Umut Huzmeleri

“So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers.” — Quran (3:139)

Lisan-ı hal Nisan 30, 2009

Kategori: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 9:44 pm

lisani-hal

“Lisan-ı kal ile anlatılan sözde kalır. Lisan-ı hal ile anlatılan gözde kalır. Hiçbir dil ondan daha etkileyici ve dünya çapında ondan yaygın olası değil. O öyle bir dil ki; yerdeki karıncaya, gökteki kuşa, evdeki çiçeğe, beşikteki bebekten her yaştaki insana tesir eder. Bu dilin bilgisi kalpten gelir; kalbi güzelleşenin hal dili de güzelleşir; muhâtabını da güzelleştirir. “

 

Sensizim- Doğruluk Ekseni… Nisan 30, 2009

Kategori: Multimedia — La Reverie @ 6:10 pm
Tags: , ,

zamansız ayrılığın söyle bu kaçıncı hüzün
şimdi sızlar yüreğim ah yine de söyleyemem
sensizim yanıyor yüreğim bugün
ayrılık yine kör bir düğüm
kalbim alev alev yar yangın içim
bilmem giderken sızlamaz mı için
git diyemem kal diyemem sevdiceğim, sensizim.

sensizim yanıyor yüreğim bugün
ayrılık yine kör bir düğüm
kalbim alev alev yar yangın içim
bilmem giderken sızlamaz mı için
git diyemem kal diyemem sevdiceğim, sensizim.

 

Yaş/lılar… Nisan 29, 2009

Kategori: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 8:44 pm
Tags: ,

İçinizde beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üzerinize dökülecekti.

Hz. Muhammed (asm)

 

Temelsiz ömür… Nisan 29, 2009

Kategori: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 8:33 pm
Tags: ,

adsizkkk

“Eyvah aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik.

O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur.

Bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider”

 (Bediüzzaman)

 

Ateşten Gömlek- Sagopa Kajmer Nisan 29, 2009

Kategori: Multimedia — La Reverie @ 8:06 pm
Tags: , ,

Benim bir sırrım var açıklanmayacak kadar sır..
Bundan çıkar hır, patlamalar vuku bulur dert kahır..
Sırdan geçen dilim olsa hale değer diken..
Bilmez bilen adam olur,ben ben iken..
Ya söylersem kim anlar..
Söylemezsem bağlar gamlardan ağlar.
Bu yıpranışta dağılır bütün..
Doymaz Sago yakar tütün..
İçindeyim oyunun büsbütün,
Hayatıma musallat oldu şöhret,ün..
Karıştı yarınım bitti dün,tedirgin bugün..
Topla çıkar nedir sonuç?
Her kıyasta dilime değer bıçağa ait keskin uç,
Kimdir suçlu kimde suç?
Öylesine kibirli ki biber yakmadan bırakmaz rahat,
Yarası ağır dilimin bulamıyorum kapatacak bant!
Üzerime gelin bakın, dinamit bağlı gövdeme,
Yaklaşını uçururum uçurtma misal pimden iplerle..
Fesatlar kapıma vardılar ellerinde güllerle,
İşlerine gelmediğinde saldırdılar aynı güllerin dikenleriyle..
Vurdular siyah güllelerle..

Giy ateşten gömlekleri bir bir yansın üzerin.. Ve dahi..
Kır topraktan çömlekleri.. Zaten tedirgin halim..
Bir benim, bir bendim ve bir kendim ortadayım..
Bitmez derdim, bu hal beni yer bitirir bildim..

