
Mesnevî-i Nuriye
İnsanlar birbirine benzerse de hepsinin dünyaları farklı. Ağaçlar da birbirine benzer ama meyveleri hatta yaprakları bile ayrı ayrıdır. Sular da birbirine benzer ama her birinin içimi farklı; kimi acı, kimi tuzlu, kimi tatlıdır.
Yumurtalar da öyle değil mi? Yılanın yumurtası, serçenin yumurtasına benzerse de aralarında dağlar kadar fark vardır. Kaldı ki dağlar bile birbirine benzemezler…
İnsanlar; çarşıya pazara hep aynı gibi gider. Oysa bu dıştan görünendir. Kiminin derdi kiminin neşesi vardır. Her şeyin iç yüzünü ancak Allah bilir. Sinelerde ne gizli ancak O (cc) bilir. Her şey O’na ayan beyan, bize pinhan.
“O günde ki (bütün) sırlar yoklanıp meydana çıkacaktır.” (Tarık Sûresi: 9)
Ne büyük bir gerçeğin ifadesidir. Kimin ne kazandığı, kimin ne götürdüğü o gün bilinecek.
Ölüme de böyle gideriz; çarşı pazara gidişteki benzerlik gibi. Ama ölenin hâlini ve amelini kim bilebilir Allah’tan başka. Bir kısmımız belki hüsran ve zarar içinde, bir kısmımız da belki ebedî saadeti kazanmış olarak göçer gideriz. Her şeyin iç yüzünü ancak Rabbimiz bilir. Yunus Emre; “Kabre vardığım gece hâlim nice olur” diye ölmeden önce bir ince muhasebeye dâvet eder gibi.
Hz. Mevlânâ, Mesnevî’de çok güzel kıssalar anlatır. Onlardan birini, dünyada son demlerini yaşayan seçkin bir sahabenin hanımı ile olan konuşmalarını dinleyelim. Gün gelir lâzım olur. Bilelim, bekleyelim, hem Hz. Peygamberin okulundan bu yüce insanlar nasıl bir eğitim almışlar, yakından görüp öğrenelim:
Hz. Bilâl ise;
“Hayır… Hayır… Ne hoş, ne güzel” cevabını verdi.
Ve dedi ki:
“Ben esas şimdiye kadar yaşamaktan esef ve keder içindeydim. Sen ölümün nasıl bir yaşayış ve ne olduğunu ne bilirsin?”
Hz. Bilâl böyle söylüyor ve yüzünün rengi gül gibi açılıyordu. Çehresini saran nur, güneş gibi parlıyordu.
O Bilâl ki, Hz. Ömer onun makamını ve yüceliğini ifade için, “efendimiz” tabirini kullanmıştır. “Ebubekir Efendimiz, Bilâl Efendimizi azad eylemiştir” demiştir. Hz. Peygamber (asm) onun değerini bir mübarek hadisinde; “Cennete girdim, orada Bilâl’in ayak sesini duydum” buyurmuştur.
Habeşli idi, siyahtı. Gecenin rengi de siyahtı. Gecelerin içinde doğardı o parlak güneşler. Hem gözbebeği de siyahtı. Ama o nurlu siyahlık var ya, o nurlu siyahlık, görmemizi sağlayan oydu. Ruhumuzun penceresi o kara nokta idi. Hz. Bilâl de kâinatın gözbebeği olan Fahr-i Âlemin gözbebeğiydi âdeta.
Bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (asm); “Siyahların en hayırlısı şu üç kişidir: Lokman, Bilâl ve Mihca” buyurmuştur.
Mihca, Bedir’de şehit olmuş bir zattır. Evet işte o mübarek insana hanımı yine dedi ki:
“Ey güzel tabiatlı, ayrılık zamanı mı?”
Hz. Bilâl:
“Hayır, hayır, vuslat demi, kavuşma ânıdır.”
Yine eşi:
“Bu gece gurbete gidiyorsun, hısım ve akrabanın gözlerinden kaybolacaksın.”
