Umut Huzmeleri

“So lose not heart, nor fall into despair: and you shall have the upper hand if you are believers.” — Quran (3:139)

Ölecek miyim? Kasım 7, 2009

Kategori: Öykü- Anı — La Reverie @ 10:10 pm
Tags:

Ya Rabbi, tut ellerimden.

 

İki yaşındaki çocuğu hastaneye getirdiklerinde durumu iyi değildi. Anne-babası kaygılı gözlerle, tahlil ve filmlerini inceleyen doktoru beklediler. Sonunda, doktor yanlarına geldi. Tane tane anlattı durumu onlara:

“Kızınızın kurtulması mümkün. Ancak, bunun için, en kısa sürede, bu hastalığı daha önceden geçirmiş birini bulup, ondan kan nakli yapmak gerekiyor.”

Anne-babanın yüzünde birden bir ümit ışığı yandı. Çünkü beş yaşındaki oğulları da bebekken bu hastalığı geçirmişti ve daha sonra mucize eseri iyileşmişti. Bunu doktora söylediler. Doktor da ümitlenmişti.

Ancak, bu kan nakli için minik delikanlının ikna edilmesi gerekiyordu. Doktor, karşısına oturttuğu çocukla, büyük bir adamla konuşuyormuş gibi konuştu ve ona durumu anlattı. Küçük kardeşine kanını vermek ister miydi?
Çocuk bir müddet düşündü
,  sonra derin bir nefes alıp:

“Kardeşim kurtulacaksa, kanımı veririm.” dedi.

Gerekli işlemler hemen yapıldıktan sonra, çocuğu kardeşinin yattığı odaya götürdüler. Kanı alınıp doğrudan hasta kardeşine aktarılacaktı. Kan nakli sırasında minik delikanlı kardeşinin yüzüne baktı sürekli. Onun yanaklarına renk gelirken, kendisinin yüzü soldukça soluyordu. Sonunda gülümsemesi de söndü.

“Hemen mi öleceğim?” diye sordu titrek bir sesle doktora.

Doktor ona, ölmesinin söz konusu olmadığını anlattı.

Ama odayı dolduran büyükler, küçük çocuğun küçük yanlış anlamasının gerisindeki büyük ruhu görerek gözyaşlarına engel olamadılar.

Minik delikanlı, vücudundaki bütün kanın alınıp kardeşine verileceğini zannetmiş, buna rağmen kardeşini kurtarmak için kendi canını feda etmek istemişti…

 

 

Bir baharı halk etmek… Kasım 6, 2009

Kategori: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 11:20 pm
Tags: ,

Bir baharı halk etmek, Zât-ı Zülcelâline bir çiçek kadar ehvendir.

 

Bir baharı halk etmek, Zât-ı Zülcelâline bir çiçek kadar ehvendir.

Eğer esbâba isnad edilse, bir çiçek, bir bahar kadar ağır olur.

Hem, bütün insanları ihyâ edip haşretmek, bir nefsin ihyâsı gibi kolaydır.

 

 

Dostum… Kasım 6, 2009

Kategori: Edebî İktibaslar — La Reverie @ 11:11 pm

 

dostum

Bir gün anlayacağım sabrın güzelliğini;

Sevgimi söyleyeceğim sabrı tavsiye eden tüm dostlarıma..
Bak diyeceğim,niyaz eden erermiş;
“Sabredenin mükafatı gerçekten sonsuz imiş;

Va’deden latif’tir! anladım…”diyeceğim.

Boynum bükülüyor dostum,
Nimetin büyüklüğü karşısında mahcûbiyetimden…

Boynum bükülüyor bazen d…e,sabredemediğimden!

Suçluluğuma rağmen,

Sokuluyorum onun hikmet denizine

Aklanmak için; arınmak için…

Ama dostum yürek gemimi delmişim kendi ellerimle

Sabrı tükettiğim bir günde,

Gemim su alsa da cesaret benimkisi..

Sokuluyorum sadece kıyılara;

Açılamıyorum ufka yakın yere..korkuyorum…

Bazen de üşüyorum…

Ama biliyorum ki başka deniz yok,

Beni varacağım yere ulaştıracak.