Aklıma gelen başıma geldi,
Başım yarıldı, aşım soğudu..
Yine iştahsızlık elinde oyuncak etti açlığımı..
Artık kartopu oynamak istemiyorum ellerim dondu,
Türlü saklambaç oyunlarından gözlerim yoruldu..
Nerdesiniz güven abideleri ha? Cesaret haylazları?
Gösterin bana 62 den tavşan yapan hokkabazları,
Belirleyin karşımda durabilecek tüm küfürbazları,
Demirden mızraklarla kırdım sazları,
Deştim böğründen kıyamadığım hazları,
Verin bana yazları!
İlahi merhamet sarayı..
Ya Hannan..
Sensin rana..
Sensin mana..
Sensin Rahman..
Sensin canan..
Ruhum işgalden kurtulmaz vatan,
İnfilak eder alev ateş volkan hislerim kırıklar..
Püskürüyor üzerime lav, kıvılcım korlar,
Elimdeki bir avuç dolusu su ile sönmez bu yangınlar..
Ben bir sırra sahibim, hayat uykusuna yatmış,
Ben çok dosta sahiptim güvensizlik içine batmış.
Şahit oldum birileri mutluluğu parayla kapmış..!!!

Giy ateşten gömlekleri bir bir yansın üzerin.. Ve dahi..
Kır topraktan çömlekleri.. Zaten tedirgin halim..
Bir benim, bir bendim ve bir kendim ortadayım..
Bitmez derdim, bu hal beni yer bitirir bildim..

Ateşten gömlekler.. Topraktan çömlekler..
Ne maymundan geldin, ne de seni getirdi leylekler..

 

 

Koşmaları yarım kalan küheylan, dualarımız senin için… Nisan 29, 2009

Kategori: Işık süvarileri — La Reverie @ 7:49 pm
Tags: , ,

onden-gidenOnunla ilk kez bir hastane koridorunda karşılaşmıştım. Bir sedye üzerinde yatıyordu. Göz göze geldik… Derinlerden, çok derinlerden baktı. O bakışlar, bedenimi acıyla yontmaya başladı. İçimde bir yanardağ harekete geçti. Yüreğimin yamaçlarında tutuşan dallardan yaralı bir kuş kanadını çırparak uçtu. Anadolu’ya sığmayan küheylan öylece yatıyordu.

Hastane görevlileri, onu sedye üzerinde alıp götürdüler. Ben koridorda öylece kalakaldım.

Yunus Öğretmen…

Orta boylu, dolgun yanaklı, saçları ipek gibi ışıltılı bu genç öğretmen, mesleğinin ve ömrünün en güzel baharındaydı. Yüreği sevgi dolu bu gencecik öğretmeni bir ağabey, bir kardeş gibi severdi öğrencileri. Ankara’da özel bir dershanede çalışıyordu ama gönlü gurbetlerdeydi. Gurbette görev yapan öğretmenleri her gördüğünde; “Bunlar özel seçilmişler, ben böyle olamam” diye düşünürdü. Bir gün “Kuzey Irak’ta fizik öğretmenine ihtiyaç var” dediklerinde çocuklar gibi sevinmişti. “Önden Giden Atlılar”ın arasına karışacaktı. Eşi de öğretmendi. Kelebekler gibi kanatlanacaklardı kan ve barut kokan topraklara.

Çok sevinmişlerdi.

Babası, “Oğlum siz Allah rızası için gidiyorsunuz, ben engel olamam” dese de, annesi gitmesine razı değildi.

Hemen her anne gibi; “Neden sen, başkası gitse olmaz mı? Oralar çok tehlikeli.” sitem eder.

Yunus Öğretmenin ağzından “Korkma ana bir şey olmaz; bizim başımıza gelebilecek en kötü şey trafik kazasıdır.” diye bir söz çıkıverir.

Annesi küsüp sitemlerine devam ettikçe; “Anneciğim! Oralarda 1994′den beri arkadaşlar var, hiçbir şey olmuyor.” diyerek ona güven telkin etmeye çalışır.

Oysa Yunus Öğretmene göre muhacir, mavi gökler ülkesi Moğolistan topraklarında kalan Adem Öğretmen gibi olmalıdır.

Ya da Hint Okyanusu’ndan esen iyot kokulu rüzgârların, Tanzanya’daki okulun bahçesindeki kabrini okşadığı Hakan Usta gibi…

Dönüşü olmayan gurbetleri vatan kılmalıdır yiğit.

2006 yılının Ramazanı…

Sahura kalkacak evlatlarını şefkatli bir ana gibi sabaha kadar bekleyen gufrana bürülü geceler kapıdadır.