Hz. Bilâl:
“Hayır, hayır, bu gece ruhum gurbetten asıl yurduna gidiyor, asıl vatanına kavuşuyor.”
Hanımı:
“Senin yüzünü biz nerede göreceğiz?”
Hz. Bilâl:
“Allah’ın has kullarının halkasında. Bu halkada, yüzüğündeki elmas taşın parladığı gibi Rabbü’l-Âlemîn’den gelen nur parlar.”
Eşi: “Vah yazık, bu ev harap oldu” dedi.
Hz. Bilâl:
“Sen aya bak, sise, buluta bakma” dedi. Yani cesede bakma, ruha nazar et, tembihinde bulundu. Çünkü ceset fani, ruh bakidir. Hatta ceset ne kadar zayıf düşerse o ruh o kadar kuvvet bulur, tertemiz olur.
Hz. Bilâl sözlerine şöyle devam etti:
“Cenâb-ı Hak, benim cesedimin hanesini daha güzel imar etmek için yıktı. Zaten ailem kalabalıktı, ev de küçük ve dardı. Bir kuyuya benzeyen evde, bir yoksuldum, şimdi padişah oldum. Padişah için de köşk ve saray lâzımdır. Onun içindir ki, bu dar ve sıkıcı evin yıkılmasının vaktidir. Yeniden ve daha geniş olarak yapılması gerekir.”
Gerçekten de öyle değil midir? O padişahlar, o sultanlar, köşkler ve saraylarda yaşadıkları ve o güzel yerlere alıştıkları için daha güzel yerlere lâyıktırlar. Bu dünya onlara dar geldiği için, ebedî olan saraylarına gittiler.
Kur’ân-ı Kerim’de de bu durum şöyle ifade edilir:
“Şüphesiz ki, takva sahipleri, cennetlerde ırmaklar (kenarların) da, Hak meclisinde (ve) kudret sahibi, mülkü çok yüce olan (Allah)ın yanındadırlar.” (Kamer Sûresi, 54-55)
Bu dünya kalbi ölmüş kimselere geniş ve parlak görünür. Oysa dışı geniş, içi gayet dardır. Eğer dünya dar ve ıztırap verici bir yer değilse, bunca insanın üzüntü ve kederden şikâyeti nedendir? Niçin orada fazla yaşayanın beli bükülüp iki kat olur?
Evet ruh ancak uyku esnasında dünya hapsinden kurtulur. Ruhun nasıl rahatladığına ve sevindiğine dikkat ediniz. Fakirlik ve ihtiyaç içinde kıvranan, yahut elem ve ıztırap içinde inleyen bir insan uyudu mu, o ıztırap ve o ihtiyacını unutur. Hatta güzel rüyalar görür. İşte o rüyalar, ruhun geçici de olsa kurtulması ve ferahlamasıdır.
Uykuda iken zalim bile, kendi zulümkâr tabiatından kurtulur. Zindandaki mahkûm da hapis düşüncesinden yine uyku ile kurtulur. “Uyku ölümün kardeşidir” kutlu sözü işte bu gerçeği dile getirir.
Evet dünya böyledir işte. Bir üzüm yedirir bin zahmet çektirir. Kabuksuz öz arayan burada çok aldanır. Bediüzzaman Hazretleri:
“Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda, öyleyse geç, iyi mallar dizilmiş arkasında” diye ne güzel söylemiş.
Evet dünyanın genişliği, gözbağından ibarettir. Halbuki ahirete nispeten o çok dardır. Gülmesi ağlamaktan ibarettir. Bu gerçeğe işareten, Hz. Bediüzzaman; “Dünya bütün şaşaasına rağmen, ahirete nispeten, bir zindan hükmündedir” demiştir.
Ruh bedenle bağlı bulundukça sıkıntısı bitmez. Bedenimiz sıkıcı kasvetli bir ev gibidir. Ruh da orada hasta ve sakat bir haldedir. İşte ruh, o dar evi çıkmasıyla beraber yıkar ama, daha büyük bir saraya gitmek için.