Dalgaların rotasını çizen “yar” olur bana; lutfeder…

Dostum, -hatalarımla- kabul eden yok ki başka…

Giden ardına bakmıyor ki…

Seven, sevgisini söylemiyor ki;

Sevgilisi,varlığını ondan talep edecek diye…

Dostum yan(ıl)ma boş yere; kâl değildir sevgi,

Hâle yansırsa güzel, yanarsın…yakarsın…varsın yansın!

Dostum,

Varsın ya, güzellik burada gizli,

Yakınlığın veya uzaklığın sözün zahiri

Alemin imtihanı

Varsın ya,

Uzaklığın dahi niyazıma vesile ya,

Daha ne isteyeyim ki,

İstemeli miyim ki,

Nasıl istenir ki…

 

Her düşman ilacındır, iksirindir senin; yararlıdır sana ve gönlüne şifadır… Kasım 6, 2009

Kategori: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 10:58 pm
Tags: ,

 

Her düşman ilacındır, iksirindir senin; yararlıdır sana ve gönlüne şifadır...

 

Kul, acıdan ve yaradan dolayı Hakk’a yakarıp sıkıntısından bin türlü şikayet eder. Hak der ki sıkıntı ve acı, sonunda seni yakarışa yöneltip doğrulttu. Seni bizim kapımızdan saptırıp uzaklaştıran nimetten şikâyet et. Aslında her düşman ilacındır, iksirindir senin; yararlıdır sana ve gönlüne şifadır. Çünkü ondan bir boşluğa kaçarsın da Allah’ın lütfundan yardım dilersin. Aslında dostların düşmandır sana. Çünkü seni Hakkın huzurundan uzaklaştırıp meşgul ederler. Porsuk denen bir hayvan vardır. Sopa yedikçe irileşip güçlenir. Sopayı vurdukça iyileşir. Sopa yarasından semirip palazlanır. Müminin özü de gerçekten bir porsuktur. Çünkü o da çektiği sıkıntıyla güçlenip palazlanır. Bu yüzden peygamberlerin uğradıkları sıkıntı ve yenilgi, tüm dünya halkının uğradıklarından fazladır. Böylece canları başka canlardan güçlü duruma gelmiştir. Çünkü başkaları onların gördükleri belayı görmemiştir. Deri, tabaklamada kullanılan ilacın sıkıntısını çekerek Taif derisi gibi güzelleşir. Ona acı ve keskin ilaçlar sürmeseydin, kokuşup pis olurdu. İnsanı, nemden dolayı kokuşup ağırlaşmış deri olarak bil. Acı ve keskin ilaçları ona bolca sür de temizlenip güzelleşsin ve muhteşem olsun. Ey yiğit, böyle yapamıyorsan, istemediğin halde Allah sana sıkıntı verdiğinde bundan hoşnut ol. Çünkü dostun (Allah’ın) verdiği bela sizin arınmanız demektir. Onun bilgisi sizin tedbirinizin üstündedir. Sefaya ulaşılınca bela tatlılaşır, sağlığa kavuşmanın izleri belirince ilaç güzelleşir.

Mesnevi (C. IV)

 

Allah’ın Yardımı Kasım 6, 2009

Kategori: Edebî İktibaslar — La Reverie @ 9:10 pm

“Sen Allah’ı seversen/ Allah seni sevmez mi?”

“Sen Allah’ı seversen/ Allah seni sevmez mi?”