Irak iller için yola düşme vaktidir…

Bir yiğit için “Men giderem ırağa” deme vaktidir.

Ya da Yunus Öğretmen için ayrılık vaktidir… Annesinin yüreğinde ateşler yanıyordur. Babası son ana kadar metin görünür. Fakat o da içten içe eriyordur.

Oğlu; “Babacığım! Allaha ısmarladık” dediğinde, o koca adam koyuverir kendini sarsıla sarsıla ağlamaya başlar ve şoka girer.

Babalar ateşe düşen bir kütük gibidir, hep içten içe yanarlar ama kimse fark etmez… Kolay kolay yıkılmazlar ama bir yıkılınca da kimse kaldıramaz onları.

Yunus Öğretmen, eşi ve çocukları ile birlikte; sevenlerinin gözyaşları arasında ayrılır Bursa’dan.

Zorlu bir günün ardından ilk oruçlarını sınıra yakın bir yerleşim yeri olan Zaho’da açarlar.

Artık, kan kokan, barut kokan, petrol kokan topraklardadırlar…

Buralar, babasının öğretmenlik yaptığı Güney Doğu’ya ne kadar da benziyordu. Çocukluğunun geçtiği Yedipınar Köyü gelir aklına.

Annesinin, elbiseleri elinde yıkadığı, kömür ütüsü ile ütülediği o yoksul köy…

Elektrik yoktu. Suyu da uzaklardan getiriyorlardı. Evin etrafında sürü ve çoban seslerinin hiç eksik olmadığı o köyü ne kadar da sevmişti. Ne çabukta geçip gidivermişti o güzelim günler…

Güney Doğu gibi, buraların da yolları tehlikeliydi. Onun için gece bırakmadılar Yunus Öğretmenleri. Ölüm, geceleri daha bir pusu kurardı ıssız yollarda.

Zaho’da bir esnafın evinde kaldılar.

Ertesi gün, kiraladıkları bir taksiyle dağ yollarından Erbil’e ulaştılar Işık Süvarileri’nin arasına karıştılar. Ramazan, gurbetteki gönüllere, suya düşen ay ışığı gibi düşmüştü. Yoksul evler ve solgun yüzlerde Ramazan sevinci vardı.

Daha Ramazan’ın ilk günü başlayan koşuşturmaca bayrama kadar sürmüştü.

Gurbette buruk olurdu bayramlar. Anne babaları geldi akıllarına. Annesi kim bilir nasıl gözyaşı döküyordur şimdi. Babası tenhalarda hıçkıran çiçekler gibidir. İlk gün gurbetteki arkadaşlarıyla bayramlaştılar.

Hanımların hazırladıkları kahvaltılıkları hep birlikte yediler.

Bayramın dördüncü günü Süleymaniye’deki öğretmen arkadaşlarını ziyaret etmek için üç arkadaş sabah erkenden düştüler yola. Kerkük’ten Kenan Bey’i de alacaklardı.

Arabanın içinde yarınları konuştular. Beş yıllık bir plan yapmaları gerektiğini, çok koşmaları gerektiğini…

Dışarıda sonbahar sarı fırçasını her bir nesne üzerinde acımasızca gezdirse de, yüreği bölünmüş bu onurlu insanlara hizmet etmenin sevinci bir tatlı bahar esintisi gibi doldurur yüreklerini.

Gece yağmur yağmıştı.

Yunus Öğretmen, ıslak yollardan geçerken içinde sağanaklaşan yağmurun coşkulu sesini duyar.

Kendinden çok önceleri buralara gelmiş olan arkadaşlarının fedakarlıklarını duydukça daha bir coşuyor, onların koşmalarına yetişmeye çalışıyordu.

Savaşın ayak seslerinin duyulduğu günlerde bile kahraman arkadaşları buraları bırakıp gitmemişlerdi. Artçı bölük askerleri gibi canları bahasına beklemişlerdi okullarını.

Türkiye’den yardım gelemediği için kirasını ödeyemedikleri evlerini boşaltarak, hanımlarını ve çocuklarını Türkiye’ye göndermek zorunda kalmışlar, kendileri de okulların sığınaklarına sığınmışlardı.