Ahiret âlemine nispetle dünyanın darlığı ana rahmi gibidir. Dünyadakiler, ana rahmindeki bebeklere benzer. Ömrünü ve kemalini tamamlayanlar, vadesi geldiğinde artık yeni bir âleme doğarlar.
Ölüm ânı, doğum ânından farksızdır. Hem hamile kadın ağrısından nasıl kurtulacak diye ağlar, oysa dar yerdeki bebek, kurtuluş zamanı geldi diye güler, sevinir. Aynen öyle de ölümün her nev’î ıztırabıyla beden elem ve ıztırap duyarsa da ruh kurtuluyorum diye sevinir ve güler.
Ne mutlu ölümü, ahbaba, dosta kavuşturan bir vasıta bilenlere.
Ne mutlu ölümü Hz. Peygamber ve dostlarına giden bir yol bilenlere ve o arzuyla coşup taşanlara.
Yâ Rab! Hz. Peygamber, âl ve ashabına cennette komşu eyle. Ruhumuzu ebedî azaplardan ve cehennem ateşinden muhafaza eyle.
Affeyle, mağfiret eyle, yâ Rahim, yâ Erhamerrahimîn.
Akşam olunca sönen güneşlerden eyleme yâ Rab.
Nurunun envâıyla, esmânın esrarıyla ruhumuzu münevver eyle.
Ebedî ve daimî nurlara gark eyle. Âmin..
Selim Gündüzalp










Sevgi hayatın kalbidir.
Allah’ın üflediği ruhtur sevgi..Bu yüzden sevgisiz insan can verilmemiş gibidir…
Bir nevi ölüdür sevmeyen insan…
Evet,sevgi hayatın kalbi olduğu gibi insanın da,kainatın da,
Cennetin de kalbidir..
O sevgidir ki her şeye can verir..O sevgiyledir ki ölüler dirilir..
O sevgiyle toprak yeşerir,sevgi gülleri verir..
Gülün kokusu ,sevginin de kokusudur bu yüzden…
Sevginin her mevsimi bir bahardır.
Sevginin kışı yoktur..
Soğuğu yoktur.sevgi hep sıcaktır.belki bazen ılıktır ama hiç soğuk değildir..
Sevgi,incitmeyen bakıştır.Kırmayan kalptır sevgi..ve sevgi iyiliktir.
Sevgi sevapların en güzeli,en yücesi ve en bereketlidir..
Sevgi varolduğu her şeyi güzelleştirir..
Kirlerinin arındırır ve tertemiz kılar..
Sevgi kötülüğe sevinmez,kötülük etmeyi hiç bilmez,ve gördüğü
Her kötülüğü iyilikle örter..
Sevgi gecenin içinden sıyrılıp çıkan gündüzün aydınlığıdır..
Her sevgi güzeldir..kötü sevgi hiç yoktur..
Sevgi adına yapılan kötülüklerin temelinde sevgi değil,sevgi sözlüğüyle örtülen basit duygular ,nefsaniyetler vardır.
Ama asla sevgi yoktur……….
Sevgi rahmettir.öyle rahmettir ki sevgi yağmurun gözyaşıdır.
Gözyaşının sıcaklığıdır..
Sevgi Allah’ın yeryüzündeki en açık izidir..
Sevgi O’nun velilerine has kıldığı gönül cennetidir..
Sevgi,Allah’ın nefes alalım diye gönderdiği cennet esintisidir..
Sevginin kalbidir Allah.(c.c.)
Bu yüzden sevgi Onun adıyla başlar,ve O’nunla yaşar..
O’nsuz sevgiler bir kuru hayal ve aldanmadan ibarettir..
Sevgimizden Allah’ı varsa onu sizinle O da sevecektir ve sevginizi koruyacaktır.
Sevginizle sizi O konuşturacak ,O buluşturacak..
O size yıldızlardan taç yapacak,nurlu bir yoldan sizi cennete ulaştıracak..
Sevgimizi her türlü tehlikeden O koruyacak..Aşkımızın sırdaşı,hicretimizin yoldaşı olacaktır…
Allah c.c. razı olsun gül kardeşim selam ve dua ile