Bu cümleler bir ilahide yer alan çok tatlı ifadelerden iki mısra. Allah’ı sevmek hiç şüphesiz Onun emirlerini tutup yasaklarından kaçınmakla olur. Bu yapıldığında Allah kulunu nasıl sevmez? Allah’ın dinine hizmet de hem Allah’ı sevmenin, hem de Allah’ın kulunu sevmesinin en önemli yollarından biri. Bu uğurda çırpınan kullarını sevdiğini Allah, Kur’ân’ında şu kanunuyla da formülleştirmiş: “Siz Allah’ın dinine yardım edersiniz, Allah da size yardım eder.”1 Allah böyle kullarına dünyayı yük olmaktan çıkarır, omuzlarından ağırlıkları alıverir. Geçimlerini kolaylaştırır, bolluk ve bereket verir, gönüllerine genişlik, huzur ve ferahlık bahşeder. En dar, en sıkıntılı anlarında bile onları bir kuş gibi hafif tutar. Hayatını insanlığın mânevî kurtuluşuna adayan Bediüzzaman Hazretleri, Nur talebelerinin imana, Kur’ân’a hizmeti çoğunlukla her belâya, her derde bir çare, bir ilâç olarak bulduklarını, “Biz hergün hizmet derecesinde maişette kolaylık, kalpte ferahlık, sıkıntılarda genişlik hissediyoruz” dediklerini anlatıyor. Çünkü bu hizmet doğrudan Allah’ın dinine hizmettir. Ekser şakirtlerin birer nevî kerâmet ve ikram-ı İlâhî hissettikleri gibi bizzat kendisinin de çok nevilerini ve çeşitlerini hissettiğini belirtiyor ve “Bu sıralarda bu havalideki şakirtler, yeminle itiraf ediyoruz ki, ‘Biz Nurun hizmetinde çalıştıkça hem maişetçe, hem istirahat-ı kalpçe bir genişlik, bir ferah zahir bir sûrette hissediyoruz. Ben kendimce o kadar hissediyorum ki, nefis ve şeytanım dahi o bedahete karşı hayret ederek sustular”3 diyor. Geçen iftar davetlerine katıldığımız canla başla hizmetlere koşan Gölcüklü arkadaşların konuyla ilgili itiraflarını gördük. Emekli öğretmen Ruhi Bey hayretle anlatıyordu: “Şaban Bey, inanır mısın emekli maaşımızla zar zor bir ev sahibi olmuştuk. 1999 depreminde ölümlerle pençeleştik. Ama Allah’a şükür Risâle-i Nur’un verdiği mâneviyâtla tesellî bulduk. Bundan sonra önümüz öyle açıldı ki Cenâb-ı Hak ummadığımız şekilde bir ev daha ihsan etti.” Hamit Bey de şunları anlattı: “Kimbilir nasıl, ne vaziyette emaneti, sahibine teslim edeceğim?” diye hep düşünüp dururdum. Depremde beş katlı apartman çöktü. Allah’a şükür biz beşinci kattan burnumuz kanamadan kurtulduk. 12 yıllık astsubaylıktan dindarlığımız için atılmış, pazarlamacılıkla geçimimizi sağlamaya çalışıyorduk. Bir de bu musibet gelmişti başımıza. Aldığımız dersler her olayı sabır ve tevekkülle karşılamayı öğretmişti bize. ‘Tevekkeltü alallah’ dedik. Bir ara ciddî ciddî ‘Gölcük’ü terk edip başka bir yere mi yerleşsek’ diye düşünmeye daldık. Bir dostumuz ‘Sakın bulunduğun yeri terk etme. Cenâb-ı Hak böyle musibetlerden sonra nimetlerini de verir’ demişti. Sebat ettik. Birkaç sene içinde Cenâs.a.b-ı Hak önümüzü öyle açtı ki biz de şaşırdık. Şimdi çarşının en güzel yerinde 9 tane dükkân nasip etti. Üçer üçer açarak genişçe üç dükkâna sahip olduk. Allah’a şükür kazancımız da çok iyi. Bunu hizmetin kerâmetine bağlıyorum. Şimdiye kadar Allah’a şükür ders ve sohbetleri hiç kaçırmadım. Deprem günlerinde bile sohbetlerimizi yaptık.” Demek mevziyi terk etmemek, sebatla hizmetlere koşmak gerekiyor. Biz Allah’ın dinine hizmet ederiz de o dinin sahibi bizi hiç terk eder mi?

Şaban DÖĞEN

 

Gam elçisi sana gelirse… Kasım 1, 2009

Kategori: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 9:27 am
Tags:
Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma, onu neşe ile karşıla, merhaba, hoş geldin de. Onu güler yüzle, tatlı sözle karşıla ki gönül alıcı o eşsiz varlık hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın da güzelliği ortaya çıksın.
 
Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimiz’den öğren de, Allah sana ne verirse ona razı ol. Başına gelen derde, balaya razı olur da, ses çıkarmazsan, o anda hemen sana cennet kapısı açılır. Eğer gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karşıla, onu kucakla. Zaten o sana yabancı değildir, onunla aşinalığın vardır. Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma, onu neşe ile karşıla, merhaba, hoş geldin de. Onu güler yüzle, tatlı sözle karşıla ki gönül alıcı o eşsiz varlık hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın da güzelliği ortaya çıksın.
Mevlana
 

Ümitten kesilirmiş… Ekim 31, 2009

Kategori: Titrek Mürekkebim — La Reverie @ 11:46 pm

Belki yüreğin bin parçaya bölünecek ama bin vuslata gebe olacak bu ayrılık...Read More

 

Hala yeşilse düşlerin yak birer birer haydi kurut,

Vermedi ki hiçbir umut, yıl artık gönlüm sen de unut

Hüzün doldu gölgende her bir bulut

Ağlama diyemem etmişken esbab sükut

Yalnız yolun yanlış, işin garip, halin mahçup

Olmadan Huzurda mahçup, gel çek elini masumun yakasından

Bir gün açılır Şah’ın kapısı da sen de olursun konuk

O zaman bakamazsan o Güzele, hangi amelin sana olur ışık

Gel etme, bu kadar haksızken deme, ben üzüldüm, kalbim kırık

Belki yüreğin bin parçaya bölünecek ama bin vuslata gebe olacak bu ayrılık…

 

La Reverie

 

O’na ulaşmak.. Ekim 29, 2009

Kategori: Aforizmalar-Nurâni Nakışlar — La Reverie @ 9:48 pm
Tags:
Cenab-ı Hakk'a ulaşmanın "burak"ı ihlastır. 

Cenab-ı Hakk’a ulaşmanın “burak”ı ihlastır.

 

 

Sen yaptıklarının karşılığını aldın Ekim 29, 2009

Kategori: Edebî İktibaslar — La Reverie @ 9:30 pm
Tags: ,

Estağfirullah ya Rabbi! Ben yine kendime takıldım.

 

Kanaatimce insanı Allah’la irtibatı noktasında yanlışlığa sürükleyen en önemli saik, onun mârifetullah hususundaki eksiklik, kusur ve cehaletidir.

Bu durum da kudret sahibi Zât’ın irade ve meşîetinin görülüp bilinmesine; neticeyi var eden Müessir-i Hakikî’nin tesirinin vicdanlarda duyulup hissedilmesine engel teşkil ediyor. Bütün bunların sonucunda neticeyi kendinden bilen, en azından kendine bir pay ayıran kişi, enaniyet ve gurur içine giriyor, yapıp ettiklerini gösterme, duyurma, kendini ifade etme derdine düşüyor, “Ben, ben!” diyerek Ramazan davulu gibi gümlemeye başlıyor.

Kişinin bu hâlini basit ve mücerred enaniyet diye isimlendirecek olursak, kimileri işi biraz daha ileri götürüp mürekkep enaniyete sürükleniyor ve tam bir egoist gibi davranma yoluna giriyor. Sanki kendisi olmasaymış, başka güzel işlerin ortaya çıkması pek mümkün değilmiş gibi kuruntuya, bir aldanmışlığa kapılıyor.

Bazıları daha bir ileri giderek egosantrist bir tavırla kendini beğenme sevdasına tutuluyor, kendi yapıp ettiği şeylerin beğenisiyle hayatını örgülüyor, onları her şey gibi görmeye-göstermeye çalışıyor.

Ve hele bazıları narsist bir edayla, yapıp ettiklerine âşık ve meftûn bir halde, bütün güzelliklerin kendisine ait olduğu vehmiyle oturup kalkıyor, başkalarının yaptığı hiçbir şeyi beğenmiyor, hiçbir güzelliği kabul etmiyor, kendisinden sadır olmayan hiçbir güzele güzel demiyor. Sanki işin içinde o olmasa güzellik adına herhangi bir şeyin ortaya çıkması mümkün değilmiş gibi sapık bir anlayış içinde hayatını sürdürüyor.

Tabiî bu hâle gelmiş bir zavallı bilmiyor ki, bu duygu kademe kademe onu mahvediyor, adım adım kalbini öldürüyor. İşin daha da vahim yanı, bütün bunlara rağmen o, hâlâ yerinde durduğunu zannediyor; zannediyor da içten içe bir firavun, bir narsist kesilmişken kıldığı namaz, yaptığı ibadet, ettiği sohbet ve insanlar üzerinde meydana getirdiği sûrî ve sun’î bir heyecanla kurtulabileceği vehmiyle esfel-i safilîne doğru yuvarlanıp gittiğinin farkına varamıyor.