Hiçbir şey candan öte olamazdı. Bazı veliler ve öğrenciler de gelerek;

“Madem siz bırakıp gitmiyorsunuz öyleyse biz de sizinle kalacağız” diyerek sığınakta günlerce onlarla birlikte kalmışlar, bu da ayrı bir berekete vesile olmuş; o güne kadar;

“Siz Türkiye’nin ajansınız” diye düşünenler, gelip özür dilemişlerdi. Böylece o zorlu günler bir nevi samimiyet testi olmuştu.

Çocuklarına süt alacak para bulamadıkları zamanlar bile şikayetçi olmamışlardı. Yerli aileler şehirleri terk edip köylerde yaşayan yakınlarına ya da daha güvenli yerlere gitmişlerdi.

Bir gün bir kız öğrencinin; “Siz burada dururken biz nasıl gideriz” diye ağlayışını hiç unutamamışlar.

O zor günlerde, kahraman askerlerimizin sık sık okula gelerek bir ihtiyaçları olup olmadığını sormaları öğretmenlerimize büyük moral olmuş.

Hele bir arkadaşının sözleri çok derinden etkilemiş onu: “2002 yılında Süleymaniye’ye tayinim çıkmıştı. Savaş başladı başlamak üzereydi. Çocuklarımın biri üç aylık diğeri üç yaşındaydı. Süleymaniye’ye girdiğimizde şehirde korkunç bir uğultu vardı. Pencereler, kimyasal silahlara karşı koli bandıyla naylon kaplanmıştı. Hiçbir evde cam yoktu. Yine de geri dönmeyi düşünmedik, olsun dedik, gerekirse ölürüz”

* * *

Yunus Öğretmen, arabanın açık penceresinden güz rüzgarlarına bırakır ipek saçlarını. Sağda solda su içen develeri andıran petrol kuyularını hızla geçmektedirler.

Yangınların arasında bir gül gibi pörsümüş olan Kerkük’e çok yakındırlar. Hüzünlü Kerkük türküleri yükselir, kan kokan topraklardan.

Gün Gördüm, Günler Gördüm
Seni Gördüm Şad’oldum.

Bir anda, yol kenarında duran arabaları görürler. Yavaşlarlar…

Yine de yolun ortasına fırlatılmış büyük bir lastik parçasından kurtulamazlar. Yunus Öğretmen, “nasıl bir şeyin üzerinden geçtik” diye aynadan arkaya bakarken bir anda karşıdan gelen bir araçla karşı karşıya kalır. Kurtarmak için arabayı kırarsa da, çok geçtir. Araba çok kötü savrulur. Yunus Öğretmen, camdan dışarı fırlar. Beli çok kötü çarpar sert zemine…

Nefes alamaz.

Kulaklarında acayip uğultular… Ecelin kapısını çaldığını anlar.

Kelime-i şahadet getirmeye başladığında, bir anda nefesi geri gelir. Arkadaşları arabanın arka koltuğuna, bacaklarını bükerek yerleştirirler. Fakat o bacaklarının büküldüğünü hissetmez…

Önce Kerkük’e oradan da Erbil’e götürürler. Vakit geçtikçe ağrılar, vücudunun her tarafından saldırıya geçer. Yeterli tıbbi cihaz olmadığı için hanımı ve çocuklarıyla birlikte ilk uçakla İstanbul’a getirilir…

* * *

Onu hastane koridorunda ilk gördüğümde sedye üzerinde öylece yatıyordu. Göz göze geldik…

Derinlerden, çok derinlerden baktı. O bakışlar, bedenimi acıyla yontmaya başladı. İçimde bir yanardağ yeniden harekete geçti. Yüreğimin yamaçlarında tutuşan dallardan yaralı bir kuş kanadını çırparak uçtu. Anadolu’ya sığmayan küheylan öylece yatıyordu.

Hastane görevlileri, onu sedye üzerinde alıp götürdüler. Ben koridorda öylece kalakaldım.

