca Naatı Pakistanlı canım kardeşim Saad söylüyor.
Çok akıllı, bilgili ve takvalı bu güzel kardeşim İslam’a hizmet için çokça gayret ediyor.
Bu naatı Noor-u Sarmadi yani “Sonsuz Nur” Kutlu Doğum programında söyledi.
Onu Allah için çok seviyorum.
Lütfen ona ve tüm genç kardeşlerimize dua edelim..
Yarın, onların..
“♥”
 

Bir gelincik hikayesi 28/02/2012

Filed under: Öykü- Anı,Kıssadan Hisse — La Reverie @ 00:18
Tags:

.

Günün birinde uzaklarda bir köyde çocuğu doğmadan kocası ölmüş ve tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar.Gelincik vefalıdır. Kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da zamanla oldukça uysallaşır. Birkaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs görmek ve yavrusuna bakmak zorundadır.
Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür.
Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerideki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir. Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.
 
 

Tenimizi O’nun yolunda toprak ederiz.. 27/02/2012

Filed under: Berceste-Şiir — La Reverie @ 22:54
Tags: , , ,

.

“Cismimiz râh-ı vefâda gerçi kim hâk eyleriz
Bâd-ı âh ile reh-i yâri yine pâk eyleriz”
..
Sevgiliye bağlılığımızı göstermek için tenimizi O’nun yolunda toprak ederiz.
Sonra onun geleceği yolda toz toprak bulunmasın diye,
bunları ahımızın yeliyle siler temizleriz.
..
Avnî (Fatih Sultan Mehmet)
 

Dünyanın en tatlı çikolatası 27/02/2012

Filed under: Öykü- Anı — La Reverie @ 00:15
Tags:

.
Bugün gün boyu televizyon ve radyolardan aynı haberler geçmekte idi. Ve hemen herkes özürlülere bakış açısının yanlışlığından dem vuruyordu. Bir de yeni çıkmış “esasında bizler özürlüyüz” cümlesini özür diler mahiyette tekrarlayıp duruyorlardı. Bilmem hakkıyla bir şeyler yapamamanın verdiği eziklik, bilmem herkes öyle söylediğinden.
Mesai saati dolmadan Adliyeye yetişmem gerekiyordu. Bu sebepten biraz da hızlandırılmış adımlarla o tarafa doğru yürümeye başladım. Resmi başvurularda bir de sabıkasızlık belgesi talep ediyorlar. O belgeyi alıp akşam olmadan eve dönmeliydim. Tam İnce Minarenin önünde iken üç tane zabıta memuru yanımdan geçmekte idiler. Belediye hakkında hararetli hararetli konuşuyorlardı. Aniden duvarın üstünde oturmakta olan adama doğru yöneldiler. Duvarın üstünde, elinde ucu üç bacaklı bir bastonu olan ve elleri sürekli titreyen, sanki birkaç özür birden taşıyormuş izlenimi veren genç bir adam oturuyordu. Hemen yanı başındaki kutuda bir şeyler satıyordu besbelli. Sanki çikolata kutusu gibiydi. Tam seçemedim. Çünkü zabıtalar kutuyu kapatıp poşetin içine koydular ve adamın eline verip oturduğu yerden kaldırdılar. Adam güç bela kaldırımın ortasına doğru geldi.
Mesai bitmeden yetişmem lazımdı. Hızlandım. Ama aklım da adamda kalmıştı. Sattığı küçücük malı satması yasaklanınca çok üzülmüştü. Derin bir çaresizlik yaşıyordu. Dilenmek gibi bir seçeneği zaten seçmemişti ama toplum onu alkışlamak yerine önüne engelinin kaç misli bir engel daha koyuyordu.
Adliyede işim çabuk bitti. Artık sabıka kaydım olmadığına dair bir belgeye sahiptim ve gerekli kuruma götürüp verecektim. Oysa iç dünyamda sabıkalı imişim gibi bir huzursuzluk vardı. Zabıtanın engeline karşı koyamayacak bir zayıflık yaşıyordum ve orada seyirci olarak bulunuyordum. Ne de garip bir figüranlık üstlenmiştim oysa. Rolümü hiç beğenmedim. Çok daha güzel bir pozisyonda olmalıydım diye düşündüm. Mesela başrolde olsaydım. Ama ne yapabilirdim ki; Zabıtalara görevlerinin çok saçma olduğunu mu hatırlatsaydım, Bu adamın bir dükkân edinip de mal satma ihtimalinin hiç olmadığını mı? Yoksa memleket vergi hırsızlarıyla dolu bunu mu buldunuz yakalayacak? Deseydim. Bu sözler eskimiş sözlerdi. Defalarca tekrarlanmış ve sağırlık yapmış haldeydi.
Güya sabıkasızlık belgesi almıştım ama hiç tadını çıkaramadım. Dönüş yolunda kaldırımın ortasında zabıta şokunun tesiriyle çaresiz duruyordu. Bazı insanların dilenci mi acaba diye dikkatini çekiyordu ama istemeden dilenmeden oracıkta bekliyordu.
Onca titremesine rağmen ne kadar da düzgün göründü gözüme. Ama çaresizdi. Önünden geçtim beni fark etmedi. Biraz evvelki olaya şahit olduğumu da bilmiyordu. Tam geçip gitmek üzereydim ki adımlarım yavaşladı ve beni kaldırımın kenarına bir yere durmam için çekti. Geriye doğru üç beş adım attım. Çaresiz adamın önünde durdum. Poşeti işaret ederek: “ne satıyorsunuz ?”diye sordum. Ağzındaki ve yüzündeki problemin tesiriyle bozuk bir şekilde “çikolata” diye cevap verdi. Poşeti açarak içindekini göstermeye çalıştı. “kaç lira bunlar” dedim. Titreyen elleriyle üç parmağını göstererek hepsinin bir lira olduğunu ima etti. Yani üç tane çikolata bir liraya.
Poşetin içinden saymaya başladım Saydıklarımı kabanımın cebine dolduruyordum. Sonra diğer cepteki iç içe iki kâğıt parayı çıkarıp küçük olanı verecektim ki zirvede bir umut ile diğer parayı gösterdi. Bu kadar alsan. Doğru ya bu kadar alsam ne iyi olur. Sanki o para beni ihya mı edecek? Zaten çocuklara vereceğim. Daha çok olsun varsın. Tamam dedim. Birkaç küçük çikolata daha cebime koydum. Üstünü saymadım.
Karşımda sanki dünyalar verilmiş bir insan duruyordu. “Sen” dedi” kimsin?”, “adın ne?”
Adımı söyledim. “Benim adım Mehmet” dedi ardından bozuk konuşmasıyla… Kendisini tanıttı. Zira benim onu tanımaktan çok memnun olduğumu ve beni o anda oradan geçiren Rabbime şükrettiğimi fark etti.
Hafifçe el salladım ve yanından ayrıldım.
En azından bugün için sabıka kaydım olmamıştır inşallah diyerek işyerine doğru yöneldim. Ardından gecikmeden eve dönmeliydim. İçimde önce hüzünle yıkılmış bir duvar var idi. Ardından tarifi imkânsız bir sevinç yaşadım. Ağlıyordum. Akşam karanlığında kimseler beni fark etmedi. Şalımın ucuyla gözlerimi sildim ve hızlandım. Cebimdekini vermiştim ama dünyanın en tatlı çikolatasıyla dönüyordum.
.
Sakine Akça
 

Güven 26/02/2012

Filed under: Öykü- Anı,Kıssadan Hisse — La Reverie @ 23:49
Tags: ,

.

Zamanın birinde yaşlı bir adam ve dünyada tek sahip olduğu varlık olan, çok ama çok güzel bir atı varmış. Adam bir gün atıyla beraber bir yolculuğa çıkmış, yolculuk sırasında bir yerde dinlenirken yanına bir adam gelmiş ve ondan biraz ekmek ve su istemiş. Adam da bohçasında ne var ne yoksa beraber yiyebileceklelerini söylemiş. Oturmuşlar beraberce yemeklerini yemişler aynı kaptan su içmişler ve aralarında güzel bir muhabbet etmişler. Yemek ve muhabbetten sonra dinlenmek için biraz uzanmışlar. Aradan zaman geçmiş, atın sahibi olan adam uyanmış bir de ne görsün, ne yemeği kalmış, ne suyu, ne de o çok sevdiği dünyalar güzeli atı var, hepsini almış gitmiş o çok güvendiği adam.

Yaşlı adam hiçbir şey söylemeden biraz bakmış boşluğa ve şöyle demiş:

-Ne ekmeğimi böldüğüme yanarım,

Ne suyumu böldüğüme,

Ne o çok sevdiğim atımı götürdüğüne,

Hani o içimdekini götürdün ya…

.

Mehmed Beşir Parlakoğlu

 

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 129 other followers