Allah Dostlarının Hâli

Görüldüğü üzere tehlike baştan sezilip önü alınmazsa –Allah korusun– işin sonu gidip esfel-i safilîne dayanabilir. Bundan dolayıdır ki ehlullah, tahayyül ve tasavvur mertebesinde dahi olsa, nefsanî dürtüler karşısında büyük bir günah işlemiş gibi ürpermiş ve vakit geçirmeksizin hemen onunla mücadeleye girişmişlerdir. Mesela bakıyorsunuz, onlardan biri, “Sübhânallahi ve bihamdihî sübhânallahi’l-azîm– Allah’ı her türlü eksiklikten tenzih eder ve O’na hamd ederim. Azîm olan Allah, her türlü eksiklikten münezzehtir.” derken gönlünün derinliklerinden kopup gelen bir edayla, kalbinin sesi olarak ortaya çıkan tesbih u tahmidlerle çevresindeki insanlarda aşk u heyecan uyarıyor, cezb u incizab mevcelenmeleri meydana getiriyor. Kimileri kendinden geçiyor, kimileri hıçkırıklara boğuluyor. İşte o esnada “Benim zikrim, benim ses ve soluğum vesilesiyle bunlar gerçekleşti…” gibi bir his kalbine hutûr edince zahiren hiç münasebeti yokken, birdenbire o zikrini kesiyor, dehşet verici ve ürperten bir hâlde, belki bütün vücuduyla titreyerek “Estağfirullah ya Rabbi! Estağfirullah ya Rabbi! Estağfirullah ya Rabbi!” deyip inliyor, inleyip içine doğan o anki mülâhazaya karşı ciddi bir isyan ahlâkıyla mücadeleye girişiyor.

Evet, sizin ortaya attığınız tohumlar gözünüzün önünde birdenbire yerden fışkırsa; bir tanesi bin başak verse ve her başak bin buğdaya yürüse… işte bütün bunların neticesinde dahi aklınızın köşesinden “Bu işte bizim de bir dahlimiz var”, diye geçecek olursa, büyük bir günah işlemiş gibi istiğfar etmiyorsanız yaptığınız işlerin hepsi “hebâen mensûrâ/toz-duman” hâline gelir, heder olur gider. Kendinize mal ettiğiniz an, bu nimetler elinizden alınır. Hadis-i şerifte de ifade buyrulduğu gibi öbür tarafta; “Sen, yaptıklarını ‘yapıyor’ desinler diye yaptın ve onlar da dediler. Dolayısıyla sen belli bir darlık içinde yaptıklarının karşılığını aldın. Ahiretin o genişliğine, o enginliğine rağmen burada alacağın bir şey kalmadı.” sözüne muhatap olursunuz. O açıdan bu mevzuda donanımımız tam olmalı. Rabb’imizin rızasına muhalif ve O’nu ifade etmeyen mülâhazalar içimizi bulandırdığında yani bütün müspet şeyleri O’na bağlamamız gerekirken bunları kendimize mâl etme gibi gafil, cahil ve nadanlara düşecek bir yanlışlık sürecine girdiğimizde meseleyi hemen orada kesmeli ve derin bir nefis muhasebesiyle soluklanıp “Estağfirullah ya Rabbi! Ben yine kendime takıldım.” demeliyiz.

Çünkü kendine takılan kat’iyen Allah’a doğru yürüyemez,

nefsini ayaklar altına alıp üzerinde raks etmeyen de

asla O’na ulaşamaz.

 

M. Fethullah Gülen

 

Kuvvetim Bitti Ekim 29, 2009

Kategori: Berceste-Şiir, Yürekler Semaya-Yakarış — La Reverie @ 8:20 pm

 

yanayım Sana geleyim..

 

Ruhumun ufkunda bir güneşsin sen,
Bana Leyla’yı da rahlen öğretti.
Beni bu illerde tüket istersen,
Gurbet bana kâfi, sensizlik yetti.

Her akşam islidir, yıldızsız gökler,
Her sabah dumanlı, sızlayan kökler,
Bu gönül derinden bir haber bekler,
Turnalar uçtular, kervanlar gitti.

Bana dua gerek, soluğun gerek,
Bana vuslat sunsun yeter ki felek,
Her şeyi kenara hemen iterek,
Gelirim vallahi kuvvetim bitti.

Mehmet Erdoğan