O şimdi Bursa’daki bir özel okulda… >Tekerlekli sandalye ile dolanıp duruyor; çok sevdiği öğrencilerinin arasında… Bazen yazışıyoruz kendisiyle; “Rüyalarımda kendimi hep koşarken görüyorum, ayağa kalkar kalkmaz Kuzey Irak’ta yarım kalan sevdama geri döneceğim” diyor.

Koşmaları yarım kalan küheylan, dualarımız senin için…

Harun Tokak-Yeni Şafak

 

Aziz Üstadım- Ali Oktay Nisan 29, 2009

Kategori: Multimedia — La Reverie @ 6:17 pm
Tags: , ,

Aziz Üstadım benim seni çok üzmüşler
Eritmişler mum gibi imbiklerden süzmüşler

Karakollar hapisler olmuş sana hep durak
Sensiz gönlüm hüzünlü sensiz ömrüm hep çorak.

İman ilmini verdin Kur’an’dan ders alarak.
En büyük hizmet ettin bu vatan da kalarak.

Katı kalpler kasveti bırakıp nura gelsin.
Cemiyet aydınlansın aydınlık nura gelsin.


Sevsin seni gönüller artık kıymetin bilsin.
Neşroldukca nurların naşirlerin sevinsin.

Affet bizi Üstadım seni çok seviyoruz.
Artık kadri kıymetin bizler de biliyoruz.

 

 

Söz Yangını Nisan 28, 2009

Kategori: Senai Demirci Yazıları — La Reverie @ 9:19 pm

Sessiz ve sinsi bir yangını haber veriyorum size. Görünmez bir depremin enkazını resmediyorum. Nefeslerimizle harladığımız, hece hece alevlendirdiğimiz bir yangını körüklüyoruz ağzımızda. Dilimizin her kıpırtısında ürkütücü fay hatlarını tetikleyen zelzeleler büyütüyoruz odalarımızda. Sevaphanemizi yakıyoruz dilimizle. İyiliklerimizi yerle bir ediyoruz dudağımızla. Kendi duruluğumuzu bulandırdığımız, kardeşlerimizi küçük düşürdüğümüz, doğrularımızı eğrilttiğimiz, yüzümüzü de sözümüzü de ikileştirdiğimiz “fiskos bombaları” döşüyoruz ağzımıza, aramıza, yuvamıza, sokağımıza…
Bir insan inandığını söylediğinde, kendisini Allah’la ilişkilendirir. Bir insan “mü’min” olduğunu beyan ettiğinde, artık Allah’la yaşamaktadır. O’nu kendine Vekil edinmiştir. O’nu kendine Velî edinmiştir. Mü’min, Allah’ın kulu olarak tanımlamıştır kendini. Öyle yaşar, öyle bilir ve öyle bilinsin ister. Vekil’i Allah olan ise dokunulmazdır. Velî’si Allah olana dil uzatılmaz. Kendine “Allah’ın kulu” olarak markalayan, o kutlu markanın ardındadır, onun kalitesi üzerine laf edilmez.
“Allah’ın kulu”nun hataları olabilir elbette. Ama o kulun Allah’ı, hatasından dönmesi için sabreder, dönüşünü bekler. Bir başkası, Allah’a kul olanın hatasını görür görmez onu cezalandırmaya kalkamaz, sırlarını yağmalayamaz. O zaman kendini Allah’ın önüne koymuş olur. [Bakınız, Hucûrat, 1]
Allah, kulunun ayıbını hemen yüzüne vurmaz, başkalarına ilan etmez. Bildiklerini hemen herkese her fırsatta söylemez. “Halîm” olarak bekler. “Tevvâb” olarak, dönmesi için mühlet verir. “Settâr” olarak kusurlarını gizler. Bir başkası araya girip, Allah’ın gizlediğini açığa vurma hakkına sahip değildir. Bir başka kul, acele edip “Allah’ın kulu”nun o kusurdan asla dönmeyeceğini varsayarak, Allah’ın kulunu o kusura indirgeyemez. Bir başkası, iyilikleri de olan, hatadan dönmesi de iyilik sayılan “Allah’ın kulu”nu hep kötülükten ibaretmiş gibi etiketleyemez. Bir başkası, Allah’ın hatasından dönmesi için beklediği, kusurlarını gizlemek için sustuğu kulunun hatırını hiçe sayıp, o kula ceza kesemez, konuşmaya kalkamaz. O zaman da kendini Allah’ın ve Resûl’ünün önüne koymuş olur [Yine bakınız, Hucûrat, 1]
Allah, kulunun hatalarını affedeceğini beyan eder. Hem de severek affeder. Affettiği için sitem bile etmez kuluna. Affettiğini hatırlatmaz bile kuluna. Bağışladığına, bağışladığını bile unutturacak denli nezaket ve anlayış sahibidir O. Hem de O, kulunun kusurunu bilmesiyle yaşadığı mahcubiyeti, kusursuzlukla kapılabileceği gururdan daha sevimli bulur. Hem de O, kulunun pişmanlığıyla döktüğü gözyaşını günahsızlığı sebebiyle kendini beğenmesinden daha makbul bilir.
Allah’ın kusurunu af ve bağışı için vesile eylediği kulunu kimse, affedilmez ve iflah olmaz ilan edemez. Allah’ın hatasıyla da sevdiği, hatta (tövbesine vesile olduğu için) hatası için sevdiği kulunu hiç kimse sevimsiz bulamaz. Yoksa, kendini Allah’ın Resûl’ünün önüne koymuş olur. [Daha dikkatlice bakınız, Hucûrat, 1]
Allah, mü’min kulunu dokunulmaz ilan etmiştir. [İnanmıyorsanız bir daha okuyun: Münafikûn’un 8. Ayetini: “İzzet, Allah’a, Resûl’üne ve mü’minlere aittir.”] Mü’min olmak şerefli olmak için yetiyor. Ek bir şart koymuyor Rabbimiz. Onurumuz Allah’a ve Resûl’üne göre yaşama çabasından besleniyor demek ki.. Allah’ın ve O’nun elçisinin garantörlüğü altındaymış mü’minin olarak dokunulmazlığımız. Allah’ın dokunulmaz kıldığına dokunan yanar! [Bir de Hucûrat 2’ye bakalım: “…yoksa yapıp ettikleriniz boşa gider, sevaplarınız yanar!]
Bir insanın, gıyabında da onurunun korunduğu, olmadığı yerde de saygı gördüğü, işitmediği kapı arkalarında da hatırının sayıldığı biricik medeniyetin mensupları olarak, gıybetsizliğe davet ediyorum sizi. Gıybet Gönülsüzlüğüne… Etlerimiz gibi sözlerimiz de “İslamî usulle kesilmiş” olsun istemez miyiz? İçkinin olduğu kadar gıybetin de “damlasını ağzıma değdirmedim” diyebilmeyi istemez miyiz?

SENAİ DEMİRCİ

 

Happy Marriage Nisan 28, 2009

Kategori: English Articles-Stories etc. — La Reverie @ 9:15 pm
Tags:

2roses

Accept someone as is.

Her goodness rejoiced, her drawbacks embraced…”

Many people enter into a union of hearts, a lifetime partnership, hoping to receive.

 

To receive good financial and emotional support.
To receive religious guidance.
To receive love and attention.

But many forget to GIVE in equal measure what they want to receive.

swans

Those who enter a relationship hoping to receive from a “perfect partner” are often left disappointed because no partner is ever perfect. While those who enter a relationship hoping to GIVE will be thankful for whatever is then received, because receiving is a bonus – the purpose has always been to GIVE.

Advice to Muslim Youth

Avoid coupling and activities that may lead to situations that sacrifice the religion. Because such activities that contradict the religion is proof how “love” has exceeded your fear of Allah. A relationship is never built on love alone, but also on trust. If even the fear of Allah is no longer a strong enough deterrent, then where else can one place trust?

“Sins of yesterday will become suspicions of tomorrow…”

 

holdhands

It is common for couples who have had pre-marital physical intimacy to feel its effects during their marriage. “If he/she had the courage to be intimate with me before our marriage, what’s going to stop him/her from being intimate with someone else during our marriage?” And such suspicions cause the hearts to be restless everytime they are apart. Finally, the marriage becomes full of su’ud zhon (negative suspicions) and rules & regulations to keep each other ‘trust-able’. Nasty accusations will naturally follow suit…

This is not mere theory, but has been proven from looking at life around us. And this retribution from Allah for such couples is a fair retribution on Earth before the eventual retribution in the Hereafter. Negative suspicions, restlessness, etc are “Hell on Earth” for their misdemeanors before the Hell in the Hereafter which will be a terrible and unbearable torture.

Repent, repent…

The Waning Love

Many couples who enter a relationship and delays their marriage too long tend to end in failure. Worse still, some become enemies because of the natural evolution of the relationship after a period of time.

“Romance makes us lose rationality and realism.” 

strawberries

Love and romance may dominate a relationship, but such feelings are unsustainable for very long. In a marriage, it is easy to show trust and a sense of responsibility towards your partner when romance starts to wane, which may be difficult to portray in a pre-marital relationship.

Love, when it starts to wane, is also difficult for good Muslims to display to their partner beyond words. When mere words no longer suffice in keeping romance alive, married couples may proceed to non-verbal communication – a communication of touch and intimacy, which is not possible for God-fearing Muslim couples. Hence, silence creeps into the relationship and boredom starts to take root.

 

brokenheart

Pre-marital relationships is even harder to sustain when there is no “end in sight”, where no commitment has been formalized and beautiful sandcastles are but mere dreams built in the skies.

waterfall

 

“Unlike still water, a coursing river maintains its pristine purity.”

Reference: “Aku Terima Nikahnya” by Ustaz Hasrizal Abdul Jamil

 

 

Word of Mouth Nisan 28, 2009

Kategori: English Articles-Stories etc. — La Reverie @ 9:03 pm

In marketing, they say nothing exceeds the efficacy of the word of mouth. People naturally tend to trust feedback from friends regarding their experiences with specific businesses or services. No matter how well a business tries to portray itself, once rumour spreads about its misgivings, it usually fails because of its ruined reputation.

Similarly, personal reputation may also be easily destroyed by mere word of mouth. They say -”Sticks and stones may break my bones but words will never hurt me”, but in truth, vicious verbal assaults destroys people’s reputations and such emotional & psychological turmoil is more hurtful than any physical pain.

Sins of the Tongue

“… and backbite not one another. Would one of you like to eat the flesh of his dead brother? You would hate it. (So hate backbiting) and fear Allâh. Verily, Allâh is the one who accepts repentance, Most Merciful.” [Surah al-Hujurat, verse 12]

lips

Rasulullah saw said, “Do you know what is backbiting?”
The Companions said: “Allah and His Messenger know better.”
Thereupon he said, “Backbiting is talking about your (Muslim) brother in a manner which he dislikes.” It was said to him: “What if my (Muslim) brother is as I say.” He said, “If he is actually as you say, then that is backbiting; but if that is not in him, that is slandering.”
[ Hadith Narrated by Imam Muslim ]

The verses of the Qur’an as well as the hadith of Rasulullah which discusses the sins of the tongue is voluminous, to the extent that these sins are common knowledge to all Muslims. But despite this fact, the act of gossiping remains a favourite pastime, even among good Muslims.

Many books have been written by our scholars on this topic, and I urge those who do have a weakness in engaging in such idle banter to read them. Do keep in mind that our Muslim scholars consider backbiting a major sin.

Your Reputation Is Also Your Responsibility

Most issues are multi-faceted, most tales have their flipsides. Hence, it is not enough for a Muslim to merely play the role of the victim of gossip and blame others while absolving him/herself from any responsibility.

reputation_balloon

Example 1:

Safiyah bint Huyai ra (the wife of Rasulullah saw), reported:
While Rasulullah saw had been observing i’tikaf (seclusion in the mosque), I came to visit him one night and talked with him for some time. Then I stood up to go back and he (Rasulullah saw) also stood up with me in order to escort me home. She was at that time residing in the house of Usamah bin Zaid. Two persons from the Ansar happened to pass by him (Rasulullah saw). When they saw Rasulullah saw, they began to walk swiftly.
Thereupon Rasulullah saw said to them: “Wait, she is Safiyah bint Huyai.”
Both of them said: “Messenger, Glorified be Allah.”
Whereupon he said: “Satan circulates in the body of man like the circulation of blood and I was afraid lest it should instill any evil in your hearts.”
[ Hadith Narrated by Imam Muslim ]

The abovementioned hadith displays the act of caution of Rasulullah saw to avoid gossip and slander. Rasulullah knew that even among his beloved companions, doubtful thoughts could possibly creep into their hearts.

Example 2:

The infamous story of the slander of ‘Aisyah ra after the expedition against Bani Mustaliq where she went to answer the call of nature while the army momentarily halted. Her return to rejoin the army procession was delayed because she misplaced her necklace.

Upon her return, the army had already left, leaving her alone in the middle of the barren desert. Thankfully, a companion fron the Muhajirins stumbled upon her and brought her along on his camel. However, the hypocrites began to create slander which caused much hurt for Rasulullah saw and ‘Aisyah ra. ‘Aisyah protested her innocence and eventually fell ill. She went back to her father, Abu Bakr ra, while Rasulullah saw waited for divine revelation which came to acquit ‘Aisyah from the malicious slander.
[ Summarized from Raheeq al-Makhtoum ]

The above narration illustrates the seriousness of slander and how much it affected Rasulullah saw and ‘Aisyah ra. It is such a far cry from the world today where stories of close proximity between men and women are no longer taboo, and are in fact considered modern, progressive and socially acceptable.

Example 3:

The story of Prophet Yusuf alaihissalam is the most fascinating and the most detailed story which chronicles human weaknesses. However, it is the story of Prophet Yusuf as and Zulaikha which we shall focus upon.

“And she (Zulaikha), in whose house he (Yusuf) was, sought to seduce him, she closed the doors and said: “Come on, oh you.” He said: “I seek Refuge In Allâh! Truly, He (your husband) is my master! He made my stay agreeable! (so I will never betray Him). Verily, the Zâlimûn (wrong and evil-doers) will never be successful.”
And indeed she did desire him and he would have inclined to her desire, had he not seen the evidence of his Lord. Thus it was, that we might turn away from him evil and illegal sexual intercourse. Surely, he was one of Our chosen, guided slaves.”
[Surah Yusuf, verse 23-24]

The infallibility of prophets protected Prophet Yusuf as from being inclined to desire. Surely, a normal man would have found the advances of a beautiful woman in hidden quarters to be very difficult to refuse.

This story reminds us of Rasulullah’s warning that no man is ever alone with a (non-mahram) woman because Satan will be the third one present. [ Hadith Narrated by Imam Tirmidhi ]

Conclusion

Contrary to more liberal beliefs that Islam stifles freedoms and oppresses the weaker sex, the numerous safeguards and guidelines that Islam enjoins are for the benefits of the Muslims. Muslims must inculcate the belief that all Islamic laws from divine sources are for the benefit of the ummah, keeping in mind that not everything is within the mental capacity of mankind to decipher.

As a reminder, these are 3 safeguards Islam provides for Muslimahs that are often forgotten:
1) Avoid close proximity or seclusion with a non-mahram
2) Avoid excessive self-adornment especially in presence of non-mahram
3) Covering the aurah

In today’s world where tabloids are popular because of their gossip columns, and daily conversations are occassionally spiced with juicy rumours, it is almost inevitable that we are spoken of behind our backs.

Rasulullah saw said: “Verily, the happy one is the one who avoids tribulations! Verily, the happy one is the one who avoids tribulations! Verily, the happy one is the one who avoids tribulations, and how excellent is the one who is subject to tribulation, yet he is patient!”
[ Hadith Narrated by Imam Abu Dawud, and Sheikh Albani classifies it as authentic (shahih lighairihi)]

“And fear a trial which will not only affect those of you who do wrong.” [Surah al-Anfal, verse 25]

girl2

Verily, the beauty of a Muslimah is best adorned with modesty, for modesty is part of Iman.

adisg.blogspot.com